parçalar ile cümle
parçalar kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
8
HARF
3
HECE
9
ORT. KELİME
Farklı türde aktiviteler için bütün parçalar açılıyor.Open up entire portions for different kinds of events.
Bu...ölen ailemin bana bıraktığı parçalar.That is... they are articles left behind by my deceased parents.
Kesip parçalara ayırmak ve keşfedilmemiş katlarına bakmak istedim.I wanted to dissect it and look into its unseen layers.
New York City'de, fareler işten eve gidip gelen insanların günlük yaşamlarının parçaları.In New York City, rats are part of commuters' daily lives.
Ben Iping'e her aptal salak parçalara dürttü neden hiçbir neden, bu. o? "That's no reason why I should be poked to pieces by every stupid bumpkin in Iping, is it?"
Marvel parçaları konuştu, onun ses kızgın büyüdü, daha hızlı füme.He spoke in fragments of Marvel, he smoked faster, his voice grew angry.
Hakimiyet, itaat etme, ve acı eğitimin ayrılmaz parçaları.Dominance, subservience, and pain are integral parts of the training process.
Deniz seviyesine göre 2 metreden daha yüksek kara parçaları yok.They've got no points of land more than about six feet above sea level.
Yapmam gereken sadece hikayeye ait olmayan parçaları çıkarmak oluyor.I just have to remove what's not from that story.
Sokak sanatında kestiğim cam parçalarından da eserler yaptım.With public art, I could also make cut glass.
Sol lobta, vücut bir parçalar bütünlüğü olarak yer alıyor.The body becomes an assemblage of parts in the left hemisphere.
Ve onun vücut parçaları bazı çürük.And some of his body parts are rotten.
Onlar, şehir merkezi ya da şehir boyunca yönlerini oluşturan şeritlerin küçük parçalarıdırlar.They're little pieces of string that wrap their way through the city center or through the city.
Beynin tüm parçalarını birbirine bağlar.It hooks up all parts of the brain.
Şu ana kadar sorun veya ihtiyaçtan, ürünün parçaları olarak bahsediyordum.By the way just as on the side, I've been talking about problem or need as part of the product.
Bu yunuslar PCB lerin,diyoksinlerin... ...ve ağır metallerin... ...büyük yüklü parçalarıydı.And those dolphin parts had a huge load of PCBs, dioxins and heavy metals.
Ve birkaç soprano kendi parçalarını koydular internete.And a number of sopranos uploaded their parts.
Beyin, eksik parçalardan nefret eder.The brain abhors a vacuum.
Gezegenimizin çok derin su parçalarından biri.It's a very deep-water part of our planet.
Phoenix Adalarında birçok deniz dağı bulunmaktadır. Bölgenin özellikle korunan parçalarıdır.There's lots of seamounts in the Phoenix Islands, which are specifically part of the protected area.
Bunlardan birisi, parçalar imal edilirken kullanıcıdan gelen girdiler içindir.One of them is the input from the user, as you're building your bricks.
Bu, kullanıcının bu parçaları istediği biçimde yönlendirebilmesi anlamına gelmektedir.So what this means is that the user can start plugging in what they want the bricks to do.
Eğer hata olduğunu belirlerseniz parçalardan birini değiştirebilirsiniz.If you have errors, you can replace a part.
Yani sistemde bunları okuyabilecek parçalar var ve bu bilgiler bire bir size sunulabilir.So you could have something that climbs along and reads it and can output at one to one.
Bu parçalarda programlanabilir yeni özellikler mevcut.There's new programmability in these parts.
Maddeyi, çok ufak parçalara bölerseniz ne olur?What happens to matter if you chop it up very fine?
Ve sonrasında bizden biri nin arayarak... ...sizin küçük parçalarınızı bulmasını beklersiniz.And then you hope that one of us lot will walk around and find small pieces of you.
Ve bu da bana göre eserin en önemli parçalarından biri.And that is for me one of the more important things in the work.
Beraber hareket ettiğimizde ortaya çıkan, parçaların toplamından çok daha fazlasıdır.When we act together, the whole thing is much more than the sum of the parts.
Bulutsunun iç bölgelerinde, küçük kaya parçaları birleşmeye başlarlar.In the inner regions of that nebula, small pieces of rock begin to coalesce.
Parçaları teker teker şekillendirip, oyup daha sonra biraraya getirmiş olabilirler mi?They carved pieces of the band a put them together? Exactly.
Ama onu kılıcı tarafından parçalara bölündü! mektubu okumuştum, yani ne yazdığını biliyorum!But it was torn to pieces by his sword! I did read it, so I know what it says!
Heykeli oluşturan parçalar bazen işe yarıyor, bazense yaramıyor.[Diana] Elements come on and come off, and so my job is predicting some of those things.
Ben sürekli stüdyoya gidip parçaları ölçüyorum, sonra da hemen bilgisayar başına geçiyorum.I am always running out to the studio, measuring pieces, and coming back to the computer.
Bir şeyleri parçalara ayırmayı severdi.He liked to take things apart.
Şayet buna aynı şeyi yapar ve sürekli parçalarsan altın atomunu elde edersin.Do the same thing over here, eventually you'd get to a gold atom.
İki elinizde de aynı parçalar vardır: Bir başparmak, diğer parmaklar, avuç gibi.Notice that your two hands have all the same parts: a thumb, fingers, a palm, etc.
Bunun parçalarını bulmak iyice zorlaştı.It has become difficult to find parts for this.
Çıktıyı almaya çalışırken "yazıcı parçalarından birinin değişimi gerekiyor" uyarısını aldım.Poku�ao sam isprintati jedan dokument i pisalo je: "Treba zamijeniti jedan dio. "
Onu şiddetli sallarsan, parçalarına ayrılır.You shake it hard and it breaks apart.
Bunlar çoklu malzeme özellikleri ile basılan parçalardır.These are parts being printed with multi-material properties.
Bunlar karmaşık şekillerde buluşan karmaşık parçalar ile inşa edilmiş karmaşık şeylerdir.These are complex things built with complex parts that come together in complex ways.
Plastiğin küçük parçalara ayrılması kötü bir şey, çünkü o her zaman plastik olarak kalıyor.I actually realized this was a bad thing.
Şimdi bunun arkasında yatan parçaları keşfetmek olsun. "Let us now explore the parts which lie behind it."
Aslında bu parçalar da Fransa'da güç dağılımının ne kadar eşitsiz olduğunu gösteriyor.Everyone else. This gives you a sense of how skewed the power structure.
Fakar bu parçalar, bu fikre karşı çıkıp, parça aşına bir oy olması fikrini savundular.But obviously these other Estates, the clergy and the nobility, said no, let's each vote as Estates.
Her şeyi iki dakikalık parçalara indirgeyecek değiliz.We are gonna listen to these people .
Tofu büyük parçalar halinde gelir ve babam onları kendi elleriyle keserdi.Tofu comes out in these big batches, and my father would sort of cut them by hand.
İnsanların parçalar olduğu bir bilgisayar bu.It's a computer where the people are the parts.
Bizim aklımızda çoktan parçalar yerine oturmaya başladı.And we already have a pretty good sense.
Ama yine de, parçalara bakıyoruz.But still, we look at the pieces.
Binalar önemli ama onlar sadece daha büyük bir resimin parçaları.Buildings are important, but they're only a component of a much bigger picture.
Burada 1913 Trio Milwaukee Sanat Müzesinde benim parçalarımdan birini çalıyor.This is the 1913 Trio performing one of my pieces at the Milwaukee Art Museum.
Bu son proje tamamlayıcı parçalardan oluşuyor.This last project is also of components.
Yakıt hücre ateşleme sisteminin tüm anahtar parçalarını bir bütün olarak toparladık.We embodied all of the key components of a fuel cell propulsion system.
Bu Godtfred'i meraklandırdı.LEGO parcalarını bir arada tutmanın yolunu bulmak istiyordu.That made Godtfred wondered. He wanted to find a way to make the LEGO bricks stick together.
Bunlar artık sizin için bir bütünün parçaları haline gelmeye başlamalı. -So, and all of this should hopefully start fitting together at this point.
Burada ki parçalar inanılmaz derece karmaşıktırThis all looks the same, then there's this bit over here which is incredibly complicated.
Basketbol topu ile... ...Volkswagen büyüklüğü arasında parçalar.They're the size of basketballs and Volkswagens, things like that.
Kontrol panelindeki pirzola parçaları için üzgünüm.Sorry about the rib chunks all over your dashboard.