Olağandışı düşük ısılar bu yıl düşük kaliteli pirinç hasatından sorumlu tutulmaktadır.Unusually low temperatures account for the poor rice crop this year.
Meyer ve arkadaşları tarafından yapılan çalışma olağandışıydı.The study by Meyer and his colleagues was unusual.
Buradaki hava çok olağandışıydı ama tam bana göre olduğunu biliyorsun.The weather here has been very unusual, but you know that's my cup of tea.
Akşam yemeği partilerimde olağandışı gıdalar sunmaktan hoşlanıyorum.I like to serve unusual foods at my dinner parties.
Tom'un bazı çok olağandışı deneyimleri vardı.Tom had some very unusual experiences.
Onun gece geç saatlere kadar yatmamasının olağandışı olduğunu düşündüm.I thought it was unusual that he was up so late at night.
Tom oldukça olağandışı.Tom is pretty unusual.
Olağandışı bir şey görmedim.I didn't see anything unusual.
O, olağandışı olarak tutkun olmayan bir kişi olarak tanımlandı.He was described as an unusually passionless person.
Tom'un dokuzdan önce yatmaya gitmesi olağandışı değil.It's not unusual for Tom to go to bed before 9:00.
Yılın bu zamanında kar yağması olağandışı.It's unusual for it to snow this time of year.
Tom'un geç kalması olağandışıdır.It's unusual for Tom to be late.
Mary olağandışı notlar aldı.Mary got extraordinary grades.
Tom olağandışı bir şey olduğunun farkında değildi.Tom wasn't aware that anything out of the ordinary had occurred.
Gezimiz sırasında olağandışı bir şey olmadı.Nothing unusual happened during our trip.
Bugün okulda olağandışı bir şey oldu mu?Did anything unusual happen today at school?
Olağandışı bir şey yapmadım.I've done nothing unusual.
Olağandışı bir şey görürsen polisi ara.Call the police if you see any extraordinary situation.
Meri olağandışı bir kadın.Mary is an extraordinary woman.
Dünya ve çoğu diğer gezegenlerin tersi yönünde döndüğü için Venüs olağandışıdır.Venus is unusual because it spins the opposite direction as Earth and most other planets.
Bizim olağandışı bir ilişkimiz var.We have an unusual relationship.
Tom olağandışı bir atlamacıdır.Tom is an extraordinary jumper.
O kendi başına olağandışı değildir.That in itself isn't unusual.
Şartlar olağandışıdır.Conditions are unusual.
O oldukça olağandışı.That's pretty unusual.
Tom'un günün bu vaktinde burada olması çok olağandışı.It's very unusual for Tom to be here this time of day.
Olağandışı bir şekilde ılıman bir kıştı.It was an unusually mild winter.
Bu dil olağandışı derecede zordur.This language is unusually difficult.
Tom olağandışı bir şey görmediğini söyledi.Tom said he saw nothing out of the ordinary.
Sensörlerimiz olağandışı bir şey bulmadı.Our sensors did not detect anything unusual.
Sensörlerimiz olağandışı bir şey algılamadı.Our sensors did not detect anything unusual.
Sensörlerimiz olağandışı bir etkinlik tespit etmedi.Our sensors did not detect any unusual activity.
Sensörlerimiz olağandışı bir etkinlik algılamadı.Our sensors did not detect any unusual activity.
Bu tür kar bu alanda o kadar olağandışı değil.This kind of snow isn't that unusual in this area.
Bu tür hava olağandışı değil.This kind of weather isn't that unusual.
Bu tür bir soğuk o kadar olağandışı değil.This kind of cold isn't that unusual.
Olağandışı bir şey gördün mü?Did you see anything unusual?
Sami olağandışı bir suçla suçlandı.Sami was accused of an unusual crime.
Daha sonra spektroskopik çalışmalar da bu olağandışı sıcaklığı doğruladı.Later spectroscopic work confirmed this extraordinary temperature.
Aynı yıl Winters 'Tales: The Olağandışı Hikâyeler ve Gözlemler yayınladı.That same year he published Winters' Tales: Stories and Observations for the Unusual.
Oyun stili oynadığı dönem için olağandışıydı.There's constant reminders of when you used to play.
Toplum onu olağandışı fikirleri ve ilginç kişisel özellikleri yüzünden dışlamıştır.It is often planted because of its unique appearance and interesting character.
Bir doktora tezi için tüm bunlar fazlasıyla olağandışıdır.This was quite unusual for a doctoral dissertation.
Gökadanın muhtemelen en önemli ve olağandışı özelliği "nükleer starburst halkası"dır.Perhaps the most prominent and unusual feature is its "nuclear starbust ring" of bright young stars.
Ve bu nesnelerde olağandışı bir şey olup olmadığını anlamak için tayflarına baktık.And later we went to study the spectral stars to see is there anything strange with these objects.
"Doğru ama biraz oldu olağandışı."Quite so; but the sequel was rather unusual.
İlk örnek olağandışı bir sendrom olan "Capgras sendromu".The first example is an extraordinary syndrome called Capgras syndrome.
Böyle bir şey bulmak gerçekten olağandışı.It's extraordinary to find something like this.
Onun için çok olağandışı bir gün olmuş olmalıydı.It must have been a very unusual day for him.
Bu olağandışı değil.This is not uncommon.
Bu biraz olağandışı bir notasyon.This is little unconventional.
Irene Adler "Oldukça kadar; ancak sonradan oldukça olağandışı."Quite so; but the sequel was rather unusual.
Dua etmenin sezonudur. olağandışı şeyler olmaya başlıyor.This is a season of grace. Unusual things are beginning to happen.
Neredeyse bu koşulları sağlayacak olağandışı bir noktadayız artık bunu yapan makinalar var.We're at this extraordinary point where we're nearly there, that there are machines like that.
Orada mükemmel bir hayatımız vardı, ve olağandışı bir şey yapmaya karar verdik.We had had a wonderful life there, and we decided to do something unusual.
Peano adında bir adam bu çeşit eğriler tanlımıyordu ve olağandışı bir ilgi konusu oldu.A man named Peano did define such curves, and it became an object of extraordinary interest.
Ve ardından şunları, her tarafta olağandışı barok dekorasyonları görüyorsunuz.And then you get these extraordinary baroque decorations all over the place.
Gerçekten olağandışı bir zamanda yaşıyoruz.We truly are living in an extraordinary time.
İzin verilmeyecek olan ihtimaller olağandışı bir şekilde cesaretlendiriliyordu.Possibilities that would not have been allowed were outrageously encouraged.
Ve ne kadar olağandışı olduğunu.And that is how un-typical this place is.