Onların en iyi anı sahnede son görünüşleri.Their finest moment is their last appearance on stage.
Onların işleri fareler ve sıçanları yok etmektir.Their job is to exterminate rats and mice.
Onların işi genişliyor.Their business is expanding.
Onların zamanının çoğu kısmi zamanlı işlerde harcanır.A lot of their time is spent on part-time jobs.
Onların arabası bizimkini solladı.Their car overtook ours.
Onların küçük protestosu kitlesel bir gösteriyi tetikledi.Their small protest triggered a mass demonstration.
Onların durumunda, bu ilk görüşte aşktı.In their case, it was love at first sight.
Onları hayat görüşü acayip görünebilir.Their view of life may appear strange.
Onların politikasını destekliyor musun?Are you in favor of their policy?
Onların bebeği henüz emeklemeye başladı.Their baby has just started to crawl.
Onların hepsi bugün toplantıda mevcut değil.Not all of them are present at the meeting today.
Onların erkek çocuğunun adı John.Their son's name is John.
Onların çocuklarına Edward adı verildi.Their boy was named Edward.
Onların oğlu büyüdü.Their son grew bigger.
Onların kaybı bir milyon yene ulaştı.Their losses reached one million yen.
Onların çoğu bize karşı naziktiler.Many of them were kind to us.
Onların sınıf öğretmeni kimdir?Who is their homeroom teacher?
Onların gezisinde sorunlar olacağını tahmin ediyorum.I anticipate that there will be problems on their expedition.
Onların bahçesi tüm yıl boyunca çok güzel çiçeklerle dolu.Their garden is full of very beautiful flowers all the year round.
Onların önerisi söz konusu değil.Their proposal is out of the question.
Onların geleneksel yaşam tarzı artık yok.Their traditional life style no longer exists.
Onların bütün çabaları boşunaydı.All their efforts were in vain.
Onların çabaları hiçbir şey için değildi.Their efforts were not for nothing.
Onların çiftlikleri bitişik olur.Their farms adjoin.
Onların kaldıkları handa bir yangın çıktı.A fire broke out at the inn where they were staying.
Onların uçakları yakında kalkacak.Their plane will soon take off.
Onların babası bir taksi şoförüdür.Their father is a taxi driver.
Onların raporları uyuşmuyor.Their reports don't accord.
Onların isimleri Tom ve Ken'dir.Their names are Tom and Ken.
Onların ailesi bizimkinden daha yaşlı.Their parents are older than ours.
Onların her ikisi de toplantıda yoktu.Both of them were not present at the meeting.
Onların konuşması Çince olduğu için, tek kelime anlamadım.Their conversation being in Chinese, I did not understand one word.
Onların Kalküta'dan New York City'ye kadar dünyanın dört bir yanında şubeleri var.They have branches all over the world, from Calcutta to New York City.
O, onların her birine bir kurşun kalem verdi.He gave each of them a pencil.
Onların on iki çocuğu var.They have twelve children.
Onların her ikisi de iyi öğrencilerdir.They are both good students.
Onların her ikisi de iyi öğretmenlerdir.They are both good teachers.
Onların ikisi de okul öğrencisidir.They are both school children.
Onların ikisi de giriş sınavını geçebilmek için çok çalıştı.Both of them worked hard so that they could pass the entrance examination.
Onların her zaman parası az.They are always short of money.
Şimdi onların üç çocuğu var.Now they have three children.
Onların planımızı kabul etmeleri muhtemel.They are likely to agree to our plan.
Ben onların kazanacaklarından eminim.I'm sure they'll win.
Onların komşuları ile iyi ilişkileri var.They are on good terms with their neighbors.
Onların güzel bir evi var.They have a nice house.
Onların harika hayatları vardı.They had wonderful lives.
Onların her birine bir ödül verildi.Each of them was given a prize.
Artık onların canı oynamak istemiyordu.They didn't feel like playing any more.
Onların hepsi mevcut değil.Not all of them are present.
Onların her ikisi de sevimliBoth of them are very cute.
Onların her ikiside evli değil.They are both unmarried.
Onların her biri bir hediye aldı.They each received a present.
Onların gönüllülere ihtiyacı var.They are in need of volunteers.
Onların yakında Tokyo'dan ayrılacakları söyleniyor.It's said that they will soon be leaving Tokyo.
Onların hepsi gürültüden bıktılar.They were all fed up with the noise.
Onların hepsi öyle söylüyor fakat onların hiçbirine inanmıyorum.All of them say so, but I believe none of them.
Onların hepsi oraya gitti.All of them went there.
Onların hepsi teklifi kabul etti.All of them agreed to the proposal.
Onların hepsi kapıya doğru gitti.They all made for the door.
Onların hepsi koroya katıldı.They all joined in the chorus.