Gana'dan Musavvira,パキスタンのハディア イランのジャレールは火を使います
Geldiler ve Musanın buyurduğu gibi cesetleri üzerlerindeki mintanlarıyla ordugahın dışına çıkardılar.Då trädde de fram och buro bort dem i deras livklädnader, utanför lägret, såsom Mose hade sagt.
Geldiler ve Musanın buyurduğu gibi cesetleri üzerlerindeki mintanlarıyla ordugahın dışına çıkardılar.Ei s'au apropiat, şi i-au scos afară din tabără, îmbrăcaţi în tunicile lor, cum zisese Moise.
Geldiler ve Musanın buyurduğu gibi cesetleri üzerlerindeki mintanlarıyla ordugahın dışına çıkardılar.Ellos se acercaron y los llevaron con sus vestiduras fuera del campamento, como dijo Moisés
Geldiler ve Musanın buyurduğu gibi cesetleri üzerlerindeki mintanlarıyla ordugahın dışına çıkardılar.És odamenének, és kivivék õket az õ köntöseikben a táboron kivül, a mint szólott vala Mózes.
Geldiler ve Musanın buyurduğu gibi cesetleri üzerlerindeki mintanlarıyla ordugahın dışına çıkardılar.Essi si avvicinarono e li portarono via con le loro tuniche, fuori dell'accampamento, come Mosè aveva detto
Geldiler ve Musanın buyurduğu gibi cesetleri üzerlerindeki mintanlarıyla ordugahın dışına çıkardılar.Ils s`approchèrent, et ils les emportèrent dans leurs tuniques hors du camp, comme Moïse l`avait dit.
Geldiler ve Musanın buyurduğu gibi cesetleri üzerlerindeki mintanlarıyla ordugahın dışına çıkardılar.I přišli a vynesli je v sukních jejich ven za stany, jakž byl rozkázal Mojžíš.
Geldiler ve Musanın buyurduğu gibi cesetleri üzerlerindeki mintanlarıyla ordugahın dışına çıkardılar.Ja he astuivat esiin ja kantoivat heidät ihokkaineen leirin ulkopuolelle, niinkuin Mooses oli sanonut.
Geldiler ve Musanın buyurduğu gibi cesetleri üzerlerindeki mintanlarıyla ordugahın dışına çıkardılar.그들이 나아와 모세의 명대로 그들을 옷 입은 채 진 밖으로 메어 내니
Geldiler ve Musanın buyurduğu gibi cesetleri üzerlerindeki mintanlarıyla ordugahın dışına çıkardılar.Og de kom og bar dem uden for Lejren i deres Kjortler, som Moses havde sagt.
Geldiler ve Musanın buyurduğu gibi cesetleri üzerlerindeki mintanlarıyla ordugahın dışına çıkardılar.Og de trådte frem og bar dem i deres kjortler utenfor leiren, som Moses hadde sagt.
Geldiler ve Musanın buyurduğu gibi cesetleri üzerlerindeki mintanlarıyla ordugahın dışına çıkardılar.Stopita torej noter in ju odneseta v njunih suknjah ven za taborišče, kakor je rekel Mojzes.
Geldiler ve Musanın buyurduğu gibi cesetleri üzerlerindeki mintanlarıyla ordugahın dışına çıkardılar.Także królik, który choć przeżuwa, ale kopyta rozdzielonego nie ma, nieczystym wam będzie.
Geldiler ve Musanın buyurduğu gibi cesetleri üzerlerindeki mintanlarıyla ordugahın dışına çıkardılar.Und sie traten hinzu und trugen sie hinaus mit ihren leinenen Röcken vor das Lager, wie Mose gesagt hatte.
Geldiler ve Musanın buyurduğu gibi cesetleri üzerlerindeki mintanlarıyla ordugahın dışına çıkardılar.Vậy , họ đến gần khiêng thây còn mặc áo_lá trong ra ngoài trại quân , y_như lời Môi-se đã biểu .
Geldiler ve Musanın buyurduğu gibi cesetleri üzerlerindeki mintanlarıyla ordugahın dışına çıkardılar.Vậy, họ đến gần khiêng thây còn mặc áo lá trong ra ngoài trại quân, y như lời Môi-se đã biểu.
Geldiler ve Musanın buyurduğu gibi cesetleri üzerlerindeki mintanlarıyla ordugahın dışına çıkardılar.Vtedy pristúpili a vyniesli ich v ich sukniach von za tábor, tak ako hovoril Mojžiš.
Geldiler ve Musanın buyurduğu gibi cesetleri üzerlerindeki mintanlarıyla ordugahın dışına çıkardılar.Και επλησιασαν και εσηκωσαν αυτους με τους χιτωνας αυτων εξω του στρατοπεδου, καθως ειπεν ο Μωυσης.
Geldiler ve Musanın buyurduğu gibi cesetleri üzerlerindeki mintanlarıyla ordugahın dışına çıkardılar.И пошли и вынесли их в хитонах их за стан, как сказал Моисей.
Geldiler ve Musanın buyurduğu gibi cesetleri üzerlerindeki mintanlarıyla ordugahın dışına çıkardılar.Те, прочее, пристъпиха и ги изнесоха с хитоните им вън от стана, според както рече Моисей.
Geldiler ve Musanın buyurduğu gibi cesetleri üzerlerindeki mintanlarıyla ordugahın dışına çıkardılar.ויקרבו וישאם בכתנתם אל מחוץ למחנה כאשר דבר משה׃
Geldiler ve Musanın buyurduğu gibi cesetleri üzerlerindeki mintanlarıyla ordugahın dışına çıkardılar.فتقدما ورفعاهما في قميصيهما الى خارج المحلّة كما قال موسى.
Geldiler ve Musanın buyurduğu gibi cesetleri üzerlerindeki mintanlarıyla ordugahın dışına çıkardılar.於 是 二 人 上 前 來 、 把 他 們 穿 著 袍 子 抬 到 營 外 . 是 照 摩 西 所 吩 咐 的
Geldiler ve Musanın buyurduğu gibi cesetleri üzerlerindeki mintanlarıyla ordugahın dışına çıkardılar.於是 二 人 上前 來 、 把 他 們穿著 袍子 抬到 營外 . 是 照 摩西 所 吩咐 的
Gençliğinden beri Musanın yardımcısı olan Nun oğlu Yeşu, ‹‹Ey efendim Musa, onlara engel ol!›› dedi.Giô-suê, con trai của Nun, là người hầu việc Môi-se, đáp lại mà rằng: Hỡi Môi-se, chúa tôi, hãy cấm chúng nó!
Gençliğinden beri Musanın yardımcısı olan Nun oğlu Yeşu, ‹‹Ey efendim Musa, onlara engel ol!›› dedi.Jozua, de zoon van Nun, één van Mozes' zelfgekozen helpers, protesteerde: "Mozes, laten zij toch ophouden!"
Gençliğinden beri Musanın yardımcısı olan Nun oğlu Yeşu, ‹‹Ey efendim Musa, onlara engel ol!›› dedi.Jozue pak, syn Nun, služebník Mojžíšův, jeden z mládenců jeho, dí k tomu: Pane můj, Mojžíši, zabraň jim.
Gençliğinden beri Musanın yardımcısı olan Nun oğlu Yeşu, ‹‹Ey efendim Musa, onlara engel ol!›› dedi.택한 자 중 한 사람 곧 모세를 섬기는 눈의 아들 여호수아가 말하여 가로되 내 주 모세여 금하소서
Gençliğinden beri Musanın yardımcısı olan Nun oğlu Yeşu, ‹‹Ey efendim Musa, onlara engel ol!›› dedi.ויען יהושע בן נון משרת משה מבחריו ויאמר אדני משה כלאם׃
Gençliğinden beri Musanın yardımcısı olan Nun oğlu Yeşu, ‹‹Ey efendim Musa, onlara engel ol!›› dedi.فاجاب يشوع بن نون خادم موسى من حداثته وقال يا سيدي موسى اردعهما.
Gençliğinden beri Musanın yardımcısı olan Nun oğlu Yeşu, ‹‹Ey efendim Musa, onlara engel ol!›› dedi.摩 西 的 幫 手 嫩 的 兒 子 約 書 亞 、 就 是 摩 西 所 揀 選 的 一 個 人 、 說 、 請 我 主 摩 西 禁 止 他 們
Gençliğinden beri Musanın yardımcısı olan Nun oğlu Yeşu, ‹‹Ey efendim Musa, onlara engel ol!›› dedi.摩西 的 幫手 嫩的 兒子 約書亞 、 就是 摩西 所 揀選 的 一 個 人 、 說 、 請 我 主 摩西 禁止 他們
Görünüm öyle korkunçtu ki, Musa, ‹‹Çok korkuyorum, titriyorum›› dedi.A bolo také strašné to, čo videli, že sám Mojžiš povedal: Predesený som a trasiem sa.
Görünüm öyle korkunçtu ki, Musa, ‹‹Çok korkuyorum, titriyorum›› dedi.Apa yang dilihat oleh orang-orang Israel itu begitu hebat sampai Musa berkata, "Saya takut dan gemetar!
Görünüm öyle korkunçtu ki, Musa, ‹‹Çok korkuyorum, titriyorum›› dedi.A tak hrozné bylo to, což viděli, že i Mojžíš řekl: Lekl jsem se, až se třesu.)
Görünüm öyle korkunçtu ki, Musa, ‹‹Çok korkuyorum, titriyorum›› dedi.A tak straszne to było, co widzieli, że też Mojżesz rzekł: Uląkłem się i drżę.)
Görünüm öyle korkunçtu ki, Musa, ‹‹Çok korkuyorum, titriyorum›› dedi.És oly rettenetes volt a látomány, hogy Mózes is mondá: Megijedtem és remegek:
Görünüm öyle korkunçtu ki, Musa, ‹‹Çok korkuyorum, titriyorum›› dedi.E tão terrível era a visão, que Moisés disse: Estou todo aterrorizado e trêmulo.
Görünüm öyle korkunçtu ki, Musa, ‹‹Çok korkuyorum, titriyorum›› dedi.Et ce spectacle était si terrible que Moïse dit: Je suis épouvanté et tout tremblant!
Görünüm öyle korkunçtu ki, Musa, ‹‹Çok korkuyorum, titriyorum›› dedi.in tako strašna je bila prikazen, da je Mojzes rekel: V strahu sem in trepetu):
Görünüm öyle korkunçtu ki, Musa, ‹‹Çok korkuyorum, titriyorum›› dedi.ja niin hirmuinen oli se näky, että Mooses sanoi: "Minä olen peljästynyt ja vapisen";
Görünüm öyle korkunçtu ki, Musa, ‹‹Çok korkuyorum, titriyorum›› dedi.그 보이는 바가 이렇듯이 무섭기로 모세도 이르되 내가 심히 두렵고 떨린다 하였으나
Görünüm öyle korkunçtu ki, Musa, ‹‹Çok korkuyorum, titriyorum›› dedi.Lại cảnh trạng đó rất kinh khiếp , đến_nỗi Môi-se nói rằng : Ta thật sợ_sệt và run_rẩy cả người .
Görünüm öyle korkunçtu ki, Musa, ‹‹Çok korkuyorum, titriyorum›› dedi.Lại cảnh trạng đó rất kinh khiếp, đến nỗi Môi-se nói rằng: Ta thật sợ sệt và run rẩy cả người.
Görünüm öyle korkunçtu ki, Musa, ‹‹Çok korkuyorum, titriyorum›› dedi.Lo spettacolo, in realtà, era così terrificante che Mosè disse: Ho paura e tremo
Görünüm öyle korkunçtu ki, Musa, ‹‹Çok korkuyorum, titriyorum›› dedi.Och så förskräcklig var den syn man såg, att Moses sade: »Jag är förskräckt och bävar.»
Görünüm öyle korkunçtu ki, Musa, ‹‹Çok korkuyorum, titriyorum›› dedi.Og - så frygteligt var Synet - Moses sagde: "Jeg er forfærdet og bæver."
Görünüm öyle korkunçtu ki, Musa, ‹‹Çok korkuyorum, titriyorum›› dedi.og så fryktelig var synet at Moses sa: Jeg er forferdet og skjelver.
Görünüm öyle korkunçtu ki, Musa, ‹‹Çok korkuyorum, titriyorum›› dedi.Şi priveliştea aceea era aşa de înfricoşătoare încît Moise a zis: ,,Sînt îngrozit şi tremur!``).
Görünüm öyle korkunçtu ki, Musa, ‹‹Çok korkuyorum, titriyorum›› dedi.und also schrecklich war das Gesicht, daß Mose sprach: Ich bin erschrocken und zittere.
Görünüm öyle korkunçtu ki, Musa, ‹‹Çok korkuyorum, titriyorum›› dedi.Y tan terrible era aquel espectáculo que Moisés dijo: "¡Estoy aterrado y temblando!
Görünüm öyle korkunçtu ki, Musa, ‹‹Çok korkuyorum, titriyorum›› dedi.και τοσον φοβερον ητο το φαινομενον, ωστε ο Μωυσης ειπε Καταφοβος ειμαι και εντρομος
Görünüm öyle korkunçtu ki, Musa, ‹‹Çok korkuyorum, titriyorum›› dedi.и столь ужасно было это видение, что и Моисей сказал: „я в страхе и трепете".
Görünüm öyle korkunçtu ki, Musa, ‹‹Çok korkuyorum, titriyorum›› dedi.І, таке страшне було видїннє, що Мойсей сказав: "Я в страсї і трепеті.")
Görünüm öyle korkunçtu ki, Musa, ‹‹Çok korkuyorum, titriyorum›› dedi.Постоянствувайте в братолюбието.
Görünüm öyle korkunçtu ki, Musa, ‹‹Çok korkuyorum, titriyorum›› dedi.והמראה היה נורא עד מאד ויאמר משה יגרתי וחרדתי׃
Görünüm öyle korkunçtu ki, Musa, ‹‹Çok korkuyorum, titriyorum›› dedi.وكان المنظر هكذا مخيفا حتى قال موسى انا مرتعب ومرتعد.
Görünüm öyle korkunçtu ki, Musa, ‹‹Çok korkuyorum, titriyorum›› dedi.所 見 的 極 其 可 怕 、 甚 至 摩 西 說 、 『 我 甚 是 恐 懼 戰 兢 。
Görünüm öyle korkunçtu ki, Musa, ‹‹Çok korkuyorum, titriyorum›› dedi.所 見 的 極其 可怕 、 甚至 摩西說 、 『 我 甚 是 恐懼戰兢 。