Onların ağaçlarını dikmiyorum.I'm not planting their trees.
Onların aldığı hediye kendileri içindir.The present they bought is for themselves.
Henüz onları Tom'a vermedim.I haven't given them to Tom yet.
Onların hepsini gördüm.I've seen them all.
Etrafta onları gördüm.I've seen them around.
Onları daha önce gördüm.I've seen them before.
Onların hepsini denedim.I've tried them all.
Onların oldukça iyi olduklarını duyuyorum.I hear they're pretty good.
Onların geldiğini duydum.I heard them coming.
Ben onların onu takdir etmesini umarım.I hope they appreciate it.
Onların bir tedavi bulduğunu umuyorum.I hope they found a cure.
Ben onların dinlediğini umarım.I hope they were listening.
Tüm onların isimlerini bilmiyorum.I don't know all their names.
Onların nereli olduğunu bilmiyorum.I don't know where they're from.
Onların kim olduğunu bilmiyorum.I don't know who they are.
Onları hiç sevmiyorum.I don't like them one bit.
Onların bize inandığını sanmıyorum.I don't think they believe us.
Onların beni sevdiğini sanmıyorum.I don't think they liked me.
Onların geri geldiğini sanmıyorum.I don't think they're coming back.
Onların bizi gördüğünü sanmıyorum.I don't think they've seen us.
Onların mizahını anlamıyorumI don't understand their humor.
Onların bilmediği bir şey biliyorum.I know something they don't know.
Ben onların hatalı olduklarını düşünüyorum.I think they were mistaken.
Onları sevmediğini düşünüyordum.I thought you didn't like them.
Onların bunu nasıl yaptığını bilmek istiyorum.I want to know how they do that.
Onları sana vermeyeceğim.I won't give them to you.
Onları size vermeyeceğim.I won't give them to you.
Saat tamir edilmeden önce onların gitmesine izin veremem.I can't let them leave before the watch is fixed.
Onların bağımsız işlerinin farkında mısın?Are you aware of their indie work?
Onlardan beşi bana saldırdı ama onların hepsinin üstesinden geldim.Five of them attacked me, but I overcame them all.
Onların sözleşmelerini sansürlemem.I don't censor their articles.
Onların makalelerini sansürlemem.I don't censor their articles.
Ben onların hepsini öldürdüm.I killed them all.
Onların ikisini de öldürdüm.I killed them both.
Az çok onları sevdim.I kind of liked them.
Onların listede olduğunu biliyordum.I knew they were on the list.
Onların senin arkadaşların olduklarını biliyordum.I knew they were your friends.
Onların Tom'dan şüpheleneceğini biliyordum.I knew they would suspect Tom.
Onların Tom'a ne yaptıklarını biliyordum.I knew what they did to Tom.
Onların istediğini yapmazsam bana ne yapacaklarını biliyordum.I knew what they'd do to me if I didn't do what they asked.
Onların her ikisinin de mutlu olduklarını biliyorum.I know they're both happy.
Sorunlarımız olduğunu biliyorum fakat sanırım onların hepsi çözüldü.I know we've had problems, but I think they've all been solved.
Onların ne olduklarını biliyorum.I know what they are.
Onların ne demek istediklerini biliyorum.I know what they mean.
Onların ne dediklerini biliyorum.I know what they said.
Onların ne yapmamı istediklerini biliyorum.I know what they want me to do.
Ben onların neye benzediğini bilirim.I know what they're like.
Onları özlediğini biliyorum.I know you miss them.
Onların gitmesine izin verdim.I let them go.
Onları geri almalıyım.I need to get them back.
Onları ödedim.I paid for them.
Onların hepsi takım.They're all set.
Onların maillerini kontrol etmedim.I did not check their mail box.
Onların bulmadığı bir şey buldun.You found something they didn't.
Keiko ustalıkla bulaşıkları toplar ve onları lavaboya götürür.Keiko deftly piles up the dishes and takes them to the sink.
Diyet hapları, onların dedikleri kadar sağlıklı mı?Are diet pills as healthy as they say?
Politika insanları onları ilgilendiren şeylere karışmalarını önleme sanatıdır.Politics is the art of preventing people from getting involved in what concerns them.
Hapları yutmalısın, onları ağzında çiğnememelisin.You must swallow pills, not chew them in your mouth.
Onların anne ve babaları nişanı kabul etti.Their parents agreed to the engagement.
Onların hiçbiri orada değildi.None of them was there.