Aydınlanma, insanın kendi kendine maruz kaldığı olgunlaşmamışlıktan ortaya çıkmasıdır.Enlightenment is man's emergence from his self-incurred immaturity.
O genç ve olgunlaşmamış.She is young and immature.
Tom olgunlaşmamış.Tom is immature.
Sen olgunlaşmamışsın.You're immature.
Bu çok olgunlaşmamış.That's so immature.
Çok olgunlaşmamış olduğunu düşünüyorum.I think you've been very immature.
Onlar olgunlaşmamışlar.They're immature.
Sizler çok olgunlaşmamışsınız.You guys are so immature.
O çok olgunlaşmamış görünüyor.She sounds very immature.
Ben o zaman genç ve olgunlaşmamıştım.I was young and immature at the time.
Sanırım Tom olgunlaşmamış.I think Tom is immature.
O aptal ve olgunlaşmamış.He's dumb and immature.
Tom aptal ve olgunlaşmamıştır.Tom is dumb and immature.
O gerçekten olgunlaşmamış, Tom.That's really immature, Tom.
Tom genç ve olgunlaşmamış.Tom is young and immature.
Plan olgunlaşmamış.The plan is immature.
Ben hayattan ne istediğini bilmeyen bir olgunlaşmamış pislik değil, bir insan istiyorum.I want a man, not an immature asshole who hasn't figured out what he wants out of life.
Tom çok olgunlaşmamış görünüyor.Tom sounds very immature.
Bence o gerçekten olgunlaşmamıştır.I think it's really immature.
Tom çok olgunlaşmamıştı.Tom was very immature.
Olgunlaşmamış bir baba olabilirim. Ama hâlâ patronunum.I may be an immature father, but I'm still your employer.
Hayatının sosyal yönünde o tam bir çocuk gibiydi, hiçbir şekilde olgunlaşmamıştı.In social aspect of his life he was just like a child, he was not at all matured.
Olgunlaşmamış arpa, buğday ve çavdar başları.Unripe ears of barley, wheat, and rye
Beyin olgunlaşmamış doğar ve doğumdan sonra duyusal girdilere uyum sağlar.The brain is born immature and it adapts to sensory inputs after birth.
Genellikle kadınlar erkeklere göre etik olarak olgunlaşmamış ve sığ olarak tasvir edilmektedir.Generally, women are portrayed as ethically immature and shallow in comparison to men.
S. aviculare'nin yaprakları ve olgunlaşmamış meyveleri toksik bir alkaloid olan solasodini içerir .The leaves and unripe fruits of S. aviculare contain the toxic alkaloid solasodine.
Olgun ve olgunlaşmamış meyvelerRipe and unripe berries of twoleaf nightshades.
İnsan elinde olgunlaşmamış meyveler ve bir yaprak çifti (büyük ve küçük yaprak).Unripe berries and a leaf pair (major and minor leaf) relative to a human hand.
Olgunlaşmamış meyve yeşil ve serttir.Its flesh is a white to tan color and is solidified.
Gangnangkong-jeonya ( 강낭콩저냐 ) - olgunlaşmamış fasulyeden yapılır.Gangnangkong-jeonya (강낭콩저냐) – made of unripe beans.
Olgunlaşmamış hamam böcekleri kanatsız olmaları dışında yetişkinlere benzerler.Immature cockroaches resemble adults except they are wingless.
Sanırım Tom olgunlaşmamış.Ich halte Tom für unreif.
Kozalaklar ilk yılda olgunlaşmamıştır ve 1-2 yıldan daha fazla kalır.Das Wurzelwachstum ist zu diesem Zeitpunkt aber noch nicht abgeschlossen und dauert weitere 1 bis 2 Jahre.
Sanırım Tom olgunlaşmamış.Penso che Tom sia immaturo.
Bu elma henüz olgunlaşmamış.Яблоко ещё не спелое.
Ayrıca telitromisin olgunlaşmamış 50S ve 30S ribozomal alt birimlerin birleşmesini inhibe eder.Uniemożliwia on łączenie jednostek 30S i 50S rybosomów.
Bu elma henüz olgunlaşmamış.Яблуко ще не стигле.
Olgunlaşmamış, salamura edilmiş veya pişirilmiş meyve tüketilebilir.Frugterne kan være tørre (kapsler) eller saftige (bær).
Kozalaklar ilk yılda olgunlaşmamıştır ve 1-2 yıldan daha fazla kalır.Bộ ba có thể không xuất hiện đầy đủ cho đến 1-2 năm sau cơn đầu tiên.
Göreceli olarak daha olgunlaşmamışken daha yumuşaktır.「わたしより小柄なのに信じられないくらい速く走るのです。
Hastalar, sosyal ortamlarda sıkıntı duyduklarından pasif, olgunlaşmamış, asosyal tipte görülebilirler.患者可能會抱怨,他們眼中看到的事物缺乏生動性和感情性色彩。
Özellikle olgunlaşmamış meyveler zararlı etkilerinin önlemesi için pişirilerek yenmektedir.Utični utor se koristi prvenstveno da se onemogući neovlašteno odvijanje vijaka.
Bak, olgunlaşmamış biri olduğunu biliyorum ve seni affediyorum.Ascultă, înţeleg că eşti handicapat de o imaturitate naturală, şi te iert.
Bak, olgunlaşmamış biri olduğunu biliyorum ve seni affediyorum.Capisco che la tua immaturitā sia un handicap e ti perdono.
Bak, olgunlaşmamış biri olduğunu biliyorum ve seni affediyorum.Con vẫn biết bố là 1 ông bố trẻ con...và con không giận bố...
Bak, olgunlaşmamış biri olduğunu biliyorum ve seni affediyorum.Ik snap best dat je onvolwassen bent. Dat geeft niet.
Bak, olgunlaşmamış biri olduğunu biliyorum ve seni affediyorum.Jag vet att du är handikappad av din omognad och förlåter dig.
Bak, olgunlaşmamış biri olduğunu biliyorum ve seni affediyorum.Jeg ved godt, du er hæmmet af din umodenhed, men jeg tilgiver dig.
Bak, olgunlaşmamış biri olduğunu biliyorum ve seni affediyorum.Megértem, hogy érzelmileg éretlen vagy. Nem tehetsz róla.
Bak, olgunlaşmamış biri olduğunu biliyorum ve seni affediyorum.Mira, entiendo que te incapacite una inmadurez natural. Te perdono.
Bak, olgunlaşmamış biri olduğunu biliyorum ve seni affediyorum.Odkar je mama šla. Pojdi. Razumem te.
Bak, olgunlaşmamış biri olduğunu biliyorum ve seni affediyorum.- Pilih saja ? Aku tahu kelemahanmu adalah tidak matang, dan aku memaafkanmu.
Bak, olgunlaşmamış biri olduğunu biliyorum ve seni affediyorum.Sei que estás em desvantagem devido a uma imaturidade natural. Eu perdoo-te.
Bak, olgunlaşmamış biri olduğunu biliyorum ve seni affediyorum.Słuchaj, rozumiem, że jesteś dotknięty wrodzoną niedojrzałością i wybaczam ci to.
Bak, olgunlaşmamış biri olduğunu biliyorum ve seni affediyorum.Such dir was aus. Du Kindskopf kommst da schwer mit. Soweit verzeihe ich dir.
Bak, olgunlaşmamış biri olduğunu biliyorum ve seni affediyorum.Tiedän, että olet epäkypsä etkä voi sille mitään. Saat sen anteeksi.
Bak, olgunlaşmamış biri olduğunu biliyorum ve seni affediyorum.Ton immaturité naturelle t'handicape. Je te pardonne.
Bak, olgunlaşmamış biri olduğunu biliyorum ve seni affediyorum.Vyber si. Vím, je to hrůza, když jsi dítě. Odpouštím ti.
Bak, olgunlaşmamış biri olduğunu biliyorum ve seni affediyorum.Καταλαβαίνω ότι πάσχεις από φυσική ανωριμότητα.
Bak, olgunlaşmamış biri olduğunu biliyorum ve seni affediyorum.Разбирам, пречи ти вродената незрялост. Прощавам ти.