‹‹Batıda Levo-Hamatın karşısındaki noktaya dek Akdeniz sınır oluşturacak. Batı sınırı bu olacak.Phía tây sẽ là biển lớn , từ bờ_cõi phía nam cho_đến lối vào Ha-mát ; ấy_là phía tây .
‹‹Batıda Levo-Hamatın karşısındaki noktaya dek Akdeniz sınır oluşturacak. Batı sınırı bu olacak.Phía tây sẽ là biển lớn, từ bờ cõi phía nam cho đến lối vào Ha-mát; ấy là phía tây.
‹‹Batıda Levo-Hamatın karşısındaki noktaya dek Akdeniz sınır oluşturacak. Batı sınırı bu olacak.Sitten länsipuoli: Suuri meri rajasta sen paikan kohdalle, mistä mennään Hamatiin. Tämä on länsipuoli.
‹‹Batıda Levo-Hamatın karşısındaki noktaya dek Akdeniz sınır oluşturacak. Batı sınırı bu olacak.Strana pak západní moře veliké, od pomezí až naproti, kudyž se vchází do Emat. Ta jest strana západní.
‹‹Batıda Levo-Hamatın karşısındaki noktaya dek Akdeniz sınır oluşturacak. Batı sınırı bu olacak.А западната страна ще бъде голямото море от южната граница до прохода на Емат. Това е западната страна.
‹‹Batıda Levo-Hamatın karşısındaki noktaya dek Akdeniz sınır oluşturacak. Batı sınırı bu olacak.Западный же предел – великое море, от южной границы до места против Емафа; это западный край.
‹‹Batıda Levo-Hamatın karşısındaki noktaya dek Akdeniz sınır oluşturacak. Batı sınırı bu olacak.ופאת ים הים הגדול מגבול עד נכח לבוא חמת זאת פאת ים׃
‹‹Batıda Levo-Hamatın karşısındaki noktaya dek Akdeniz sınır oluşturacak. Batı sınırı bu olacak.وجانب الغرب البحر الكبير من التخم الى مقابل مدخل حماة. وهذا جانب الغرب.
‹‹Batıda Levo-Hamatın karşısındaki noktaya dek Akdeniz sınır oluşturacak. Batı sınırı bu olacak.西 界 就 是 大 海 、 從 南 界 直 到 哈 馬 口 對 面 之 地 . 這 是 西 界
‹‹Batıda Levo-Hamatın karşısındaki noktaya dek Akdeniz sınır oluşturacak. Batı sınırı bu olacak.西界 就是 大海 、 從南界 直 到 哈馬口 對面 之地 . 這是 西界
Belki bu tarafta şu minimum noktaya ulaşmak için şu yönde gideceksiniz. - -Aici poate începe să fie orientat astfel pentru că veți coborî spre acest punct de minim.
Belki bu tarafta şu minimum noktaya ulaşmak için şu yönde gideceksiniz. - -A w tym punkcie będzie w tę stronę, bo będzie wskazywał w stronę tego minimum.
Belli bir noktaya geliyor ve duruyorlar.Arrivano fino ad un certo punto e poi si fermano.
Belli bir noktaya geliyor ve duruyorlar."Chegam a um determinado ponto e param.
Belli bir noktaya geliyor ve duruyorlar.Chúng đi tới một điểm nhất định rồi dừng lại.
Belli bir noktaya geliyor ve duruyorlar.De kommer til et bestemt sted og stopper så.
Belli bir noktaya geliyor ve duruyorlar.De kommer till en viss punkt, sedan stannar de.
Belli bir noktaya geliyor ve duruyorlar.Elérnek egy bizonyos pontra és ott megállnak.
Belli bir noktaya geliyor ve duruyorlar.Ils s'approchaient jusqu'à un certain point puis s'arrêtaient.
Belli bir noktaya geliyor ve duruyorlar.얼마만큼 온 다음에는 멈춥니다.
Belli bir noktaya geliyor ve duruyorlar.Llegan a un cierto punto y luego se detiene.
Belli bir noktaya geliyor ve duruyorlar.Ne tulevat tiettyyn kohtaan ja pysähtyvät.
Belli bir noktaya geliyor ve duruyorlar.Prídu do istej vzdialenosti a potom sa zastavia.
Belli bir noktaya geliyor ve duruyorlar.Přišli do jisté vzdálenosti a pak se zastavili.
Belli bir noktaya geliyor ve duruyorlar.Sie kommen bis zu einer bestimmten Stelle und bleiben dann stehen.
Belli bir noktaya geliyor ve duruyorlar.Vin până la un anumit punct şi apoi se opresc.
Belli bir noktaya geliyor ve duruyorlar.Έρχονται μέχρι ένα σημείο και μετά σταματούν.
Belli bir noktaya geliyor ve duruyorlar.Вони добігали до певного місця і зупинялись.
Belli bir noktaya geliyor ve duruyorlar.Они добегали до определенного места и останавливались.
Belli bir noktaya geliyor ve duruyorlar.Приближават се донякъде, а после спират.
Belli bir noktaya geliyor ve duruyorlar.אני רואה חתולים וכלבים הולכים לקראתי.
Belli bir noktaya geliyor ve duruyorlar."يأتون حتى نقطة محددة ثم يتوقفون"
Belli bir noktaya geliyor ve duruyorlar.そして また変わる
Ben de o sırada televizyonda izliyordum, bir noktaya geldiklerinde, astronotlardan biri;Et je les regardais à la télé, et à certain moment, un des astronautes dit simplement,
Ben de o sırada televizyonda izliyordum, bir noktaya geldiklerinde, astronotlardan biri;Zrovna jsem se díval na televizi, když jeden astronaut řekl:
Ben de o sırada televizyonda izliyordum, bir noktaya geldiklerinde, astronotlardan biri;وكنتُ أشاهده عبر التلفاز
Beni bu noktaya açık hale getirelim.Déjenme aclarar este punto.
Beni bu noktaya açık hale getirelim.Fammi chiarire questo punto.
Beni bu noktaya açık hale getirelim.Нека поясня това.
Beni bu noktaya açık hale getirelim.دعوني اوضح هذه النقطة
Beni bu noktaya açık hale getirelim.実際には、この定数が
Ben sizin hepinizi havaya uçurmak ve bir noktaya dikkat çekmek istedim, fakat - (Gülüşmeler) -Am vrut să vă arunc în aer şi să demonstrez ceva, dar - (Râsete)
Ben sizin hepinizi havaya uçurmak ve bir noktaya dikkat çekmek istedim, fakat - (Gülüşmeler) -Chciałem was wszystkich wysadzić w powietrze, by zwrócić waszą uwagę ale.. (śmiech)
Ben sizin hepinizi havaya uçurmak ve bir noktaya dikkat çekmek istedim, fakat - (Gülüşmeler) -Eu queria fazer-vos explodir a todos para tentar enfatizar um ponto mas - (Risos) -
Ben sizin hepinizi havaya uçurmak ve bir noktaya dikkat çekmek istedim, fakat - (Gülüşmeler) -Ich dachte mir, ich jage Sie alle in die Luft um zu punkten, aber -- (Gelächter) --
Ben sizin hepinizi havaya uçurmak ve bir noktaya dikkat çekmek istedim, fakat - (Gülüşmeler) -Ik wilde jullie allemaal opblazen om mijn punt kracht bij te zetten, maar — (Gelach) —
Ben sizin hepinizi havaya uçurmak ve bir noktaya dikkat çekmek istedim, fakat - (Gülüşmeler) -Je tenais à tous vous faire exploser pour essayer et marquer un point, mais — (rires) —
Ben sizin hepinizi havaya uçurmak ve bir noktaya dikkat çekmek istedim, fakat - (Gülüşmeler) -한 예에서, 여러분을 폭탄으로 날려 버리겠습니다. 이해해 주세요. -(웃음) —
Ben sizin hepinizi havaya uçurmak ve bir noktaya dikkat çekmek istedim, fakat - (Gülüşmeler) -Vorrei farvi saltare in aria per cercare di essere più efficace, ma -- (Risate) --
Ben sizin hepinizi havaya uçurmak ve bir noktaya dikkat çekmek istedim, fakat - (Gülüşmeler) -רציתי להפציץ אתכם כדי לנסות להוכיח את טענתי, אבל -- [צחוק]--
Ben sizin hepinizi havaya uçurmak ve bir noktaya dikkat çekmek istedim, fakat - (Gülüşmeler) -أردت أن أُفقدكم صوابكم لهدف، لكن - (ضحك) -
Ben sizin hepinizi havaya uçurmak ve bir noktaya dikkat çekmek istedim, fakat - (Gülüşmeler) -けれど...(笑) 健康上、安全上の理由でTED側から
"Ben tanrıyım ya da öyleydim" dediğim yerde eşim ilginç bir noktaya değindi."Ich bin Gott oder ich war es mal", gibt es eine Randnotiz meines Mannes.
"Ben tanrıyım ya da öyleydim" dediğim yerde eşim ilginç bir noktaya değindi.이부분에 남편이 귀퉁이에 적어놓은 글이 있습니다. "그래서 신인걸 관두었나, 아님 해고당한거야?"
"Ben tanrıyım ya da öyleydim" dediğim yerde eşim ilginç bir noktaya değindi."Soy Dios, o solía serlo", mi esposo hizo una nota al margen.
"Ben tanrıyım ya da öyleydim" dediğim yerde eşim ilginç bir noktaya değindi."Я Бог, или была им", мой муж сделал пометку.
"Ben tanrıyım ya da öyleydim" dediğim yerde eşim ilginç bir noktaya değindi.כשאמרתי, "אני אלוהים, או הייתי פעם", בעלי רשם הערת שוליים:
"Ben tanrıyım ya da öyleydim" dediğim yerde eşim ilginç bir noktaya değindi.عندما قلت "أنا الرب او كنت،" أضاف زوجي ملحوظة
"Ben tanrıyım ya da öyleydim" dediğim yerde eşim ilginç bir noktaya değindi.夫は欄外に注を書きました 「おまえは神を辞めたか クビになったのかい?」 (笑)
Benzer genler taşıdığınız noktaya geçiyorlar. -Aceasta este telofaza 1. Acum, vă rog să vă aduceți aminte: am plecat de la o celulă diploidă,da?