Sosyalist ve muhafazakârlar arasındaki kamp sadece siyasi partilerden oluşmuyordu.社会主義と保守主義双方の陣営は、ただ単に政党を成立させただけではなかった。
Burke 'liberal' bir muhafazakardı.バートンは温和な保守主義者だった。
Ailem çok dindar değildi fakat ben aşırı muhafazakardım.公的な教育はほとんど受けていなかったが、非常に教養があった。
Muhafazakâr görüşün temsilcisi olmuştur.印象派の擁護者であった 。
Genellikle muhafazakar eğilimli kanaat önderleri ve politikacılar tarafından savunulur.一般には保守主義者あるいは新保守主義者とされる。
ANAP'ın muhafazakarlığı daha önceki sağ partilere oranla daha kentselleşmiş bir özellik göstermiştir.間榎津真(まえの つま) 秀人の前妻で乙人の実母。
Pek çok konuda, örneğin göçmenler konusunda Hristiyan Demokratlar'dan daha muhafazakârdır.他の南部各州と同様、圧倒的にキリスト教プロテスタントが多い。
Daha muhafazakâr bir ekonomik reform paketleri uyguladı.財政改革やプロテスタント政策を推進した。
Erken yaşlarda muhafazakar partide politikaya atıldı.正徳帝期の初めに政治を専断した。
Bu durum daha sonra pek çok defa, muhafazakar çevrelere tanınan bir imtiyaz olarak nitelendi.そのため以前は、代表的な保守主義の思想とされていた。
Köy halkı kendilerini dindar ve muhafazakar olarak tanımlamaktadır.公私共に紫信の保護者。
Muhafazakâr Parti üyesiydi.保守党に所属した。
Ulusal Yenilenme (İspanyolca: Renovación Nacional, RN), Şili'de liberal muhafazakâr bir siyasi partidir.国民革新党(スペイン語: Renovación Nacional)はチリの自由主義保守政党。
1911'de Muhafazakâr Parti liderliğine getirildi.1911年,为保守党领袖。
ANAP'ın muhafazakarlığı daha önceki sağ partilere oranla daha kentselleşmiş bir özellik göstermiştir.昴與愛蜜莉雅於是重返王都,並與之前分別的舊識們重逢。
Danimarka Halk Partisi (Danca: Dansk Folkeparti, DF) Danimarka'da muhafazakar bir siyasi partidir.保守人民党(Conservative People's Party) (丹麦语:Det Konservative Folkeparti) 丹麦政党。
Önemli muhafazakar tepkilere rağmen, birleşme fikri Alman topraklarında yayılmaya devam etti.虽然保守派反应强烈,统一的思想仍然与人民主权思想在德语地区结合到了一起。
Muhafazakâr ve dindar Katolik öğretmen bir ailenin çocuğu olarak doğdu.他出生于一个虔诚天主教教师家庭,是個鄉村小學教師的兒子。
Muhafazakâr siyasi parti Litvanya Hıristiyan Demokratlar - Anavatan Birliği'nin lideridir.他是保守政党祖國聯盟-立陶宛基督教民主黨的领袖。
Muhafazakâr Parti üyesiydi.他是保守党党员。
Muhafazakâr Parti 1970 seçimlerini kazanınca, Thatcher, Heath kabinesinde Eğitim ve Bilim Bakanı oldu.當保守黨在1970年的大選勝出後,戴卓爾夫人如愿入阁,出任教育及科學大臣。
Saliha (Serra Yılmaz): Muhafazakâr bir ev kadınıdır.嚴侍下,妻何氏。
Ailem çok dindar değildi fakat ben aşırı muhafazakardım.그녀의 가족은 천주교였지만, 매우 독실하지는 못하였다.
Son derece muhafazakar bir aileden gelen eşi ile hiç uyuşamadı.겐신은 살아 생전 여자에 가까이 가본 적이 없다.
ANAP'ın muhafazakarlığı daha önceki sağ partilere oranla daha kentselleşmiş bir özellik göstermiştir.사오정(沙悟淨)도 예전에는 천계의 영소전(靈霄殿)에 살았던 권렴대장(捲簾大將)이었다.
Birçok UCD üyesi genel muhafazakar görüşlere sahipti ve daha fazla değişim istememekteydi.많은 당원들은 상당히 보수적이었고 더 많은 변화를 원치 않았다.
Tüm yaşamı boyunca siyasi olarak muhafazakar kaldı.그는 평생 정치와는 거리를 두고 살았다.
Einstein’in kuramının sezgisel anlamından şüphe eden çok sayıda fizikçi, özellikle “muhafazakarlar” vardı.여기엔 많은 물리학자들이 있었으며, 특히 '오래된 것의 보호자'들은 아인슈타인의 이론의 직관적인 뜻에 의심을 가지고 있었다.
Otto Liebe, avukat ve muhafazakâr bir politikacının oğluydu.존 어터슨 - 변호사이자 지킬의 친구.
Bu fabrikanın normal bira üretmesine ek olarak muhafazakâr Müslümanlara yönelik alkolsüz bira da üretir.בנוסף לבירה רגילה, מבשלת הבירה מייצרת בירה נטולת אלכוהול למוסלמים דתיים.
Brennan'ın siyasi görüşü muhafazakarlıktır.השקפתה הפוליטית של בואן הייתה ברקיאנית-שמרנית.
1946'da Oxford Üniversitesi Muhafazakârlar Derneği Başkanı seçildi.בשנת 1933 נבחר לנשיא (Chancellor) של אוניברסיטת אוקספורד.
Ailem çok dindar değildi fakat ben aşırı muhafazakardım.משפחתי הייתה, בכל הנוגע לדת, ליברלית מאוד ולא שמרה מצוות.
Gittikçe muhafazakarlaşmasına karşın tarım, çalışma ve eğitim reformlarını destekledi.ובאופן עקיף עזר להתפתחות בתחומי התרבות, החינוך והתעסוקה.
Muhafazakâr görüşün temsilcisi olmuştur.נחשב בעל עמדה שמרנית.
Ayrıca Nihat Doğan, kendini muhafazakâr demokrat olarak tanımlamaktadır.נבלני מגדיר עצמו כ"דמוקרט לאומני".
Onlar muhafazakâr insanlardı.הם היו שמרנים.
Askeri muhafazakar kuruluşlarda, özellikle Stahlhelm ve Schlieffen Topluluğu'nda çok aktif oldu.Става много активен в паравоенните консервативни организации особено в Stahlhelm и Обществото на Шлифен.
Muhafazakârlar 1983 seçimlerinde Parlamento'da büyük çoğunluk sağladı.Същите печели с убедително мнозинство през 1986.
Bu muharebe Jül Sezar ve Muhafazakar Cumhuriyetçiler arasındaki iç savaşın son çarpışmasıdır.Това е последната битка от гражданските войни, водени от Юлий Цезар срещу консервативните републиканци.
Muhafazakarlar 2010 seçimlerinde en çok sandalye kazanan parti olmuş ancak mutlak çoğunluğu sağlayamamıştır.Изборите приключват с най-много места за консерваторите, но все пак недостатъчно за солидно мнозинство.
Muhafazakâr ve liberal çevrelerin merkezine oturabilmişti.Например, какво биха означавали либерали и консерватори в Средновековието?
Almanya'nın muhafazakâr şehirlerinden biridir.Той е един от най-малките градове в Германия.
Ailem çok dindar değildi fakat ben aşırı muhafazakardım.Майка му не била грамотна, но била изключително набожна.
Semt halkı genel olarak muhafazakar eğilimlidir.Ibadi zajednice se generalno smatraju konzervativnim.
81-107 ^ Muhafazakar Düşünce Dergisi Sayı 21-22: MEDENİYET87-110. online izvor: sustava
Senato'da Kappeyne, daha önce yaptığı gibi daha muhafazakar bir yol izledi.Za zaštitu spomenika u Puli učinio je mnogo više od bilo koga prije njega.
Dolayısıyla postmodernizmin ne radikal ne de muhafazakâr olmadığı söylenebilir.Nijedna grana ljudskog znanja nije pošteđena tog radikalnog i nagrizajućeg postmodernističkog relativizma.
Malatesta'ya göre sendikalar reformistti ve hatta bazen muhafazakar olabiliyorlardı.Malatesta vnímal odbory ako príliš reformistické a konzervatívne.
Muhafazakâr görüşün temsilcisi olmuştur.Žil v Považskej Bystrici.
Ailem çok dindar değildi fakat ben aşırı muhafazakardım.Matka nebola veľmi nábožensky založená a tak si na to nepotrpela ani vo výchove.
Erişim tarihi: 8 Temmuz 2009. ^ a b c d "Muhafazakâr kesimde gardırop inkılabı oldu".Banskobystrický žurnál 20, 2003 Stražovec G.: Rekonštrukcia podkrovia.
Sima, siyasi olarak muhafazakâr olup Wang Anshi'nin reformlarına karşı çıkmıştır.Po političnem prepričanju je Sima Guang konzervativec in vsa ta leta nasprotuje Wang Anshijevim reformam.
Muhafazakar yetkililerin görüşü de ortodokslarla aynıdır.Verovanje, da so pravoslavni patriarhi med seboj enakovredni.
Muhafazakar bir Hıristiyan mezhebi olan Güneyli Baptist inanışı ile yetişti.V otroštvu so ga vzgajali v duhu konzervativne baptistične vere.
Cumhuriyetçiler bu duruşu ile partinin liberal ve muhafazakar bölümlerine ulaşabilmeyi amaçlamıştır.Šios aplinkybės skatino įvairių tautybių miestiečius kurti liberalių ir konservatyvių pakraipų partijas.
Millî Hükümet seçimide büyük çoğunluk sağladı, ama oyların çoğu Muhafazakâr milletvekillerine verilmişti.Partija laimėjo rinkimus ir dar tais pačiais buvo suformuota vyriausybė su konservatorių dauguma.
Bu siyaset, üst düzey Muhafazakâr Partililer arasında yandaş toplayacaktı.Per šią rinktinę ėjo keliai pas Aukštaitijos partizanus.
Daha sonra 307 sandalye kazanan Muhafazakâr Parti ile koalisyon hükümeti kurdu.Rinkimuose laimėjo lig tol opozicijoje buvusi Demokratų partija, gavusi 308 vietas.
Muhafazakâr görüşün temsilcisi olmuştur.Jame teko atsarginio vartininko vaidmuo.