Ben adaylığına olumlu bakmıyorum.Forholdsord styrer aldrig nominativ.
Albüm, eleştirmenlerden olumlu notlar aldı.Albummet fik positive anmeldelser fra kritikerne.
Ancak haftalar öncesinden tüm olumlu yayınlar durdurulmuştu.Efter nogle år blev disse udsendelser indstillede.
Yapılan testler sonucu modifiye edilmiş uçak olumlu yanıt vermiştir.Testen forløb i følge raketgruppens blog tilfredsstillende.
Albüm her ne kadar olumlu eleştiriler alsa da, Knowles'ın olaya yakın dahiliyeti eleştirildi.Filmen fik blandede anmeldelser, men mange kritikere har udtalt sig meget positivt om Dunsts præstation.
Episode One genel olarak olumlu tepkiler almıştır.Eleven motiveres i form af positiv feedback.
Google Apps, 5 yıldız üzerinden 4,5 yıldız ortalamayla çok sayıda çevrimiçi olumlu değerlendirme aldı.Google Apps har fått mange positive nettomtaler med gjennomsnittlig 4–5 stjerner på en femstjerners skala.
Eleştiri yorumları olumluydı ve Original Sin, Larian'ı bugüne kadarki en yüksek puanlı oyunu yaptı.Kritikerne var fornøyde, og Original Sin ble Larians mest kritikerroste spill.
Gılgamış, destanda "üçte ikisi tanrısal, üçte biri ölümlü" olarak tanıtılır.Han er som kjent to tredjedeler gud og en tredjedel menneske.
İlk olarak şunu belirtmek gerekir ki; statüko kavramının net olarak olumlu veya olumsuz bir niteliği yoktur.Hans ettermæle er, kanskje urettferdig, at han verken hadde mot eller talent som feltherre.
Parça, genelde olumlu tepkiler almıştır.Fate fikk generelt positive tilbakemeldinger.
Oyun için yorumlar genelde olumlu oldu.Anmeldelser av spillet var generelt positive.
Ancak hiç kimseden olumlu cevap alamayınca, Cave bu işi kendi yapmaya karar verdi.Siden ingen tror på ham, bestemmer Kevin seg for å ta saken i egne hender.
Çalışmayla ilgili pek çok olumlu eleştiri geldi.Hun fikk gjennomgående god kritikk for arbeidet.
Her zaman olumlu düşünür.Kongen ble alltid positivt omtalt.
Battlefield 2 olumlu yönde eleştiriler aldı.Battlefield 4 fikk positiv kritikk.
Bu yolla elde edilen olumlu etkiye yer etkisi denir.Økningen i transport slik den er beskrevet over har utvilsomt sine positive sider.
Harris filmdeki rolüyle ilgili olumlu eleştiriler aldı.Foster fikk god kritikk for rolletolkningen i filmen.
O'Brien'ın Story hakkında olumlu görüşleri olduğu bilinmekteydi.Arbeidene deres ble en viktig inspirasjon for O'Bannons science fiction-historie.
Sosyalist liderin olumlu tutumu sayesinde Suarez reformlarına devam edebilmişti.Som demokratisk valgt statsminister fortsatte Suárez de politiske reformene.
Eleştirmenler, bölümün açılış sahnesini olumlu karşıladı.Avisenes kunstkritikere var positive til utstillingen.
2006'da Endonezya'nın ekonomik görünümü daha olumlu oldu.Kvalifiseringen til VM i 2006 så mer enn overkommelig ut.
Bu iki uç görüşün dışında üçüncü ve daha olumlu bir görüş de bulunmaktadır.Disse to grafene viser henholdsvis negativ og positiv skjevhet i to sannsynlighetsfordelinger:
Şarkı genel olarak eleştirmenlerden olumlu notlar aldı.Sangen fikk generelt positive anmeldelser fra kritikere.
Empire Earth, genel olarak olumlu eleştiriler topladı.Star Wars: Empire at War fikk generelt gode anmeldelser.
Film, Cannes Film Festivali'nde gösterildi ve olumlu eleştiriler aldı.Filmen var avslutningsfilm for filmfestivalen i Cannes i 1999, og den fikk god kritikk.
Ayrıca Oğul hakkında bazı olumlu ifadeler de içerir.Det gikk også andre rykter om guttens opprinnelse.
Ben adaylığına olumlu bakmıyorum.Ingen preposisjoner styrer nominativ.
Bölüm hakkında medyada çıkan eleştiriler olumlu yöndeydi.Vinklingen i avisreportasjene var overveiende positiv.
Bu ziyaret iki hükûmet arasında olumlu görüşmelere yol açtı.Dette ledet til en opphetet debatt mellom de to leirene.
Oyunun ortamı da olumlu eleştirildi.Spillets handling har også fått god kritikk.
Sisifos, Homeros`a göre ölümlülerin en bilgesiydi.Homer beskrev Ganymedes som den skjønneste av de dødelige.
Majör Terim: Bütün ölümlüler ölür.Målet er å overleve til alle motstanderne er døde.
Rusya diğer BRICS ülkeleri ile güçlü ve olumlu ilişkiler sürdürmektedir.Rusia menjalin hubungan yang kuat dan positf dengan negara BRIC lainnya.
Ayrıca New York ve Madrid de olumlu notlar almışlardı.New York dan Madrid juga memperoleh laporan penilaian yang sangat positif.
2006'da Endonezya'nın ekonomik görünümü daha olumlu oldu.Untuk tahun 2006, Indonesia economic outlook yang lebih positif.
Next Goal Wins, hem eleştirmenlerden hem de seyircilerden olumlu eleştiriler aldı.Next Goal Wins menerima banyak ulasan positif dari para kritikus dan penonton.
Antibiyotiklerin olumlu etkileri olası yan etkilerle dengelenmelidir.Efek baik antibiotik harus seimbang dengan kemungkinan efek sampingnya.
Her zaman olumlu düşünür.Nilai reflektansi selalu positif.
Ancak tedaviler olumlu sonuç vermedi.Namun terapi ini tidak membuahkan hasil yang bermanfaat.
Bölüm, olumlu eleştiriler aldı, bazı eleştirmenlerin "en iyiler" listesine dahil oldu.Episode ini dianggap bagus oleh para kritisi dan dimasukkan ke beberapa daftar "yang terbaik".
Del Toro, festivalde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazandı ve film çok olumlu eleştiriler aldı.Del Toro memenangkan penghargaan Aktor Terbaik, dan film ini mendapat ulasan yang sebagian besarnya positif.
Özellikle grafikler ve Harry Gregson-Williams tarafından bestelenmiş müzikleri olumlu karşılanmıştır.Musik latar belakang untuk film disusun oleh Harry Gregson-Williams.
Sisifos, Homeros`a göre ölümlülerin en bilgesiydi.Menurut Homeros, Sisifos adalah orang yang sangat licik.
Film dünya genelinde olumlu eleştiriler almıştır.Film ini menerima respon positif di seluruh dunia.
Film 4 Kasım 2016'da ABD'de gösterime girdi ve genellikle olumlu yorumlar aldı.Film tersebut dibuka pada 8 April 2016 di Spanyol dan meraih ulasan yang umumnya positif.
Bunların büyük kısmı, ölçülebilir olarak olumlu görünmektedir.”Banyak dari antara mereka yang ditetapkan itu bukanlah orang-orang yang baik.
"Ölümsüzler ölümlü, ölümlüler ölümsüz.Mereka adalah Immortal yang berarti abadi.
Sözler ve Rihanna'nın vokal performansı müzik eleştirmenleri tarafından oldukça olumlu eleştiri almıştır.Penampilan Brunton dan musikalnya diterima dengan baik oleh kritikus.
Bu tüketim halkın sağlığını da olumlu yönde etkilemektedir.Kepedulian masyarakat akan kebersihan termasuk sangat baik.
Örneğin: Majör Terim: Bütün insanlar ölümlüdür.Contohnya kalimat Semua manusia adalah fana.
Buna rağmen tüm eleştiriler olumlu yönde değildi.Namun, reaksinya tidak semuanya positif.
Olumlu duyguların nedenlerini araştırmıştır.Berusaha memerhatikan nila-nilai perasaan.
The Witcher 3: Wild Hunt, birçok site tarafından olumlu eleştiriler aldı.The Witcher 3: Wild Hunt mendapatkan pengakuan universal.
Çeşitli SSRI çalışmalarında %51 olumlu sonuç verdiği bulunmuştur.Sejumlah kota mengakibatkan curah hujan total meningkat sebesar 51%.
Amacın olumlu yönde olmasına rağmen deney olumsuz sonuçlandı.Upaya pengembangan sudah dilakukan, meski hasilnya masih belum optimal.
Her ölümlünün metaforik yaşam ipliğini doğumdan ölüme onlar kontrol etmişlerdir.Mereka mengendalikan nasib setiap manusia sejak lahir hingga mati.
Film ticari olarak başarılı bir yapıt olmuş ve eleştirmenlerden olumlu değerlendirmeler almıştır.Film tersebut sukses secara komersial dan meraih tanggapan dari para kritikus.
Titanik film eleştirmenlerinden çoğunluğu olumlu yönde olan yorumlar aldı.Titanic mendapat banyak kritikan positif dari para kritikus film.
Her ölümlü oraya elbet gider.Pendeta tersebut langsung mati di tempat.