Yapılan yardımlar, buralardan sağlanan paraların yanında devede kulak kalıyor.Al lado de ellos, estos nuevos flujos de ingresos dejan pequeña a la ayuda.
Yapılan yardımlar, buralardan sağlanan paraların yanında devede kulak kalıyor.Deze nieuwe inkomstenstromen doen de hulp in het niet verzinken.
Yapılan yardımlar, buralardan sağlanan paraların yanında devede kulak kalıyor.Diese neuen Einkommensarten stellen Hilfsmittel in den Schatten.
Yapılan yardımlar, buralardan sağlanan paraların yanında devede kulak kalıyor.Ensemble, ces nouveaux revenus rendent négligeable l'assistance internationale.
Yapılan yardımlar, buralardan sağlanan paraların yanında devede kulak kalıyor.Estes novos fluxos de receitas fazem parecer minúscula a ajuda internacional.
Yapılan yardımlar, buralardan sağlanan paraların yanında devede kulak kalıyor.În comparaţie cu ele, aceste noi surse de venituri diminuează ajutorul extern.
Yapılan yardımlar, buralardan sağlanan paraların yanında devede kulak kalıyor.그 사이에서 이렇게 흘러들어오는 돈은 원조를 초라하게 만듭니다.
Yapılan yardımlar, buralardan sağlanan paraların yanında devede kulak kalıyor.Naproti tomu, jsou zde nové příjmy z těchto vývozů, které převyšují rozvojovou pomoc.
Yapılan yardımlar, buralardan sağlanan paraların yanında devede kulak kalıyor.Sommati tra loro, i ricavi generati fanno impallidire gli aiuti esteri.
Yapılan yardımlar, buralardan sağlanan paraların yanında devede kulak kalıyor.W sumie wpływy z tych nowych źródeł dochodów przyćmiewają napływającą pomoc.
Yapılan yardımlar, buralardan sağlanan paraların yanında devede kulak kalıyor.Αυτές οι νέες πηγές εσόδων επισκιάζουν την οικονομική βοήθεια.
Yapılan yardımlar, buralardan sağlanan paraların yanında devede kulak kalıyor.Между ними и делятся все поступающие доходы.
Yapılan yardımlar, buralardan sağlanan paraların yanında devede kulak kalıyor.Между тях, тези нови приходи спират помощта.
Yapılan yardımlar, buralardan sağlanan paraların yanında devede kulak kalıyor.ובין כל ההכנסות החדשות האלה, הן מגמדות את הסיוע.
Yapılan yardımlar, buralardan sağlanan paraların yanında devede kulak kalıyor.فيما بينهم، هذه التدفقات الجديدة للإيرادات تقزم المساعدات.
Yapılan yardımlar, buralardan sağlanan paraların yanında devede kulak kalıyor.一つの例をあげると
Yatırımcılar, güvende durması için paralarını bana emanet ettiler.Dają mi pieniądze na przechowanie.
Yatırımcılar, güvende durması için paralarını bana emanet ettiler.Ei m-i încredinţează pentru a-i păstra în siguranţă.
Yatırımcılar, güvende durması için paralarını bana emanet ettiler.Họ đang đem lại cho nó cho tôi giữ mãi.
Yatırımcılar, güvende durması için paralarını bana emanet ettiler.Ils me le donnent pour la garde.
Yatırımcılar, güvende durması için paralarını bana emanet ettiler.Loro me li danno perché li custodisca. Quindi è questa la mia responsabilità.
Yatırımcılar, güvende durması için paralarını bana emanet ettiler.Oni mi je dávají, abych je bezpečně uschoval.
Yatırımcılar, güvende durması için paralarını bana emanet ettiler.Porque eu devo isto outras pessoas.
Yatırımcılar, güvende durması için paralarını bana emanet ettiler.Porque se lo debo a otras personas.
Yatırımcılar, güvende durması için paralarını bana emanet ettiler.Ze geven het aan mij om veilig te bewaren.
Yatırımcılar, güvende durması için paralarını bana emanet ettiler.Они отдать его мне на хранение.
Yatırımcılar, güvende durması için paralarını bana emanet ettiler.Те ми ги дават само да ги пазя.
Yatırımcılar, güvende durması için paralarını bana emanet ettiler.הם מסרו אותו אליי למשמרת.
Yatırımcılar, güvende durması için paralarını bana emanet ettiler.هم يعطوني أموالهم لأحفظها لهم
Yatırımcılar, güvende durması için paralarını bana emanet ettiler.だから、これは私の負債、返済する義務があるお金です。
Yeniden paraları atıyoruz.Następnie rzucamy nimi ponownie.
Yeniden paraları atıyoruz.Pak je hodíme znovu.
Yeniden paraları atıyoruz.Затем мы подбрасываем монеты ещё раз.
Yeniden paraları atıyoruz.今度は5セント硬貨が表で1セント硬貨が裏でした
Yusuf sattığı buğdaya karşılık Mısır ve Kenandaki bütün paraları toplayıp firavunun sarayına götürdü.요셉이 곡식을 팔아 애굽 땅과 가나안 땅에 있는 돈을 몰수이 거두고 그 돈을 바로의 궁으로 가져오니
Yusuf sattığı buğdaya karşılık Mısır ve Kenandaki bütün paraları toplayıp firavunun sarayına götürdü.וילקט יוסף את כל הכסף הנמצא בארץ מצרים ובארץ כנען בשבר אשר הם שברים ויבא יוסף את הכסף ביתה פרעה׃
Yusuf sattığı buğdaya karşılık Mısır ve Kenandaki bütün paraları toplayıp firavunun sarayına götürdü.فجمع يوسف كل الفضة الموجودة في ارض مصر وفي ارض كنعان بالقمح الذي اشتروا. وجاء يوسف بالفضة الى بيت فرعون.
Yusuf sattığı buğdaya karşılık Mısır ve Kenandaki bütün paraları toplayıp firavunun sarayına götürdü.約 瑟 收 聚 了 埃 及 地 和 迦 南 地 所 有 的 銀 子 、 就 是 眾 人 糴 糧 的 銀 子 、 約 瑟 就 把 那 銀 子 帶 到 法 老 的 宮 裡
Yusuf sattığı buğdaya karşılık Mısır ve Kenandaki bütün paraları toplayıp firavunun sarayına götürdü.約瑟 收聚 了 埃及 地和 迦南 地 所有 的 銀子 、 就是 眾人糴糧 的 銀子 、 約瑟 就 把 那 銀子 帶到 法老 的 宮裡
Zorluklarla kazandığım paralarımı harcamadan önce problemi etraflıca analiz ederim.Chci se ujistit, že jsem problém úplně rozebral, předtím, než utratím své těžce vydělané dolary.
Zorluklarla kazandığım paralarımı harcamadan önce problemi etraflıca analiz ederim.저는 제가 힘들게 번 돈을 쓰기 전에 문제를 확실히 분석하고 싶어요.
Zorluklarla kazandığım paralarımı harcamadan önce problemi etraflıca analiz ederim.ここでは、