sıkı ile cümle

sıkı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
5
ORT. KELİME
Hava çok sıkıntılı;sanırım kısa süre içinde gök gürleyecek.It's so muggy; I think it will thunder in a short while.
Oyunların hepsi sıkıcıydı.The games were all boring.
Hâlâ yapacak bir sürü iş var, bu yüzden sıkılmayacağım.There's still a lot left to do, so I won't get bored.
Boğazında sıkışmış bir diken gibi.Like a thorn stuck in your throat.
O can sıkıcı değil mi?Isn't that annoying?
İnsanlar iş yerlerinde cinsel ilişkide bulunduğunda, bu can sıkıcıdır.It's annoying when people make out at work.
Canım sıkılıyor.I'm bored.
Elinden geldiğince sıkı çabala.Try as hard as you can.
Karayolu üzerinde bir trafik sıkışıklığı var.There is a traffic jam on the highway.
Bu sıkı dondurulmuş.It's frozen hard.
Sıkıntı şurada ki.There's the rub.
Küçük bir köyde hayat sıkıcıdır.Life is boring in a small village.
O gençken, sıkı bir işçiydi.When he was young, he was a hard worker.
René'in parmakları kapıda sıkıştı.René's fingers are caught in the door.
Jane çok sıkıcı bir hafta sonu geçirdi.Jane had a very boring weekend.
Dürüst olmak gerekirse, onun konuşmaları her zaman bir sıkıntı.To be honest, his talks are always a bore.
Eğer kardio yaptığında terlemiyorsan, öyleyse onu yeterince sıkı yapmıyorsun.If you're not sweating when you do cardio, then you're not doing it hard enough.
İki parça birlikte sıkıca yapıştırıldı.The two pieces were glued tightly together.
Onlar tilkiyi kapana sıkıştırdılar.They trapped the fox.
13 Aralık 1981'de Polonya'da sıkıyönetim ilan edildi.On December 13, 1981 martial law was declared in Poland.
Bu müzik herkesin canını sıkıyor.This music's annoying everyone.
Elektrik prizinde sıkışıklık vardı.There was jam in the electric outlet.
Eğer sıkıldıysan, Tatoeba'ya katkıda bulunabilirsin.If you're bored, you can contribute to Tatoeba.
Yeni patron gerçekten sıkı yönetiyor.The new boss runs a really tight ship.
Ebeveynler çocuklarını dürüstlük ve sıkı çalışmanın önemi üzerine etkilemeye çalışıyorlar.Parents try to impress upon their children the importance of honesty and hard work.
Bu yer sıkıcıdır.This place is boring.
O çok sıkıntıdaydı ama mecbur olduğu işi isteyerek yaptı.She was in dire straits, but made a virtue out of necessity.
Ödev yapmak oldukça sıkıcı.Doing homework is extremely boring.
Bu roman sıkıcı.This novel is boring.
Yeni Harry Potter filmi oldukça sıkıcı.The new Harry Potter movie is pretty lame.
Giriş sınavını geçebilsin diye, o sıkı çalışıyor.He's studying hard so he can pass the entrance exam.
Kilitleme mekanizması sıkıştı.The locking mechanism has jammed.
Sıkı çalışmayla, planlarınız başarılı olacaktır.With hard work, your plans will succeed.
Ben koşuya gitmeden önce ayakkabılarımı her zaman sıkı bağlarım.I always tie my shoes tightly before I go jogging.
Küçük kasabada hayat sıkıcıdır.Life in a small town is boring.
Küçük bir kasabada hayat sıkıcıdır.Life in a small town is boring.
Şirket mali sıkıntıda.The company is in financial trouble.
2010 yılında, H1N1 aşısı sıkıntısı vardı.In 2010, there was a shortage of H1N1 vaccine.
Can sıkıcı reklamcı evimi aradı.The annoying advertiser called my house.
Sıkı çalışman için teşekkürler.Thanks for your hard work.
Bugün sıkıcı bir gün.Today is a boring day.
Yalnız olduğun zaman sıkılmadın mı?Don't you get bored when you're alone?
Yalnız olduğunda sıkılmaz mısın?Don't you get bored when you're alone?
Ben de sıkıcı esprileri seviyordum.I liked boring jokes, too.
Peter sıkıldığını söyleyebilir.Peter could tell that she was bored.
Bu çok sıkıcı.This is so boring.
Senin eksantrikliğin seni ya sevimli ya da sıkıcı yapabilir.Your eccentricities can make you either charming or tedious.
Canımı sıkıyorsun.You're annoying me.
Benim için yüksek sesle müzik dinlemek can sıkıcı.For me, listening to loud music is annoying.
Onun uzun konuşmasından herkes sıkılmıştı.Everyone was bored by his long speech.
Para biriktirmek için sıkı çalıştı.She's worked hard to save up money.
Bir trafik sıkışıklığı yakalanmazsak, sanırım zamanında orada olacağız.I think we'll get there in time if we don't get caught in a traffic jam.
Trafik sıkışıklığına yakalanmazsak, sanırım onu zamanında yapacağız.I think we'll make it in time if we don't get stuck in a traffic jam.
Tayvan'daki insanlar sıkı çalışırlar.People in Taiwan work hard.
Senin sayende, sıkıcı iş birikimi tamamlandı.Thanks to you, the backlog of tedious work has been completed.
O, ailesinden sıkıldı.He was bored with his family.
Onun sıkıntıya sebep olabileceğine inanıyorlardı.They believed it might lead to trouble.
Zaman zaman can sıkıcı baş ağrısı çekti.At times, he suffered from a painful headache.
İngilizler sıkı döğüştü ve saldırıyı püskürttü.The British fought hard and stopped the attack.
İngiliz birlikleri sıkı savaştılar ama Almanları durduramadılar.The British troops fought hard, but could not stop the Germans.

İlgili Sayfalar