Ana içeriğe geç
Sözlük

nufuzlu ile cümle

nufuzlu kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
ÖRNEK CÜMLE
7
HARF
3
HECE
9
ORT. KELİME
O nüfuzludur.He is influential.
Tom Bostonda en nüfuzlu kişidir.Tom is the most influential man in Boston.
Tom'un nüfuzlu yerlerde arkadaşları vardır.Tom has friends in influential places.
O, ilaç dünyasında çok nüfuzlu.He is very influential in the world of medicine.
Tom çok nüfuzlu bir adam.Tom Jackson is a very influential man.
Tom çok nüfuzluydu.Tom has been very influential.
Tom nufuzlu arkadaşları olan biri.Tom is well connected.
Tom'un nüfuzlu biri olduğunu biliyorum.I know that Tom is influential.
Tom kasabanın en nüfuzlu kişisidir.Tom is the most influential person in town.
Tom'un Mary kadar nüfuzlu olduğunu sanmıyorum.I don't think Tom is as influential as Mary is.
Tom nüfuzlu görünüyor.Tom seems to be influential.
Tom o kadar nüfuzlu değil.Tom isn't that influential.
Tom nüfuzlu, değil mi?Tom is influential, isn't he?
Yerel Roma vatandaşı, belki de biraz nüfuzlu bir adam olan Julius Marinus'un oğludur.He was the son of a local citizen, Julius Marinus, possibly of some importance.
Bir diğer nüfuzlu lider, Hani Al-Hassan da ayrıca günümüzdeki liderleri açıkça eleştirmiştir.Another influential veteran, Hani al-Hassan, has also openly criticized the present leadership.
Güney Kore şimdi dünyanın en iktisadi nüfuzlu ülkesi olmuştur.South Korea has now become the most wired country in the world.
Latini Populi), nüfuzlu boylar (gentes) tarafından yönetilen bir toplum yaşamına sahipti."Latin peoples") lived in a society led by influential clans (gentes).
Onun da nüfuzlu arkadaşları var.He has powerful friends.
Nüfuzlu bir işkadınıyla röportaj yapmıştım, bunun için zamanının olmadığını söyledi.I interviewed a high-powered businesswoman; she told me she didn't have time.
- Politikacıları biz seçmiyoruz, seçme işini çoğunlukla nüfuzlu gruplar yapıyor- We don't choose them, mostly the establishment does the choosing.
Jankovic: Bu konuda daha nüfuzlu olmayı istemezdim dersem yalan söylemiş olurum.Jankovic: I would be lying if I said I would not like that influence to be bigger.
Kıbrıs Rum polisi nüfuzlu yayıncı Andis Hacıkostis cinayetinde üç şüpheliyi tutukladı.Cypriot police arrest three suspects in the murder of influential publisher Andy Hadjicostis.
Aralarında üç eski bakanın da yer aldığı başka nüfuzlu PSD yetkilileri de soruşturma altındalar.Other influential PSD figures are under investigation, including three former ministers.
Çoğu nüfuzlu medya mesleki standartlar ve etik ilkelerine uymuyor.Most influential media fail to obey professional standards and ethical principles.
Zorlu savaş sonrası dönem nüfuzlu ve kararlı liderler gerektiriyordu.The difficult post-war times called for influential and determined leaders.
Ancak Muhammed, davasını desteklemek için nüfuzlu kimseleri yanına çekmek istedi.Muhammad, however, wanted to attract the influential to support his cause.
Balaş dört yıllık hükümdarlığının ardından kör edildi ve tahttan indirildi (nüfuzlu zenginlere atfedilir).Diese wurde ihm gewährt, als der König nach vier Jahren zur Musterung kam, zeigte sich dieser sehr zufrieden.
Rothschild ailesi son 200 yıldır, dünyanın en zengin ve nüfuzlu ailesidir.Depuis plus de 200 ans, la banque Rothschild est au cœur des marchés financiers mondiaux.
Padişah hazretlerinden kendilerini daha nüfuzlu kabul eylemek, ne curettir.Si sus transgresiones se toleran, seguirán otras peores.
Yirmi üç yaşında resmi metres olarak oldukça güçlü ve nüfuzluydu.В течение как минимум 40 лет бренд был достаточно распространен и популярен.
Fakat nufûzlu emirler israr ettiler ve kendisine sadakatle hizmet edeceklerine dair yeminler ettiler.وذلك بأن يجعلوا ما على أيمانهم على شمائلهم، ويستقبلوا القبلة، ويدعو الله رافعي الأيدي، مبالغين في ذلك.
Yerel Roma vatandaşı, belki de biraz nüfuzlu bir adam olan Julius Marinus'un oğludur.Era filho de Júlio Marino, um cidadão romano local, possivelmente de alguma importância.
Bu alternatif zamanda, nüfuzlu ve ahlaksız Biff Tannen’ın etkisi ile kumar 1979’da yasal hale getirilmiştir.Dit kwam door de invloed van de machtige en corrupte Biff Tannen, die legaal gokten in 1979.
Batı dünyasında, konusundaki yayımlanan en nüfuzlu kitap olduğu söylenebilir.Запевняю вас, любий друже, що в міркуванні складу це найкраща книга в світі.
Yerel Roma vatandaşı, belki de biraz nüfuzlu bir adam olan Julius Marinus'un oğludur.El era fiul lui Iulius Marinus, cetățean roman.
Trablusşam'da nüfuzlu bir Sünni ailedendir.Horvátországi, mégpedig turopoljei származású család.
Ölümünden sonra bile, ülkesinin en nüfuzlu bilim adamlarından sayıldı.Hän oli myös tieteiden suosija ja kuolemaansa asti hallituksen vaikuttavin mies.
Fakat nufûzlu emirler israr ettiler ve kendisine sadakatle hizmet edeceklerine dair yeminler ettiler.Og de tok barna med dem, og lærte dem deres tale, og de ble døpt.
Yerel Roma vatandaşı, belki de biraz nüfuzlu bir adam olan Julius Marinus'un oğludur.Ia adalah anak dari Julius Marinus, seorang warganegara Romawi setempat, kemungkinan dengan jabatan tertentu.
Yerel Roma vatandaşı, belki de biraz nüfuzlu bir adam olan Julius Marinus'un oğludur.Philippus là con trai của một Marinus Julius, một công dân La Mã địa phương, có thể có vai trò quan trọng.
Fakat nufûzlu emirler israr ettiler ve kendisine sadakatle hizmet edeceklerine dair yeminler ettiler.但他們皆因曾受維摩詰居士指正,而婉拒佛的差遣。
Ölümünden sonra bile, ülkesinin en nüfuzlu bilim adamlarından sayıldı.当他逝世的时候,他已经是欧洲最受赞誉的科学家之一。
Fakat nufûzlu emirler israr ettiler ve kendisine sadakatle hizmet edeceklerine dair yeminler ettiler.숙종때 충절사라 사액하였으며, 정조 때 충장(忠壯)이라는 시호를 내렸다.
Batı dünyasında, konusundaki yayımlanan en nüfuzlu kitap olduğu söylenebilir.V západnom svete je to pravdepodobne najvýznamnejšia kniha o ekonómii, ktorú kedy vydali.
Yerel Roma vatandaşı, belki de biraz nüfuzlu bir adam olan Julius Marinus'un oğludur.Bil je sin Julija Marina, lokalnega rimskega državljana, ki je bil verjetno vplivna osebnost.
Nüfuzlu bir işkadınıyla röportaj yapmıştım, bunun için zamanının olmadığını söyledi.Am intervievat o femeie de afaceri sus-pusă - ea mi-a zis că n-are timp.
Nüfuzlu bir işkadınıyla röportaj yapmıştım, bunun için zamanının olmadığını söyledi.Entrevisté a una poderosa mujer de negocios, me dijo que no tenía tiempo.
Nüfuzlu bir işkadınıyla röportaj yapmıştım, bunun için zamanının olmadığını söyledi.Entrevistei uma poderosa mulher de negócios; ela disse-me que não tinha tempo.
Nüfuzlu bir işkadınıyla röportaj yapmıştım, bunun için zamanının olmadığını söyledi.Ich habe eine hochdotierte Geschäftsfrau interviewt, sie sagte mir, sie habe keine Zeit.
Nüfuzlu bir işkadınıyla röportaj yapmıştım, bunun için zamanının olmadığını söyledi.Ik interviewde een machtige zakenvrouw. Ze zei me dat ze geen tijd had.
Nüfuzlu bir işkadınıyla röportaj yapmıştım, bunun için zamanının olmadığını söyledi.J'ai interviewé une grande femme d'affaires, qui m'a dit qu'elle n'avait pas le temps.
Nüfuzlu bir işkadınıyla röportaj yapmıştım, bunun için zamanının olmadığını söyledi.한 권위있는 여성 사업가에게 물었더니 그럴 시간이 없다더군요.
Nüfuzlu bir işkadınıyla röportaj yapmıştım, bunun için zamanının olmadığını söyledi.Pewna bizneswoman powiedziała mi, że nie ma na to czasu.
Nüfuzlu bir işkadınıyla röportaj yapmıştım, bunun için zamanının olmadığını söyledi.Una potente donna d'affari che ho intervistato mi ha detto che non aveva tempo.
Nüfuzlu bir işkadınıyla röportaj yapmıştım, bunun için zamanının olmadığını söyledi.Πήρα συνέντευξη από μια δυναμική επιχειρηματία. Μου είπε πως δεν είχε το χρόνο.
Nüfuzlu bir işkadınıyla röportaj yapmıştım, bunun için zamanının olmadığını söyledi.Интервюирах една успяла бизнесдама, която ми каза, че нямала време.
Nüfuzlu bir işkadınıyla röportaj yapmıştım, bunun için zamanının olmadığını söyledi.Я брала интервью у одной высокопоставленной бизнес-леди. Она заявила, что у нее нет времени и пояснила:
Nüfuzlu bir işkadınıyla röportaj yapmıştım, bunun için zamanının olmadığını söyledi.ראיינתי אשת עסקים רבת עוצמה. היא אמרה לי שאין לה זמן.
Nüfuzlu bir işkadınıyla röportaj yapmıştım, bunun için zamanının olmadığını söyledi.لقد اجريت مقابلة مع سيدة اعمال ذوات نفوذ, لقد اخبرتني انه لم يكن لديها الوقت.
Nüfuzlu bir işkadınıyla röportaj yapmıştım, bunun için zamanının olmadığını söyledi.ヴァギナを見る時間はないと言いました 彼女曰く "ヴァギナを見るのは一日がかり"
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod