"Her parıldayanı altın sanma." ne demek diye adama sorunca,Jos kysytään, mitä tarkoittaa "Kaikki mikä kiiltää ei ole kultaa"?
"Her parıldayanı altın sanma." ne demek diye adama sorunca,Když se takového člověka zeptáte, třeba -- "není všechno zlato, co se třpytí, co to znamená?"
"Her parıldayanı altın sanma." ne demek diye adama sorunca,그들에게 "모든 반짝이는 것이 금은 아니다.", 가 무엇을 의미하나요? 라고 물으면,
"Her parıldayanı altın sanma." ne demek diye adama sorunca,"Nie je všetko zlato, čo sa blyští", čo to znamená?"
"Her parıldayanı altın sanma." ne demek diye adama sorunca,Om man frågar den här killen: "allt som glittrar är inte guld" - vad menas med det?
"Her parıldayanı altın sanma." ne demek diye adama sorunca,Se chiedo a questo individuo, "Non tutto quel che brilla è oro," che cosa significa?"
"Her parıldayanı altın sanma." ne demek diye adama sorunca,Se perguntarem a essa pessoa : "Qual é o significado de " 'Nem tudo o que reluz é ouro' "?
"Her parıldayanı altın sanma." ne demek diye adama sorunca,Si le preguntan a este tipo, "¿qué significa "No todo lo que brilla es oro"? ¿Qué quiere decir eso?"
"Her parıldayanı altın sanma." ne demek diye adama sorunca,Si vous lui demandez ce que veut dire l'expression " tout ce qui brille n'est pas d'or ? "
"Her parıldayanı altın sanma." ne demek diye adama sorunca,Wenn sie so jemanden fragen, was "Es ist nicht alles Gold, was glänzt." bedeutet, wird der Patient sagen:
"Her parıldayanı altın sanma." ne demek diye adama sorunca,Αν ρωτήσεις αυτόν τον τύπο, τι "Ότι λάμπει δεν είναι χρυσός," τι σημαίνει αυτό;
"Her parıldayanı altın sanma." ne demek diye adama sorunca,Ако попитате този човек, какво "Не всеки отблясък е злато," какво означава?"
"Her parıldayanı altın sanma." ne demek diye adama sorunca,Если спросить такого парня, "Не всё то золото, что блестит — что это означает?"
"Her parıldayanı altın sanma." ne demek diye adama sorunca,Якщо ви запитаєте у хлопця, що - "не все те золото, що блищить," - що це означає?
"Her parıldayanı altın sanma." ne demek diye adama sorunca,אם נשאל אדם כזה מה המשמעות של "לא כל הנוצץ זהב הוא",
"Her parıldayanı altın sanma." ne demek diye adama sorunca,إذا سألت هذا الرجل، ماذا "ليس كل ما يلمع من ذهب،" ماذا يعني ذلك؟
"Her parıldayanı altın sanma." ne demek diye adama sorunca,というのはどういう意味と聞くと その患者は「金属製で光っていても金というわけではない
İki, mükemmellikten uzaktır ve çok parıltılı değildir. ve birden başlayıp birden bitmez.Drugič, je nepopolno; ni zelo blesteče; in se ne nenadoma začne in nenadoma konča.
İki, mükemmellikten uzaktır ve çok parıltılı değildir. ve birden başlayıp birden bitmez.En segundo lugar, es imperfecto; no es muy glamoroso; y no empieza y termina repentinamente.
İki, mükemmellikten uzaktır ve çok parıltılı değildir. ve birden başlayıp birden bitmez.För det andra, det är inte som på film, inte särskild glamoröst; och det har ingen tydlig början eller slut.
İki, mükemmellikten uzaktır ve çok parıltılı değildir. ve birden başlayıp birden bitmez.În al doilea rând, e imperfect. Nu arată bine. Și nu începe și se termină brusc.
İki, mükemmellikten uzaktır ve çok parıltılı değildir. ve birden başlayıp birden bitmez.둘째: 불완전하고, 화려하지도 않을 뿐더러 갑작스레 시작하고 끝나지 않습니다.
İki, mükemmellikten uzaktır ve çok parıltılı değildir. ve birden başlayıp birden bitmez.Másodszor: tökéletlen, nem igazán dicsőséges, nincs határozott kezdete és vége.
İki, mükemmellikten uzaktır ve çok parıltılı değildir. ve birden başlayıp birden bitmez.Nomor dua, hal itu tidak sempurna, tidak begitu mempesona; dan tidak dimulai dan berakhir dengan tiba-tiba.
İki, mükemmellikten uzaktır ve çok parıltılı değildir. ve birden başlayıp birden bitmez.Po drugie, to proces niedoskonały, nie odbywa się w blasku chwały i nie ma określonego początku ani końca.
İki, mükemmellikten uzaktır ve çok parıltılı değildir. ve birden başlayıp birden bitmez.Po druhé, je to nedokonalé; neveľmi oslnivé; nezačne a neskončí to náhle.
İki, mükemmellikten uzaktır ve çok parıltılı değildir. ve birden başlayıp birden bitmez.Ponto número dois, é imperfeito, não é propriamente glamoroso.
İki, mükemmellikten uzaktır ve çok parıltılı değildir. ve birden başlayıp birden bitmez.Secondo, è imperfetto; non è molto alla moda; e non comincia e finisce improvvisamente.
İki, mükemmellikten uzaktır ve çok parıltılı değildir. ve birden başlayıp birden bitmez.Ten tweede, het is niet perfect, het is niet erg betoverend, en het begint en eindigt niet vanuit het niets.
İki, mükemmellikten uzaktır ve çok parıltılı değildir. ve birden başlayıp birden bitmez.Thứ 2 là, điều đó là không hoàn hảo; nó không lộng lẫy; và nó không hề bất chợt bắt đầu và bất chợt kết thúc.
İki, mükemmellikten uzaktır ve çok parıltılı değildir. ve birden başlayıp birden bitmez.Za druhé, je nedokonalé, není moc atraktivní a nezačíná ani nekončí znenadání.
İki, mükemmellikten uzaktır ve çok parıltılı değildir. ve birden başlayıp birden bitmez.Δεύτερον, είναι ατελής, δεν είναι εντυπωσιακή, και δεν ξεκινάει ξαφνικά και τελειώνει απότομα.
İki, mükemmellikten uzaktır ve çok parıltılı değildir. ve birden başlayıp birden bitmez.Два, это не идеально, не очень гламурно, не начинается и не заканчивается внезапно.
İki, mükemmellikten uzaktır ve çok parıltılı değildir. ve birden başlayıp birden bitmez.Номер две, то е несъвършено, не е много обаятелно; и не започва и завършва внезапно.
İki, mükemmellikten uzaktır ve çok parıltılı değildir. ve birden başlayıp birden bitmez.По-друге, лідерство недосконале і не надто романтичне; воно не починається і не закінчується зненацька.
İki, mükemmellikten uzaktır ve çok parıltılı değildir. ve birden başlayıp birden bitmez.דבר שני, הוא לא מושלם, הוא לא כל כך זוהר והוא אינו מתחיל לפתע ומסתיים לפתע.
İki, mükemmellikten uzaktır ve çok parıltılı değildir. ve birden başlayıp birden bitmez.وثانياً انه ليس كاملاً منزهاً .. وليس مضيئاً ومدعاة للشهرة ولايحدث فجأة وينتهي فجأة
İki, mükemmellikten uzaktır ve çok parıltılı değildir. ve birden başlayıp birden bitmez.パパッと終わるものでもなく 一生続くものです
İlk ışık parıltısını görür ve o andan üç gün sonraya kadar havanın nasıl olacağını bilirdi.마우는 빛이 처음 깜빡버리는 것을 보고 3일 후의 날씨를 예측했죠.
İlk ışık parıltısını görür ve o andan üç gün sonraya kadar havanın nasıl olacağını bilirdi.3日後の天気が分かっていたのです 彼らの業績は知的にも科学的にも
İlk ışık parıltısını görür ve o andan üç gün sonraya kadar havanın nasıl olacağını bilirdi.A văzut acea primă licărire de lumină -- şi a ştiut cum va fi vremea peste trei zile.
İlk ışık parıltısını görür ve o andan üç gün sonraya kadar havanın nasıl olacağını bilirdi.Dia melihat kilatan cahaya -- dia tahu bagaimana keadaan cuaca tiga hari ke depan.
İlk ışık parıltısını görür ve o andan üç gün sonraya kadar havanın nasıl olacağını bilirdi.Ele via aquele primeiro sinal de luz e sabia como estaria o tempo nos três dias seguintes.
İlk ışık parıltısını görür ve o andan üç gün sonraya kadar havanın nasıl olacağını bilirdi.Er sah dieses erste Aufblitzen des Lichtes -- er wusste, wie das Wetter in drei Tagen sein würde.
İlk ışık parıltısını görür ve o andan üç gün sonraya kadar havanın nasıl olacağını bilirdi.Hij zag die eerste glimp van het licht - hij wist wat het weer binnen drie dagen zou zijn.
İlk ışık parıltısını görür ve o andan üç gün sonraya kadar havanın nasıl olacağını bilirdi.Il voyait cette première lueur du jour -- il savait ce que le temps serait pour les trois jours suivants.
İlk ışık parıltısını görür ve o andan üç gün sonraya kadar havanın nasıl olacağını bilirdi.Meglátta a megjelenő legapróbb fényt - és tudta, hogy milyen lesz az időjárás három nap múlva.
İlk ışık parıltısını görür ve o andan üç gün sonraya kadar havanın nasıl olacağını bilirdi.Uvidel ten prvý záblesk svetla -- a hneď vtedy vedel aké bude počasie o tri dni dopredu.
İlk ışık parıltısını görür ve o andan üç gün sonraya kadar havanın nasıl olacağını bilirdi.Vedeva quell'accenno di luce -- sapeva come sarebbe stato il tempo nei tre giorni successivi.
İlk ışık parıltısını görür ve o andan üç gün sonraya kadar havanın nasıl olacağını bilirdi.Vio el primer destello de luz y supo cómo iba a ser el tiempo en los próximos 3 días.
İlk ışık parıltısını görür ve o andan üç gün sonraya kadar havanın nasıl olacağını bilirdi.Widząc pierwszy refleks światła -- wiedział jaka pogoda będzie za trzy dni.
İlk ışık parıltısını görür ve o andan üç gün sonraya kadar havanın nasıl olacağını bilirdi.Zahlédl první záblesk světla - věděl, jaké bude počasí v následujících třech dnech.
İlk ışık parıltısını görür ve o andan üç gün sonraya kadar havanın nasıl olacağını bilirdi.Έβλεπε την πρώτη αχτίδα φωτός -- ήξερε τι καιρό θα έκανε σε τρεις μέρες από τώρα.
İlk ışık parıltısını görür ve o andan üç gün sonraya kadar havanın nasıl olacağını bilirdi.Виждаше първия блясък светлина - знаеше какво ще е времето след три дни.
İlk ışık parıltısını görür ve o andan üç gün sonraya kadar havanın nasıl olacağını bilirdi.Он видел первый луч солнца - и знал, какой будет погода в следующие три дня.
İlk ışık parıltısını görür ve o andan üç gün sonraya kadar havanın nasıl olacağını bilirdi.הוא היה רואה את הנצנוץ הראשון של האור -- הוא ידע מה יהיה מזג האוויר בעוד שלושה ימים מעכשיו.
İlk ışık parıltısını görür ve o andan üç gün sonraya kadar havanın nasıl olacağını bilirdi.انه يرى اول بصيص من الضوء وهو يعلم كيف سيكون الطقس في ال3 ايام القادمة
İsa dua ederken yüzünün görünümü değişti, giysileri şimşek gibi parıldayan bir beyazlığa büründü.A gdy się modlił, stał się inakszy kształt oblicza jego, i szaty jego stały się białe i świetne.
İsa dua ederken yüzünün görünümü değişti, giysileri şimşek gibi parıldayan bir beyazlığa büründü.A když se modlil, učiněna jest tvář jeho proměněná, a oděv jeho bílý a stkvoucí.
İsa dua ederken yüzünün görünümü değişti, giysileri şimşek gibi parıldayan bir beyazlığa büründü.A v tom, čo sa modlil, vzhľad jeho tvári bol razom iný, a jeho rúcho stalo sa bielym, skvejúcim sa jako blesk.