Bir ayaklanma patlak verdi.A revolt broke out.
Yaşlanınca pinti parayla cömert olmayı öğrendi.Late in life the miser learned to be generous with money.
Mahkeme onu para çalmaktan suçlu buldu.The court found him guilty of stealing money.
O geldiğinde, partiye başlayacağız.We will begin the party when he comes.
Onun sana ödünç para vermesine güvenme.Don't count on him to lend you any money.
Onu asla pantolonlu olarak görmedim.I never saw him in jeans.
Eğer partide bulunsaydım, onları teşvik etmiş olacaktım.If he had attended the party, they would have been encouraged.
Onun parayı kaybetmiş olduğunu fark ettim.It occurred to me that he must have lost the money.
Onun parayı kabul ettiği gerçeği hâlâ devam etmektedir.The fact remains that he accepted the money.
Onun ona dokunduğu an, o patladı.The moment he touched it, it blew up.
Onun o parayı nasıl aldığına aklım ermez.It beats me how he got that money.
Kibriti çakar çakmaz bomba patladı.No sooner had he struck the match than the bomb exploded.
Ondan para ödünç almak iyi değildir.It is not good to borrow money from him.
O, evi özlediği için değil fakat parası kalmadığı için döndü.He came back not because he was homesick, but because he was running short of money.
O geldiğinde o parkta uzanıyordu.When he came to, he was lying in the park.
Onu parayı çalarken yakaladım.I caught him stealing the money.
Onun görünmesi partiyi canlandırdı.His appearance animated the party.
O göründüğünde parti canlandı.His appearance animated the party.
Önümüzdeki pazar günü bizi ziyaret edip etmeyeceğini bilmiyorum.I don't know if he will visit us next Sunday.
Onun dışarı çıkmak için ana nedeni Patty'yi görmekti.His primary reason for going out was to see Patty.
O onu temizlerken silah patladı ve mermi neredeyse eşini vuruyordu.The gun went off while he was cleaning it, and the bullet almost struck his wife.
O gelse de gelmese de, partiye zamanında başlayacağız.Whether he comes or not, we'll begin the party on time.
Onu sevimli, parlak, küçük bir çocuk olarak hatırlıyorum.I remember him as a cute, bright little boy.
Bir zamanlar bir akşam yemeği partisinde onunla aynı masaya oturdum.I once sat at the same table with him at a dinner party.
O ve ben bir odayı paylaşıyoruz.He and I share a room.
Ona parayı ödeteceğim.I will make him pay the money.
Ondan bana biraz ödünç para vermesini istediğimde, o, ricamı geri çevirdi.When I asked him to lend me some money, he turned down my request.
Bu parayı ona geri vermeyi unutmamam lâzım.I've got to remember to return this money to him.
Ona arabasını nereye park ettiğini sor.Ask him where he parked his car.
Onun parası bitmiş gibi görünüyordu.It seemed that he was short of money.
Yeni bir araba için parası yok.He can't afford a new car.
İçinde bir parça dürüstlüğe sahip değil.He does not have a particle of honesty in him.
Trenle eve gitmek için yeterli parası yoktu.He didn't have enough money to ride home on the train.
Onun yeterli parası yoktu.He did not have enough money.
Onun kılıçları ve parası var.He has swords and purse.
Parlak bir gelecek onun önünde uzanıyor.A brilliant future lay before him.
Ona ödünç para vermekten daha iyisini bilmeliydin.You should have known better than to lend him money.
Ona bir miktar ödünç para vermen büyük nezaketti.It was very kind of you to lend him some money.
Paranı ona ödünç vermek senin aptallığın.It is stupid of you to lend him your money.
Onun şans payı vardı.He had his share of luck.
Ben ona sadece biraz tavsiye vermedim, ona biraz para da verdim.I not only gave him some advice, I gave him some money.
Ona ihtiyacı olduğu kadar çok ödünç para ver.Lend him as much money as he needs.
Ona gereğinden fazla para verme.Don't give him more money than is necessary.
Onun payını ödememiz adildir.It is just that we should pay his share.
Ona verilen görev pazarlama araştırması yapmaktı.The task assigned to him was to do marketing research.
Onun paltosu yıpranmış.His overcoat is worn out.
Bütün parası bitti.His money was all gone.
Onun kamerası benimkinin üç katı kadar pahalı.His camera is three times as expensive as mine.
Onun pantolonunun arkası parlamış.The seat of his pants is shiny.
Onun pantolonlarının hepsi kırışık.His slacks are all wrinkled.
Paris'e seyahatinin sebebi başkanla tanışmaktı.His object in traveling to Paris was to meet with the President.
Cebimde hiç param yok.I have no money in my pocket.
Onun yardımı paha biçilmezdi.His help has been invaluable.
Onun ayakkabıları o kadar eskiydi ki parmakları onlardan dışarı çıkıyordu.His shoes were so old that his toes were sticking out of them.
Onun alt yapısı onun selefininki ile paralellik göstermektedir.His background parallels that of his predecessor.
Onun planı bir sürü para gerektirmektedir.His plan will call for a lot of money.
Onun planı pazartesi günü başlamaktı.His plan was to start on Monday.
Bu kirli giysiler onun suçsuzluğunu kanıtlayacak yeni bir kanıt parçası olabilirdi.These dirty clothes could be a new piece of evidence to prove his innocence.
Parmakları klavyenin üzerinde hızla hareket etti.His fingers ran swiftly over the keys.
Onun parasının ne zaman biteceğini düşünüyorsun?When do you think his funds will run out?