Onlar umutlarını kaybetmediler.They did not give up hope.
Onlar sabahtan akşama kadar çalışmaya devam etti.They carried on working from morning till night.
Onlar pek çok karınca gibi çalıştı.They worked like so many ants.
Onlar etrafta yürüdüler.They walked around.
Onlar yardım için sana güveniyor.They are looking to you for help.
Onlar senin planı destekliyorlar.They are in favor of your plan.
Onlar senden korktular.They feared you.
Onlar Afrika'nın batı kıyısı boyunca gittiler.They sailed along the west coast of Africa.
Onlar bir dağa tırmanamayacak kadar yorgundular.They were too tired to climb a mountain.
Onlar Amerikalı mı?Are they American?
Onlar Amerikalı değiller mi?Aren't they Americans?
Onlar Amerikalı olmalılar.They must be Americans.
Onlar genellikle hikayeler icat ederler.They often invent stories.
Onlar genellikle hikayeler uydururlar.They often invent stories.
Onlar İngiltere'de ne kadar süre yaşadılar?How long did they live in England?
Onlar sandalye ya da masa kullanmazlar.They don't use chairs or tables.
Onlar ne zaman bir konser verecekler?When will they give a concert?
Onlar her zaman birbirlerinin boğazına sarılırlar.They are always at each other's throats.
Onlar her zaman tartışıyorlar.They are always quarreling.
Onlar komşularına hep iyilikte bulunurlar.They always extend kindness to their neighbors.
Onların her zaman parası az.They are always short of money.
Onlar her zaman köpeği kapıya bağlı tutar mı?Do they always keep the dog tied to the gate?
Onlar her zaman şakalar yapıyorlardı.They were always making jokes.
Onlar her zaman toplum önünde tartışıyorlar.They are always quarrelling in public.
Onlar her zaman ebeveynlerine itaat etmiyorlar.They don't always obey their parents.
Şimdi onların üç çocuğu var.Now they have three children.
Onlar sözde savaş mağdurlarıdır.They are the so-called victims of war.
Onlar Hindistanlı bir kıza ve İtalyalı bir oğlana bakıyorlardı.They were taking care of a girl from India and a boy from Italy.
Onlar ona votka katılmış bir bardak portakal suyu verdiler.They gave him a glass of orange juice laced with vodka.
Onlar yalancıyı horladılar.They scorned the liar.
Onlar onu yalan söylemekle suçladılar.They accused him of telling a lie.
Onların planımızı kabul etmeleri muhtemel.They are likely to agree to our plan.
Onlar birbirlerine baktılar.They looked at each other.
Onlar Olimpiyat Oyunları'na katılmak istiyorlar.They want to participate in the Olympic Games.
Onlar misafirlere biraz kahve önerdiler.They offered the guests some coffee.
Onlar onu parayı almakla suçladılar.They accused her of taking the money.
Onlar para tasarrufuyla ilgilenmiyor.They are not interested in saving money.
Onlar kısa sürede birbirlerine oldukça alıştılar.They soon became quite accustomed to each other.
Onlar birbirlerini seviyorlar mı?Do they love each other?
Onlar birbirlerine yardım ettiler.They helped each other.
Onlar birbirleriyle iyi geçinirler.They are on good terms with each other.
Onlar birbirlerine gülümsediler.They smiled at one another.
Onlar birbirleriyle konuştular.They talked to each other.
Onlar ailelerinin birbirini sevmediğini bulmuşlardı.They found that their families didn't like each other.
Onlar birbirleriyle çarpıştılar.They bumped against each other.
Onlar iyi bir çifttir.They are a good couple.
Onlar bir zamanlar birbirlerine yardım etmişlerdi.They had once helped each other.
Onlar Kanada'ya yerleştiler.They settled in Canada.
Onlar oldukça yakın görünüyor.They look pretty close.
Sadece onlar değil aynı zamanda ben de öğretmen tarafından azarlandım.Not only they but also I was scolded by the teacher.
Onlar peş peşe şarkı söylediler.They sang one after another.
Onlar kanser araştırma işiyle meşgul.They are engaged in cancer research.
Onlar gitar çalabilirler.They can play the guitar.
Ben onların kazanacaklarından eminim.I'm sure they'll win.
Onlar Hıristiyanlar.They are Christians.
Onlar bir kutu bisküvi aldılar.They bought a box of cookies.
Onlar bir ayıyı canlı yakaladılar.They caught a bear alive.
Onlar Noel Yortusu'nda evlendiler.They married on Christmas Eve.
Onlar tartışmışlar gibi görünüyor.It seems that they have quarreled.
Onlar burada toplantı düzenledi.They held the meeting here.