Onların hepsi bana karşı.They're all against me.
Ben onların yanlış olduğuna eminim.I'm sure they're wrong.
Onların haklı olduklarına eminim.I'm sure they're right.
Onları durduracağım.I'm going to stop them.
Onları durdurmaya gidiyorum.I'm going to stop them.
Onları suçlamazdım.I wouldn't blame them.
Onların hepsi yalın ayak.They're all barefoot.
Onların hepsi içer.They all have drinks.
Onların hepsi iyi olacak.They'll all be fine.
Onların paraları yok.They have no money.
Şimdi onları alacağım.I'll get them now.
Onların bir planı var.They have a plan.
Onların her ikisi de kabul ettiler.They both agreed.
Gidip onları alacağım.I'll go get them.
Ben onların entegre devrelerini programlamıyorum.I do not program their integrated circuits.
Ben hiç onların saçlarını kesmedim.I've never cut their hair.
Eğer hiç kimse onları bizim kadar iyi bilmiyorsa hatalarımızı kolayca unutabiliriz.We forget our faults easily if no one knows them as well as us.
Bu onların tek şansı.It's their only chance.
Onları tanıyan biri var mı?Is there someone who knows them?
Bunun için onları suçlamıyorum.I don't blame them for this.
Onların evlerinde su var mı?Do they have water in their houses?
Lütfen ayakkabılarını çıkardığın zaman onları ayakkabı kutusuna koy.Please put your shoes in the getabako when you take them off.
Lütfen ayakkabılarını çıkardığında onları ayakkabı kutusuna koy.Please put your shoes in the shoebox when you take them off.
Bu, onların yaptıkları en iyi şey miydi?Is it the best thing they did?
Sen genellikle şeylerin değerini onları kaybettikten sonra anlarsın.You usually find out the value of things after losing them.
Onların küçük bir evi var.They have got a small house.
Umarım onların hepsi doğrudur.I hope they're all correct.
Onların bir erkek çocuğu vardı.They had a boy.
Onların Meclis'te çoğunluğu vardı.They had the majority in Parliament.
Onların çocuklarına büyü yapmıyorum.I'm not casting a spell over their children.
Ben onların çocuklarını büyülemiyorum.I'm not enchanting their children.
Onların halılarını sarmıyorum.I'm not rolling up their carpets.
Onların yedi çocukları vardı.They had seven children.
Onların yedi çocuğu vardı.They had seven children.
Onların yedi çocuğu oldu.They had seven children.
Onların tüm sahip oldukları bu.That's all they have.
Onların geniş bir bahçesi var.They have a large garden.
Onun hakkında bir şey söylediler ama gerçekten onları anlayamadım.They said something about it, but I couldn't really understand them.
Tom ve Mary John'un onların öpüştüğünü yakaladığında mahcup görünüyordu.Tom and Mary looked embarrassed when John caught them kissing.
Tom kurabiyelerin yarısını aldı ve onları tabağına koydu.Tom took half of the cookies and put them on his plate.
Tom ve Mary onların bize söylemediği bir şey biliyorlar.Tom and Mary know something they're not telling us.
Tom anahtarlarını aldı ve onları cebine koydu.Tom grabbed his keys and put them into his pocket.
Tom bize birkaç soru sordu, biz de onları cevapladık.Tom asked us a few questions and we answered them.
Evde kimse yok. Onların hepsi dışarıdalar.There's no one in the house. They're all outside.
Onların hepsinin ortak neyi olduğunu merak ediyorum.I wonder what all of them have in common.
Tom bazı ufak meyveler topladı ve onları yedi.Tom picked some berries and ate them.
Onların isimlerinin hepsini hatırlıyor musun?Do you remember all of their names?
Onların ne düşündüğü gerçekten umurunda mı?Do you really care what they think?
Onların ortak neyi olduğunu merak ediyorum.I wonder what they have in common.
Onların orada kaç tane olduklarını biliyorum.I know how many of them there are.
Tom ve Mary onların istediğine sahiptir.Tom and Mary have what they want.
Tom onların söylediği her şeyi duydu.Tom heard everything they said.
Onların hepsi siyah giyiyordu.All of them were wearing black.
Onların ortak bir yönü var.They have one thing in common.
Tom onların daha zamana ihtiyacı olduğunu söylüyor.Tom says they need more time.
Onların toplantıda sana ihtiyacı var.They need you at the meeting.
Onları hiç böyle meşgul görmedim.I've never seen them so busy.
Onların tanesi otuz dolar.They're thirty dollars each.
Onların hepsi iyi yüzücülerdi.They were all good swimmers.
Onların ne yapılacağı hakkında hiçbir fikirleri yoktu.They had no idea what to do.