Mitolojik anlatım, Yunan edebiyatının neredeyse her türünde önemli bir rol oynamaktadır.Mythical narration plays an important role in nearly every genre of Greek literature.
Tayfun Harekâtı'nın neredeyse başlarından beri hava durumu kötüleşmekteydi.Almost from the beginning of Operation Typhoon, however, the weather worsened.
Yaralanmaların neredeyse yarısı yangınla mücadele ederken yaşanmaktadır.Almost half of injuries are due to efforts to fight a fire.
Fiziksel teori neredeyse her zaman matematiksel modeller kullanılarak ifade edilir.Physical theories are almost invariably expressed using mathematical models.
Geç Cumhuriyet'in lejyonları yapısal olarak neredeyse bütünüyle ağır piyadeydi.The legions of the late Republic were, structurally, almost entirely heavy infantry.
Bunun dışında forum 1203-1204'teki Dördüncü Haçlı Seferi'ne kadar neredeyse bozulmadan kalmıştır.Otherwise the forum remained nearly intact until the Fourth Crusade in 1203–1204.
Tom neredeyse onu hiç yapmadı.Tom almost never did that.
Artık birbirimizle neredeyse hiç konuşmuyoruz.We hardly ever talk to each other anymore.
Tom'a partiyi söylemeyi neredeyse unutuyordum.I almost forgot to tell Tom about the party.
Neredeyse yapabileceğime inanıyorum.I almost believe I could do that.
Tom hiç kimseye neredeyse tek kelime söylemedi.Tom hardly said a word to anybody.
Tom neredeyse her gün süpermarkete gider.Tom goes to the supermarket almost every day.
O olay neredeyse işime mal oluyordu.That incident almost cost me my job.
Neredeyse birlikte büyüdük.We practically grew up together.
Tom neredeyse hemen kendinden geçti.Tom passed out almost immediately.
Bu neredeyse hiç güncel görünmüyor.This hardly seems newsworthy.
Neredeyse yılın sonu.It's almost the end of the year.
Tom neredeyse hiç konuşmadı.Tom barely spoke.
Tom'un kariyeri neredeyse başlamadan sona erdi.Tom's career ended almost before it began.
Tom'un neredeyse yeterli yiyeceği yoktu.Tom had barely enough to eat.
Teksas, Almanya'nın neredeyse iki katı büyüklüğündedir.Texas is almost twice the size of Germany.
Ben neredeyse onu yapmayı bırakmaya karar verdim.I almost decided to give up doing that.
Neredeyse her hafta bunu yaparız.We do this almost every week.
Neredeyse mektubu postalamayı unutuyordum.I almost forgot to mail the letter.
Tom para için neredeyse her şeyi yapardı.Tom would do almost anything for money.
Neredeyse her gün kahvaltıdan önce hafif koşuya giderim.I go jogging before breakfast almost every day.
Ben neredeyse bütün gece yatmam.I almost never stay up all night.
Ben neredeyse körüm.I'm nearly blind.
Neredeyse hiç şikayet etmem.I hardly ever complain.
Neredeyse Tom'u öldürüyordum.I almost killed Tom.
Tom neredeyse senin ve benim konuşabildiğim kadar iyi Fransızca konuşabilir.Tom can speak French almost as well as you and I can.
Sami hava karanlıktan sonra neredeyse hiç dışarı çıkmaz.Sami almost never goes out after dark.
Neredeyse her gün kot pantolon giyerim.I wear jeans almost every day.
Neredeyse senin kadar yaşlıyım.I'm going to go home at 2:30.
Tom neredeyse Mary kadar uzundur.Tom is almost as tall as Mary is.
Son zamanlarda neredeyse birbirimizi hiç görmedik.We've hardly seen each other lately.
Dışarı çıktığımda neredeyse her zaman bir şapka giyerim.I almost always wear a hat when I go outside.
Neredeyse yiyecekten başka hiçbir şey satın almam.I hardly ever buy anything other than food.
Akşamları neredeyse her zaman evdeyim.I'm almost always at home in the evenings.
Bu sabah okula neredeyse geç kaldım.I was almost late for school this morning.
Ben pazartesi günleri neredeyse hiç evde değilim.I'm hardly ever at home on Mondays.
Pazartesi günleri neredeyse her zaman buradayım.I'm almost always here on Mondays.
Neredeyse daima arabayla çalışmaya gideceğim.I almost always go to work by car.
Neredeyse hiç soru sormuyorsun.You almost never ask questions.
Neredeyse hiç oraya gitmiyorum.I hardly ever go there anymore.
Artık neredeyse onu hiç yapmıyorum.I almost never do that anymore.
Evde neredeyse hiç ders çalışmam.I hardly ever study at home.
Satrançta neredeyse hiç kaybetmiyorum.I hardly ever lose at chess.
Tom neredeyse hiç Fransızca konuşamıyor.Tom can hardly speak French.
Bu tavuk neredeyse her gün bir yumurta bırakır.This hen lays an egg almost every day.
Bu parçada neredeyse hiç modülasyon yok.This piece has almost no modulation.
Gardiyanlar neredeyse onu öldüresiye dövdüler.The guards almost beat him to death.
Gardiyanlar neredeyse Tom'u öldürene kadar dövdü.The guards almost beat Tom to death.
Muhafızlar Tom'u neredeyse dayaktan öldürecekler.The guards almost beat Tom to death.
Şu günlerde neredeyse hiç dışarı çıkmıyorum.I hardly ever go out nowadays.
Dün Tom neredeyse öldürülüyordu.Tom was almost killed yesterday.
Tom neredeyse nehirde boğuluyordu.Tom almost drowned in the river.
Leyla neredeyse ölüyordu.Lalya was almost dead.
Kemoterapi, Leyla'yı neredeyse sağır bıraktı.The chemotherapy left Layla almost deaf.
Leyla neredeyse ölmüştü.Layla nearly died.