oy ile cümle
oy kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
2
HARF
1
HECE
5
ORT. KELİME
O çocuk birlikte oynayacak birini istiyor.That child wants someone to play with.
Şu çocuk birlikte oynamak için bir arkadaş istiyor.That child wants a friend to play with.
O çocuk oynamak için bazı arkadaşlar istiyor.That child wants some friends to play with.
Koç oyun başlamadan önce takımına moral verici bir konuşma yaptı.The coach gave his team a pep talk before the game started.
Basketbol oynamak eğlencelidir.Playing basketball is fun.
Henüz oy verdiniz mi?Did you vote yet?
Sonra tekrar oy ver!Vote again then!
O zaman tekrar oy ver!Vote again then!
Bu oyunu oynamak için yirmi tane zara ihtiyacımız var.We'll need twenty dice to play this game.
O nerede oynuyor?Where is he playing?
Onun ailesi birkaç yüzyıl öncesine dayanan genetik hastalıkların bir öyküsüne sahipti.Her family had a history of genetic diseases that dated back several centuries.
Kazanmaya başlayıncaya kadar bu oyunu sevmedim.I didn't like this game until I started winning.
Kuralları ezbere biliyorum ama çok iyi oynamıyorum.I know the rules by heart, but I'm not so good playing.
Etrafta oynamayı bırak!Stop monkeying around!
O orada oynar.He plays there.
Orada oyna.Play there.
Öyle aptalca şeyler yapmaz.He doesn't do stupid things like that.
Bana oyun oynamayı kes!Stop playing pranks on me!
Biz daha iyi oynadık.We played better.
Bir şey gerçek olmayacak kadar çok iyi görünüyorsa, muhtemelen öyledir.If something looks too good to be true, it probably is.
Çocuklar oyun oynamalı.Children need to play.
Oyun çok uzun sürdü.The game lasted too much.
Hiç golf oynamadım.I never played golf.
Kim öyle söylerse söylesin, gerçek değil.No matter who says so, it's not true.
O, öylesine aptal bir şey söylemiş olamaz.He can't have said such a stupid thing.
O, tatili boyunca her gün golf oynadı.He played golf every day during his vacation.
Onunla öyle bir yerde karşılaşmayı asla ummadım.I never expected to meet her in a place like that.
Karım genellikle geceleri kahve içmez. Ben de öyle.My wife usually doesn't drink coffee at night. I don't either.
Nasıl golf oynayacağımı hiç bilmiyorum.I don't know how to play golf at all.
Nasıl golf oynanacağı hakkında hiçbir şey bilmiyorum.I don't know anything about how to play golf.
Duygularınla oynamıyorum.I'm not playing with your feelings.
Öyleyse, başlayalım.Let's begin, then.
Okuldan sonra beyzbol oynar.He plays baseball after school.
O, okuldan sonra beyzbol oynar.She plays baseball after school.
Bu oyun bir müzikaldir.This play is a musical.
Nerede langırt oynayabilirsin?Where can you play table football?
Bu her zaman öyleydi.That was always so.
Bu iş, çocuk oyuncağı değil.This work isn't child's play.
Beni öyle kolay affetmeyecek.He won't forgive me so easily.
Öyleyse, neden paraya ihtiyacın var?Then, what do you need the money for?
Bunu oyuncak kutuna koy.Take this to your toys box.
Gontran sık sık Nîmes'in sokaklarında Olga ile oynadı.Gontran often played with Olga in the streets of Nîmes.
Ben neysem oyum.I am who I am.
Mantıklı bir kişi seninle öyle konuşmazdı.A sensible person wouldn't speak to you like that.
Bana iyi bir oyun tavsiye edebilir misin?Can you recommend a good game to me?
Marco haftada iki kez tenis oynar.Marco plays tennis twice a week.
Babam oyuncağımı ellerimden çekip aldı.My dad took my toy out of my hands.
Ve öyleyse?And so?
Pazar günleri tenis oynamak ister misiniz?Would you like to play tennis on Sundays?
Jane on bir yaşından beri filmlerde oyunculuk yapıyor.Jane has been acting in movies since she was eleven.
Ben langırt oynamak istiyorum.I want to play foosball.
Amerika Birleşik Devletleri'nde insanlar mahjong'un farklı bir sürümünü oynarlar.In the United States, people play a different version of mahjong.
Tarih bize duvarların yıkılabileceğini söylüyor fakat öyle yapmak hiç kolay değil.History reminds us that walls can be torn down, but doing so is never easy.
Onunla oynamayı sevmiyorum. Her zaman aynı şeyleri yapıyoruz.I don't like playing with him. We always do the same things.
Bu silah bir oyuncak değildir, çocuk!That weapon is not a toy, boy!
Çocuklar oyuncaklarla oynuyor.The children are playing with toys.
Facebook, Arap Baharı'nda önemli bir rol oynadı mı?Did Facebook play a major role in the Arab Spring?
Bana öyle hitap ederek, ne yaptığını sanıyorsun?What do you think you are doing, talking down to me like that?
Japonya'nın en iyi parçası, video oyunlarıdır.The best part of Japan are their video games.
Okul oyunlarımda oynamaktan hoşlanmadım.I didn't like to play in my school games.