Bizim parkta çocukların oynaması için güzel bir kaydırağımız var.In our park, we have a nice slide for children to play on.
Bazı bahçıvanlar parkta açelyalara bakarlar.Several gardeners look after the azaleas in the park.
Parktaki açelyalarla birkaç bahçıvan ilgileniyor.Several gardeners look after the azaleas in the park.
Bazı insanlar, park bankları üzerinde rahatlayarak zaman öldürüyorlar.Some people are killing time relaxing on park benches.
Parktaki çiçeklere bakın.Look at the flowers in the park.
Parktaki uyarı " çimlerden uzak durun " diyordu.The notice in the park said, "Keep off the grass."
Parkta kiraz ağacının altında bankta yatan genç bir adam gördüm.I saw a young man lying on the bench under the cherry tree in the park.
Parktaki çim yeşil ve güzel.The grass in the park is green and beautiful.
Parktaki tüm kiraz ağaçları tamamen çiçek açmış.All the cherry trees in the park are in full bloom.
Parkın ortasında bir gölet bulunmaktadır.There is a pond in the middle of the park.
Ben parka doğru yürüdüm.I walked toward the park.
Parktaki yeşil yapraklar göze hoş geliyor.Green leaves in a park are pleasing to the eye.
Park hangi yönde?Which direction is the park in?
Park çocuklarla doludur.The park is filled with children.
Parkın her yanı ağaçlık.The park is well wooded.
Park insanlarla doluydu.The park was full of people.
Park nehre kadar uzanmıştı.The park was extended to the river.
Parka gitmektense hayvanat bahçesine gitmeyi tercih ederiz.We would rather go to the zoo than to the park.
Parka giden yolu bulmak kolay değildir.It is not easy to find the way to the park.
Park kısa bir mesafededir.It is a short drive to the park.
Ben park boyunca yürüdüm.I walked across the park.
Parkta bir yürüyüş yapalım.Let's take a walk in the park.
Parkta bir yürüyüş yapmaya ne dersiniz?What do you say to taking a walk in the park?
Parkta dolaşırken, bir arkadaşıma rastladım.Walking in the park, I met a friend of mine.
Parkta dolaşırken, bir yavru kuş buldum.Walking in the park, I found a baby bird.
Bu doğru mu? Paul Lily'yi dudaklarından öptü mü?Is it true? Paul kissed Lily on the lips?
Mutluluk bazen parayla tanımlanır.Happiness is sometimes identified with money.
Mutluluğu parayla ölçemezsin.You can't judge happiness in terms of money.
Meydan parlak ışıklarla aydınlatıldı.The square was illuminated by bright lights.
Masanın altına madeni para yuvarlandı.A coin rolled under the desk.
Onun cebinden madeni para düştü.A coin dropped out of his pocket.
Paraların değeri kullanılan metalin ağırlığına bağlıydı.The value of the coins depended on the weight of the metal used.
Çok para kazandığını duydum.I heard you're raking in the money.
Seyyar satıcı sırtında büyük bir paket taşıyordu.The peddler carried a big bundle on his back.
Pahalı yemekler uyku eksikliğini telafi edemez.Expensive meals can't compensate for lack of sleep.
Pansiyona yüksek ücretler ödemek zorundayım.I have to pay high rates to the boarding.
Ben her zaman kredi ile pahalı ürünler alırım.I always buy expensive items on credit.
Bazıları pahalı ve diğerleri çok ucuz.Some are expensive, and others are very cheap.
Pahalı saat mutlaka iyi bir saat değildir.An expensive watch is not necessarily a good one.
Pahalı bir araba bir statü sembolüdür.An expensive car is a status symbol.
Biz yüksek faizle para ödünç aldık.We borrowed money at high interest.
Parola "Dağ" dır. Birisi "dağ" diyorsa, siz "nehir" diye yanıt verin.The password is "Mountain". If someone says "Mountain", you reply "River".
Amerika'da tereyağı paund'la satılmaktadır.Butter is sold by the pound in the USA.
Amerika Birleşik Devletleri bir zamanlar İngiliz İmparatorluğu'nun bir parçasıydı.The United States was once part of the British Empire.
Parlamento şimdi oturumdadır.Parliament is now in session.
Meclis gelecek pazartesi günü açılacak.The Diet will open next Monday.
Önemli miktarda para ulusal savunma için tahsis edilmiştir.A considerable amount of money was appropriated for the national defense.
O siyah pantolon ve güzel bir beyaz gömlek giyiyordu.He was wearing black trousers and a beautiful white shirt.
Siyah insanlar pamuk tarlalarında çalışmak için zorlandılar.Black people were compelled to work in cotton fields.
Şu an keşke Paris'te olsam.I wish I were in Paris now.
Keşke şimdi Pariste olsam.I wish I were in Paris now.
Şimdi çok az param var.I'm a bit short of money now.
Artık azıcık param var.I have little money now.
Şimdi biraz param var.I have a little money now.
Şimdi biraz elim dar ve böyle pahalı bir yemeğe gücüm yetmez.I am a bit hard up now and I can't afford such an expensive meal.
Şu anda çok param yok.I don't have much money now.
Bugün para olmadan hiçbir şey alamayız.Today we can't get anything without money.
Benim şu anda paraya ihtiyacım yok.I don't need money at present.
Bu ay az param var.I have a little money this month.
Ben gelecek ay Paris'e gidiyorum.I'm going to Paris next month.