Mektubu onun gelecek Pazar geleceğini söylüyor.His letter says he'll arrive next Sunday.
Yardımcısı ayakkabılarını parlattı.His assistant polished his shoes.
Kıyafeti bir beyefendininki gibi ama konuşması ve davranışı bir palyaçonunki gibi.His dress is that of a gentleman but his speech and behavior are those of a clown.
Onun hayattaki amacı para biriktirmek.His aim in life is to save money.
Onun tavsiyesi sayesinde, çok para biriktirdim.Thanks to his advice, I have saved a lot of money.
Onun dikkatsizliği yüzünden patlama gerçekleşti.The explosion took place because of his carelessness.
O, parlak bir geleceğe sahiptir.He has a bright future.
Sorumsuz tavrınız yüzünden paniğe kapıldım.I am alarmed by your irresponsible attitude.
Onun ebeveynleri onun üniversite eğitimi için para biriktiriyor.His parents are saving for his college education.
Anne ve babası her Pazar kiliseye giderler.His parents go to church every Sunday.
O, para açısından her şeyi düşünüyor.He thinks of everything in terms of money.
Cebinden madeni bir para çıkardı.He took out a coin from his pocket.
O, son çare olarak babasından ödünç para aldı.He borrowed some money from his father as a last resort.
Bana hem nasihat hem de para verdi.He gave me money as well as advice.
O, gazete dağıtarak para kazandı.He earned money by delivering newspapers.
Geçinmek için yeterli para kazanmıyor.He doesn't earn enough money to live on.
O, çok miktarda para bağışladı.He kicked in a lot of money.
En geç pazartesi sabahına kadar geri dönecek.He'll be back by Monday morning at the latest.
Onun 100 dolardan az parası yok.He has not less than 100 dollars.
O, 1941'de, savaş patlak verdiğinde Avrupa'dan evine döndü.He returned home from Europe in 1941, when the war broke out.
Günde bir paket sigara içer.He smokes a pack of cigarettes a day.
O, 270 paund ağırlığındadır.He weighs 270 pounds.
O, Paris'e iki yıl önce gitti.He went to Paris two years ago.
O, tüm parasını bağışladı.He gave away all his money.
O biraz para çıkardı.He took out some coins.
Herhangi bir miktarda para ortaya sürebilir.He can come up with any amount of money.
O her zaman parasızdır.He's always short of money.
O, her zaman para istiyor.He is always asking for money.
O her zaman paraya sıkışıktır.He is always pressed for money.
O, Pazartesi günleri her zaman evdedir.He is always at home on Mondays.
O beni her zaman yemek partilerine davet etti.He always invited me to his dinner parties.
O her zaman patronuyla anlaşmazlık içinde.He is always at odds with his boss.
O parasını her zaman özgürce harcıyor.He always spends his money freely.
O, paltosunu çıkardı.He took off his overcoat.
Paltosu üzerinde sınıfa girdi.He entered the classroom with his overcoat on.
Onun hiç parası yoktu.He had no money.
Onun parası yoktu.He had no money.
Parası yoktu bu yüzden hiç yiyecek alamadı.He had no money and so could not buy any food.
O para istedi.He asked for money.
O, para için oldukça ilgisiz.He is quite indifferent to money.
Onun para için eli darda.He is hard up for money.
Paraya ihtiyacı var.He is in need of money.
Beş parasızdı.He was hard up.
Ne kadar parası var?How much money does he have?
Onun parası bitti.He ran out of money.
Onun hiç parası yok.He has no money.
O peşin olarak ödünç para aldı.He borrowed the money in advance.
Para çalmakla suçlandı.He was accused of stealing money.
Parayı çaldığını inkar etti.He denied having stolen the money.
Parayı çaldığı için tutuklandı.He was arrested because he stole the money.
Para çaldığı için cezalandırıldı.He was punished for stealing the money.
Onun parayı geri ödediğini sanıyorum.I presume that he has paid the money back.
Büyük miktarda parası var gibi görünüyor.He seems to have had a great amount of money.
O, çok para kazandı.He has earned a lot of money.
Felaketten kıl payı kurtuldu.He narrowly escaped the disaster.
O, kıl payı ezilmekten kurtuldu.He narrowly escaped being run over.
Bir kutu açarken parmağını kesti.He cut his finger in opening a can.
O, dün parkta yürüdü.He walked in the park yesterday.
Bu öğleden sonra parkta yürüyüş yapacak.He will walk in the park this afternoon.
O ayakkabılarını parlattı.He shined his shoes.