Yarın geri döndüğümde onları arayacağım.I'll call them tomorrow when I come back.
Geri döndüğümde onları yarın ararım.I'll call them tomorrow when I come back.
Onların kararını etkileyen muhtemelen oydu.That was probably what influenced their decision.
Ondan sonra, ayrıldım ama onların evinde çantamı unuttuğumu fark ettim.After that, I left, but then I realized that I forgot my backpack at their house.
Onların iletişimi düşündüğümüzden çok daha karmaşık olabilir.Their communication may be much more complex than we thought.
Onların hepsi aynı mı?Are they all the same?
Onların ne düşündüğünü sormayın. Ne yaptığını sorun.Don't ask what they think. Ask what they do.
Doğrusu çok şey biliyorsunuz ama onları öğretmede iyi değilsiniz.Indeed you know a lot of things, but you're not good at teaching them.
Ayakkabıları almadan önce onları denemelisin.Before buying shoes, you should try them on.
Gökyüzünde birçok yıldız var onların hepsini sayamam.There are so many stars in the sky, I can't count them all.
Sevinç gözyaşları onların yanaklarından aktı.Tears of joy rained down their cheeks.
Tüm gevşek düğümleri kontrol edin ve onları sıkı bağlayın.Check all the loose knots and fasten them tight.
Yurt dışına gönderilme fikri onları sevindirdi.The very idea of being sent abroad delighted them.
Onları yurt dışından almak zorundayız.We have to buy them from abroad.
Sana onları açmanı söyleyinceye kadar gözlerini kapalı tut.Keep your eyes closed until I tell you to open them.
Onların hepsi ona liderleri olarak saygı duyuyorlardı.They all looked up to him as their leader.
Şirket onların ücretlerini artırmayı reddettiğinde onlar greve gitti.When the company refused to increase their wages, they walked out.
Biz onların taleplerine boyun eğmemeliyiz.We must not give way to their demands.
Onların ricasına boyun eğmek zorunda kaldık.We had to yield to their request.
Birlikte bütün kitapları topladık ve onları boş bir odaya koyduk.We gathered all the books together and put them in the spare room.
Bizim çıkarlarımız onlarınki ile çatışıyor.Our interests conflict with theirs.
Onların bir yangın başlatmak için planı polis tarafından keşfedildi.Their plot to start a fire was discovered by the police.
Onların sığırlarının hepsi şişman.Their cattle are all fat.
Evi inşa etmek onların iki yılını aldı.It took them two years to build the house.
Onların niçin konuşmaktan vazgeçtiklerini biliyor musun?Do you know why they stopped talking?
Sonuçta, onların ulaşım formu hiç kirlilik üretmez.After all, their form of transport produces no pollution at all.
Müzik için yetenek onların kanında akar.Talent for music runs in their blood.
Onların tüm yıl boyunca çok yağmuru var.They have much rain all the year round.
Onları partiye davet ettim.I invited them to the party.
Olgun yansımadan sonra, onların teklifini kabul etmeye karar verdim.After mature reflection, I've decided to accept their offer.
Onlar seni almadan önce sen onları al!Get 'em before they get you!
Onları tekrar görmek istiyorum.I want to see them again.
Onların hepsi aynı.They are all the same.
Onların hiçbirinden hoşlanmıyorum.I don't like any of them.
Ben onların hiçbirini sevmiyorum.I don't like any of them.
Onların hepsi asabi.They are all irritable.
Onların hepsi onun şarkısı tarafından büyülendi.They were all charmed by her song.
O, kibritlerini hissetti ve onları arka cebinde buldu.He felt for his matches and found them in his back pocket.
Beth'in, insanlar konuşurken onların sözünü kesme gibi güçlü alışkanlığı var.Beth has a strong habit of interrupting people while they are talking.
Onları ön masada kontrol etsek iyi olur.You had better check them at the front desk.
Onların ana dili Fransızca.French is their mother tongue.
Onların başka şarapları yok.They have no more wine.
Bill hariç onu onların hepsi yaptı.Except for Bill, they all made it.
Ekmek ve tereyağı onların normal kahvaltısıdır.Bread and butter is their usual breakfast.
Onları ilk olarak ne zaman gördünüz.When did you see them first?
Onların Yeni Zelanda'dadaki tüneller ile ilgili çok sayıda sorunları olduklarını duydum.I hear they have a lot of problems with the tunnels in New Zealand.
Her nedense onların Fransa'daki tatili beklentileri karşılamadı.For one reason or another their holiday in France didn't come up to expectations.
Onların önerisini niçin reddettiğini bana söyler misin?Would you tell me why you have refused their offer?
Onları ne için cezalandırıyorsun?What are you punishing them for?
Onları bir bıçakla kesin.Cut them with a knife.
Tom, yüzünde tatsız bir ifade, onların kapılardan acele ile girişini izledi.Tom watched them hurry through the doors, a disagreeable expression on his face.
Onları nasıl istiyorsunuz?How do you want them?
Tony onların isimlerini bilmiyordu.Tony did not know their names.
Görünüşe bakılırsa, onların eylemleri işe yaramadı.To all appearances, their actions haven't borne fruit.
Onları nasıl aldın?How did you get them?
Televizyon izleyicileri eğlendirmesinin yanı sıra onları aydınlatır.Television enlightens the viewers as well as entertains them.
Biletleri alır almaz onları sana göndereceğiz.As soon as we get the tickets, we'll send them to you.
Hiç kimse onları ayıramaz.No one can separate them.
Sigaraları azaltmaktansa, bayım, niçin onları bırakmıyorsun.Rather than cutting down on cigarettes, sir, why don't you just give them up?
Onların sadece küçük bir kızı vardı.Only one little daughter did they have.