sıkıntı ile cümle
sıkıntı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
5
ORT. KELİME
Tom'un arkadaş sıkıntısı yok.Tom has no shortage of friends.
Mary ve Tom'un denizde kaybolduklarını düşündük ama sonra sıkıntı parlaması gördük.We thought Mary and Tom were lost at sea but then we saw the distress flare.
Tom maddi sıkıntılar yaşıyor.Tom is having financial problems.
Tom toplantıya kadar sıkıntıdan patladı.Tom was bored to tears by the meeting.
Her zaman bol sıkıntı vardır.There's always plenty of trouble.
Çok sıkıntımız vardı.We've had a lot of adversity.
O gerçek sıkıntı anlamına gelebilir.That could mean real trouble.
Onların yasal sıkıntıları var.They have legitimate gripes.
Sinir bozucu bir sıkıntıydı.It was a frustrating ordeal.
Serbest seçimlerle ilgili sıkıntı, nasıl sonuçlanacaklarını asla bilmezsiniz.The trouble with free elections is that you never know how they are going to turn out.
Bir sıkıntımız var.We have a shortage.
Mağaza soygunculuğu benim için büyük bir sıkıntı oldu.The convenience store robbery was a great inconvenience to me.
Ben sıkıntılıyım.I'm troubled.
Yeri bulmakta herhangi bir sıkıntı çektin mi?Did you have any trouble finding the place?
Penguenler uçmayı öğrenirlerse ciddi sıkıntı içinde oluruz.If penguins ever learn to fly, we'll be in serious trouble.
Tom sıkıntı çekiyor gibi görünüyor.It seems like Tom is having trouble.
Ben her zaman paraca sıkıntıda oluyorum.I'm always short of money.
Tom sıkıntılı bir çocukluk geçirdi.Tom had a troubled childhood.
Buğday sıkıntısı var.There's a wheat shortage.
Sıkıntıdan patlıyor olmalısın.You must have been bored to death.
Leyla'nın sıkıntısı bitmedi.Layla's ordeal isn't over.
O ölürse ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalacağız.If he dies, we will face serious difficulties.
Bunu yaparken herhangi bir sıkıntı yaşadın mı?Did you have any trouble doing that?
Tom'un sıkıntısı bitmedi.Tom's ordeal isn't over.
Leyla'nın taşradaki sıkıntısı yeni başlıyordu.Layla's ordeal in the outback was just beginning.
Sami okulda herhangi bir sıkıntı yaşamadı.Sami didn't get into any trouble at school.
Tom ciddi bir sıkıntı içinde olduğunu biliyordu.Tom knew he was in serious trouble.
Sami'nin sıkıntılı bir geçmişi vardı.Sami had a troubled past.
Tom bunu yaparsa sıkıntı çıkabilir.It might cause problems if Tom does that.
Tom'un sıkıntıları çok uzak.Tom's troubles are far from over.
Tom genellikle sıkıntı çeker.Tom often gets into trouble.
Sıkıntıdan ölüyor gibi görünüyorsun.You look bored to death.
Hiçbir sıkıntı sonsuza dek sürmez.No adversity lasts forever.
Tom sıkıntılı görünüyordu.Tom seemed to be distressed.
Tom'un kazanmak için sıkıntısı yoktu.Tom had no trouble winning.
Tom sıkıntılı olduğunu söyledi.Tom said that he was troubled.
Tom sıkıntı çekiyordu, bu yüzden ona yardım etmeyi kabul ettim.Tom was having trouble, so I agreed to help him.
Tom arabasıyla çok sıkıntı çekiyor.Tom is having a lot of trouble with his car.
Tom'un evini bulmakta sıkıntım oldu.I had trouble finding Tom's house.
Tom'un bir sıkıntısı var.Something is wrong with Tom.
Sami pek çok başarısız ilişkiden sıkıntı yaşadı.Sami suffered from many failed relationships.
Sami çok sıkıntılıydı.Sami was very troubled.
Sami, Leyla'yı sıkıntıya sokmak istemedi.Sami didn't want to get Layla in trouble.
Sıkıntı olmayacaktır.There shouldn’t be any issues.
Tom'un sıkıntılı olduğunu biliyorum.I know Tom is troubled.
Tom iş bulmakta sıkıntı yaşadı.Tom had a hard time finding a job.
Ayağındaki sıkıntı devam ediyor mu?Are you still having foot problems?
Ayaklarındaki sıkıntı devam ediyor mu?Are you still having foot problems?
Tom iş bulmakta çok sıkıntı yaşıyor.Tom is having a lot of trouble finding a job.
Bütün sıkıntıların kaynağı ne?What's causing all the problems?
Park etmede sıkıntı yaşadım.I had trouble parking.
Ne kadar az mal mülk, o kadar az sıkıntı.Less possessions, less boredom.
Hata yapmak sıkıntı değildir.It's OK to make mistakes.
Sıkıntı yarattığı dönem bitti.His troublemaking days are over.
Para sıkıntısı çekiyor galiba.He seems to be hard up for money.
Ailevi bir takım sıkıntıları varmış.Apparently, there is a range of family problems.
Ulaşım sıkıntısı yaşadığınızı duymuştum.I've heard you've had a hard time with transportation.
Senin benimle bir sıkıntın mı var?Do you have a beef with me?
Evimiz ulaşım sıkıntısı olmayan bir yerde.Our house is in a convenient location.
Bir sıkıntı olduğunu anladım hemen.I immediately knew something was wrong.