Onu havalanında uğurladık.We saw her off at the airport.
Ebeveynlerinin görüşü onun kazancını aptal bir kıza harcadığı idi!His parents' view was that he was wasting his earnings on a silly girl.
Ebeveynlerinin görüşü onun kazandıklarını aptal bir kıza harcamasıydı.His parents' view was that he was wasting his earnings on a silly girl.
Onun herhangi bir sorunu mu var?Is anything the matter with him?
Endişeler ve üzüntüler onun aklında yaygındı.Cares and worries were pervasive in her mind.
Endişeler ve üzüntüler onun aklında yaygındılar.Cares and worries were pervasive in her mind.
Çok çalışmak ve endişe onun sağlığının bozulmasına neden oldu.Toil and worry caused his health to break down.
Onun yüzü acıdan şekil değiştirmişti.His face is distorted by pain.
Çok eziyetli. Onu durdurun!It's so painful. Stop it!
Eylül ayı itibarıyla tam bir yıldır onu tanıyoruz.By September I will have known her for a whole year.
Banka onun binasına ipotek koyuyor.The bank holds a mortgage on his building.
Bankaya para yatırdığında, onu biriktirirsin.When you put money in the bank, you deposit it.
Onun çok meşgul olduğu gün cumadır.Friday is the day when she is very busy.
Parayla ilgili onunla tartıştım.I had a quarrel with him over money.
Zengin tüccar çocuğu evlatlık aldı ve onu mirasçısı yaptı.The rich merchant adopted the boy and made him his heir.
Para kaybı onun yurt dışına gitmesini imkansız hale getirdi.The loss of money made it impossible for him to go abroad.
Para kazanmak onun dinidir.Making money is his religion.
Para onun istediği en son şeydir.Money is the last thing he wants.
Bu günlerde onu tekrar göreceğim.I will be seeing her again one of these days.
Komşular onu aptal yerine koydu.The neighbors made a fool of him.
Onu son günlerde hiç görmedim.I haven't seen anything of her lately.
Onun evi yakın olmasına rağmen, onu nadiren görüyorum.Although her house is nearby, I seldom see her.
Yakında onun resmini görmeyi umuyorum.I hope to see his picture soon.
Çalışkanlık onu başarıya götürdü.Diligence led him to success.
Sıkı çalışma onu bulunduğu yere getirdi.Hard work has brought him where he is.
Onu ölü bulduğumda benim için sürpriz oldu.I found, to my surprise, that she was dead.
Şaşırtıcı şekilde, onun bir hırsız olduğu ortaya çıktı.Surprisingly enough, he turned out to be a thief.
O onunla sadece ilgilenmiyor, ona deli oluyor.He is not just interested, he's crazy about it.
Onu sınıfta yer misin?Do you eat it in the classroom?
Öğretmenler bir sürü tavsiye vermelerine rağmen, öğrenciler her zaman onu almazlar.Although teachers give a lot of advice, students don't always take it.
Ah! Onu bana göster lütfen.Oh! Show it to me please.
Korku onu susturdu.Fear robbed him of speech.
Onu kötü bir kader bekliyordu.A terrible fate awaited him.
Soyguncu onun kafasına vurdu.The robber bashed her head in.
Hırsız parayı vermesi için onu zorladı.The thief forced her to hand over the money.
Toplum onu başkan yaptı.The society made him president.
Onun düşük maaşı onun ev satın almasını engeller.His low salary prevents him from buying the house.
Acil iş onun gitmesini engelledi.Urgent business prevented him from going.
Acil iş onun gelişini engelledi.Urgent business prevented him from coming.
Acil iş onun konsere gitmesini engelledi.Urgent business kept him from going to the concert.
Ani bir hastalık onu randevusunu iptal etmeye zorladı.A sudden illness forced her to cancel her appointment.
Onun sesinde ani bir değişiklik vardı.There was a sudden change in her tone.
Acele edersek, onu yaparız.If we hurry, we'll make it.
Sanırım acele edersek onu yapacağız.I think we'll make it if we hurry.
Tatil planı hakkında onunla anlaştı.She agreed with him about the holiday plan.
Tatiller onun sağlığını iyi yapıyor gibi görünüyor.The holidays seem to be doing her health good.
Onun boş zamanlarında, o yüzme ve tenisin tadını çıkarır.In her leisure time, she enjoys swimming and tennis.
Ben uzun bir süre onu görmedim.I haven't seen him for a long time.
Onun bir tepenin üzerinde yer alan evinin güzel bir manzarası var.Situated on a hill, his house commands a fine view.
Objektif olarak bakınca, onun görüşleri rasyonalizmden epey uzak.From an objective viewpoint, his argument was far from rational.
Ziyaretçi sınıfa girdiğinde onu selamlamak için ayağa kalktık.When the visitor entered the room, we stood to greet him.
Tören onun konuşmasıyla başladı.The ceremony began with his speech.
Siz onun kızlarısınız.You are her daughters.
Onun Fransızca konuştuğunu duymadın mı?Didn't you hear her speaking French?
Basın onun özel hayatıyla ilgileniyor.The press is interested in his private life.
Onun da iyi bir hafızası var.She has a good memory, too.
İyi bir bellek onun silahıdır.A good memory is his weapon.
Onu kurallar uyarınca cezalandırdık.We punished him according to the rules.
Bakım onun görünüşünü on yaş büyük yaptı.Care has made her look ten years older.
Bakım onu çabuk yaşlandırdı.Care aged him quickly.