Bütün bu sürtüşmeden bıkıp usandım.I'm sick and tired of all this bickering.
Bütçe kesintileri bölümde bir miktar sürtüşmeye neden olmalı.The budget cuts are bound to cause some friction in the department.
Tom ile Mary arasında daima bir sürtüşme olmuştur.There's always been some friction between Tom and Mary.
Roma-Sassani ilişkisinde zaten biraz sürtüşme vardı.The Roman-Sasanian relationship already had some friction.
O andan sonra bir yıl boyunca ikisi arasında ara ara sürtüşmeler yaşandı.There was tension between the two for some time after this.
Bununla birlikte, Ermenilerle sürtüşmeler yüzünden Konstantinopolis'e geri çağrıldı.Soon, however, he was recalled to Constantinople because of friction with the Armenians.
Gerçekten ihtiyacım olan şey sürtüşmeleri bırakmanız.What I really need is for everyone to just stop bickering!
Kasparov'un süreç dediği şey sürtüşmenin bir yan ürünü.What Kasparov calls process is a byproduct of friction.
Süreç daha iyi oldukça, sürtüşme de azalıyor.The better the process, the less the friction.
Ve sürtüşmeyi minimize etmek belirleyici etken haline geliyor.And minimizing friction turns out to be the decisive variable.
Ancak Makedonya Başpiskoposu Stefan'ın sözleri Yunanistan ile bir sürtüşmeye yol açtı.Comments by Macedonia's Archbishop Stefan, however, triggered a row with Greece.
Türk bakan Gül, Iraklı Kürtler konusunda hükümetle ordu arasında sürtüşme olduğunu yalanladıTurkey's Gul denies government-military rift over Iraqi Kurds
Belgede, siyasi partiler arasındaki sürtüşmelerin diğer hazırlıkları da engellediği belirtildi.Bickering between political parties had hampered other preparations, it said.
Yasa iktidar koalisyonu içinde de sürtüşmeye yol açtı.The legislation has also caused a rift within the ruling coalition.
Bu, Basescu ile iktidardaki Ulusal Liberal Parti (PNL) arasındaki ilk sürtüşme değil.This is not the first rift between Basescu and the ruling National Liberal Party (PNL).
Bu Becali'nin adalet sistemiyle ilk sürtüşmesi değil.This is not Becali's first brush with the justice system.
Kosovalı Sırplar arasında da benzer sürtüşmeler yaşanıyor.A similar rift exists among the Kosovo Serbs themselves.
Türkiye, sürtüşme halindeki iki taraf arasında arabuluculuk faaliyetlerinde lider rol oynadı.Turkey has played a leading role in mediating between the two bickering sides.
Tartışmada, ikili arasındaki kişisel sürtüşme de ortaya çıktı.The debate revealed the depth of their personal conflict.
Bunun yanında grupta iç sürtüşmeler yaşandığı da gelen haberler arasında.In addition, the group has reportedly been experiencing internal bickering.
Makedonya'nın durumunda, hükümetle muhalefet arasında bir sürtüşme var.In the case of Macedonia, there is a rift between the government and the opposition.
Pocasset yerleştikten bir yıldan az bir süre sonra, sürtüşmeler ve sivil zorluklar yaşadı.Less than a year after Pocasset was settled, it suffered rifts and civil difficulties.
Bu dönemde cumhurbaşkanı ve başbakan arasında sürekli bir sürtüşme vardı.There was constant friction between the president and the premier during this period.
Bu kadar uzun sürtüşmelerde bile, tehlike ciddiye alınacak kadar büyüktü.Even at such long odds, the danger was sufficiently great to be taken seriously.
O andan sonra bir yıl boyunca ikisi arasında ara ara sürtüşmeler yaşandı.Allerdings kam es bereits ein Jahr darauf zu einem Zerwürfnis zwischen den beiden.
Daha sonra kardeş çocukları olan Sincaroğlu ile Zılgıtoğulları arasında büyük bir sürtüşme olur.Nach seinem frühen Tod kam es zum Streit zwischen seinen Kindern und Geschwister um sein Erbe.
İngiliz ordusunun bu ileri hareketi daha sonra Yugoslav kuvvetleriyle bazı sürtüşmelere yol açmıştır.Des difficultés surgirent lorsque les Britanniques rencontrèrent les forces yougoslaves.
Buna rağmen, arada sırada üst düzey yönetimdeki üyeler arasında sürtüşmeler olmuştur.En otras ocasiones la orden de arresto venía de los altos mandos.
Yerleşilen bu bölge çevredekilerin sürtüşmelerine neden olan bir bölgedir.Esta localidad bien merece una detención si se está recorriendo los alrededores.
Bir süre William Regal ile sürtüşmeye girerler.Nel frattempo, inizia una faida con William Regal.
Aralarındaki sürtüşmenin büyümesiyle birlikte işler karışır.Quello che avviene è che lo spaziotempo tra di loro si espande.
Ancak yine de bu ülkeyle sürtüşmekten kaçındı.Voi vedete come abbia trascinato con sé la Nazione.
Buna rağmen, arada sırada üst düzey yönetimdeki üyeler arasında sürtüşmeler olmuştur.Однако, несмотря на это, среди членов съёмочной группы постоянно царило веселье.
Avşar'lar ile sık sık sürtüşmelere girdiler.В их хуторе часто останавливались путешественники.
İngiliz ordusunun bu ileri hareketi daha sonra Yugoslav kuvvetleriyle bazı sürtüşmelere yol açmıştır.Esta intervenção britânica nos Açores colocou em perigo a sobrevivência das forças liberais.
Avşar'lar ile sık sık sürtüşmelere girdiler.Zaparcia pojawiają się bardzo często u królików.
İngiliz sömürge dönemi sırasında Yahudiler ile Araplar arasındaki sürtüşmeler artmaya başladı.Ett inbördeskrig bröt då ut mellan judar och araber.
Bu beyliklerin Osmanlı hakimiyetinde olması iki ülke arasında sık sık sürtüşmelere yol açtı.Misshälligheterna mellan de två antagonisterna visade sig ofta.
Ohio'nun denetimini sağlamaya yönelik bu sürtüşme Fransız - Hint Savaşı'na yol açmıştır.Fransk-indianska kriget betydde början till slutet för Ohiokompaniet.
Avşar'lar ile sık sık sürtüşmelere girdiler.Velmi často šlo přímo o prostitutky.
İlerleyen haftalarda ikisi arasındaki sürtüşmeler devam etti.Vypjatá atmosféra na obou stranách pokračovala i v následujících dnech.
Bütçe kesintileri bölümde bir miktar sürtüşmeye neden olmalı.Budjettileikkaukset tulevat aiheuttamaan erimielisyyksiä ministeriössä.
Bu da iki taraf arasında sürtüşmelere neden oluyordu.Αυτό πυροδότησε ένταση μεταξύ των δύο πλευρών.
Bununla birlikte, Ermenilerle sürtüşmeler yüzünden Konstantinopolis'e geri çağrıldı.Σύντομα, όμως, ανακλήθηκε στην Κωνσταντινούπολη λόγω τριβής με τους Αρμένιους .
O andan sonra bir yıl boyunca ikisi arasında ara ara sürtüşmeler yaşandı.Det var imidlertid to år senere at bandets problemer virkelig kom for en dag.
İngiliz sömürge dönemi sırasında Yahudiler ile Araplar arasındaki sürtüşmeler artmaya başladı.Under den britiske administrasjonen økte de politiske friksjonene mellom jøder og arabere i Palestina.
Bununla birlikte, Ermenilerle sürtüşmeler yüzünden Konstantinopolis'e geri çağrıldı.Namun segera ia dipanggil kembali ke Konstantinopel karena bertikai dengan Armenia.
Bu farklılık Gilbreth'ler ile Taylor arasında kişisel bir sürtüşmeye yol açmıştır.この人事はジャイアンツとテイラーにとって大きな変化を以後もたらすことになる。
İngiliz sömürge dönemi sırasında Yahudiler ile Araplar arasındaki sürtüşmeler artmaya başladı.委任統治の残りの期間中、ユダヤ人とアラブ人コミュニティ間の戦いが激化した。
Aralarındaki sürtüşmenin büyümesiyle birlikte işler karışır.他们在混乱间获得了发展壮大的机会。
Daha sonra kardeş çocukları olan Sincaroğlu ile Zılgıtoğulları arasında büyük bir sürtüşme olur.단순한 악역으로써가 아니라 형이나 아들과 대립하며 고뇌하는 모습도 함께 그려진다.
Bununla beraber anne ile kız arasında gerçek sürtüşmeler de var.어머니와 자식 사이에는 폭력이 발생하기도 한다.
Ekim 1630’da Beeckman ile çalışmalarından fikir çaldığı iddiasıyla sürtüşmeye başladı.През октомври 1630 година влиза в конфликт с Исак Бекман, обвинявайки го, че е присвоил някои от идеите му.
Dişiler arasında da ufak sürtüşmeler olsa da ciddi yaralanmalar yaşanmaz.Въпреки сериозното разпространение на пушек, никой не е пострадал.
Ama koalisyon bünyesindeki sürtüşmelere meydan vermedi.Нека не се въргаляме в долината на отчаянието.
İngiliz sömürge dönemi sırasında Yahudiler ile Araplar arasındaki sürtüşmeler artmaya başladı.Otvorený konflikt medzi Arabmi a Židmi začal.
Yerleşilen bu bölge çevredekilerin sürtüşmelerine neden olan bir bölgedir.Táto situácia je pre obkľúčeného veľmi nebezpečná.
Bu albümle beraber Lennon - McCartney sürtüşmesinde Lennon'ın tarafından olduğunu gösterdi.Mene pa ni v knjigi.« Lennonova najmočnejša čustva pa so bila usmerjena v McCartneyja.
Aslında toplam kapasiteyi belirlerken bu sürtüşme insanın gücünden ya da makinenin gücünden daha önemlidir.사실 이런 마찰은 전체적인 능력을 결정하는데 있어서 인간의 힘이나 기계의 힘보다 훨씬 더 중요합니다
Aslında toplam kapasiteyi belirlerken bu sürtüşme insanın gücünden ya da makinenin gücünden daha önemlidir.Opór jest ważniejszym czynnikiem niż zdolności człowieka czy moc maszyny w określaniu całkowitych możliwości.