O zamandan beri, bu süregelen işçi hakları meselesini takip ediyorum.ここ半年間、アラブ首長国連邦の
Para meselesini masadan kaldırmak.A pénz kérdése ezután lekerül a napirendről.
Para meselesini masadan kaldırmak.Dejar a un lado el tema del dinero.
Para meselesini masadan kaldırmak.Eliminând problema banilor.
Para meselesini masadan kaldırmak.E togliere dal tavolo il discorso dei soldi.
Para meselesini masadan kaldırmak.Gạt vấn đề về tiền bạc ra khỏi bàn làm việc.
Para meselesini masadan kaldırmak.돈은 이 논점에서 벗어나게 됩니다.
Para meselesini masadan kaldırmak.Otázku peňazí treba vyriešiť a odpratať z cesty.
Para meselesini masadan kaldırmak.Otázku peněz třeba vyřešit a uklidit z cesty.
Para meselesini masadan kaldırmak.Saadaan koko raha-asia pois päiväjärjestyksestä.
Para meselesini masadan kaldırmak.Supaya uang tak lagi jadi masalah.
Para meselesini masadan kaldırmak. Ve onlara epey özerklik vermek.Pôr a questão do dinheiro fora da mesa. e dar imensa autonomia às pessoas.
Para meselesini masadan kaldırmak. Ve onlara epey özerklik vermek.Soustraire la question de l'argent de l'équation, et puis confier aux gens beaucoup d'autonomie.
Para meselesini masadan kaldırmak.Zorg ervoor dat geld geen discussiepunt is.
Para meselesini masadan kaldırmak.Ώστε το οικονομικό ζήτημα να φύγει από το τραπέζι.
Para meselesini masadan kaldırmak.Въпросът за парите се сваля от масата.
Para meselesini masadan kaldırmak.Зняти питання грошей з порядку денного.
Para meselesini masadan kaldırmak.Этим вопрос денег снят с повестки дня.
Para meselesini masadan kaldırmak.להוריד מסדר היום את העניין הכספי.
Para meselesini masadan kaldırmak.أن توضع مسألة المال جانباً.
Para meselesini masadan kaldırmak.そして人々に大きな自主性を認めます
Planımız, yozlaşma meselesini ele alan저흰 놀리우드의 자화상을
Planımız, yozlaşma meselesini ele alanהתוכנית הייתה לתת לכם דיוקן של נוליווד,
Planımız, yozlaşma meselesini ele alanكانت الخطة أن نعطيكم صورة عن نوليود,
Planımız, yozlaşma meselesini ele alanノリウッドの姿を
Prensesin tüm varlığını halka bağışlama meselesini... ...görmezden geleceğim.Hercegnő, tekintettel a teljes vagyona eladományozására, szemet fogok hunyni.
Prensesin tüm varlığını halka bağışlama meselesini... ...görmezden geleceğim.اميرة, سأكون مسؤولا عن مسألة التبرع بكامل ثروتك للشعب
Prenses Lee Seol meselesiyle, zor kullanarak değil de tatlılıkla ilgileniyor.Miközben a maga helyzetét rendezi el, tudom, hogy addig nehéz időszakon fog átmenni és szenvedni fog.
Prenses Lee Seol meselesiyle, zor kullanarak değil de tatlılıkla ilgileniyor.Μεταχειρίζεται το θέμα της πριγκίπισσας Λι Σολ με το γάντι αντί με σιδερογροθιά.
Prenses Lee Seol meselesiyle, zor kullanarak değil de tatlılıkla ilgileniyor.انه يعامل الامير لي سول بقفازات من حرير بذل قفازات من حديد
Sanırım bu anlamlı, önemli, amaç sahibi olma meselesine geliyor.Azt hiszem, e kérdések a jelentés, jelentőség és fontosság kérdéseire vonatkoznak.
Sanırım bu anlamlı, önemli, amaç sahibi olma meselesine geliyor.Cred că se rezumă la noţiunea de scop, importanţă, ţel.
Sanırım bu anlamlı, önemli, amaç sahibi olma meselesine geliyor.Credo dipenda dal problema legato al senso, al significato, allo scopo.
Sanırım bu anlamlı, önemli, amaç sahibi olma meselesine geliyor.Creo que esto se resume en el asunto de llevar una vida de sentido, de trascendencia, de propósito.
Sanırım bu anlamlı, önemli, amaç sahibi olma meselesine geliyor.Ich denke im Grunde genommen geht es um die Frage nach dem Sinn, der Bedeutung, dem Zweck.
Sanırım bu anlamlı, önemli, amaç sahibi olma meselesine geliyor.Ik denk dat het een kwestie is van zingeving, van betekenis, van een doel hebben.
Sanırım bu anlamlı, önemli, amaç sahibi olma meselesine geliyor.Je pense que tout cela se ramène au problème du sens, de l'importance, du but.
Sanırım bu anlamlı, önemli, amaç sahibi olma meselesine geliyor.저는 이러한 것들이 의미, 중요성, 목적에 대한 문제라고 생각합니다.
Sanırım bu anlamlı, önemli, amaç sahibi olma meselesine geliyor.Myślę, że wszystko sprowadza się do kwestii sensu w życiu, znaczenie i celu.
Sanırım bu anlamlı, önemli, amaç sahibi olma meselesine geliyor.Myslím, že to sestupuje k tématu smyslu, podstaty, záměru.
Sanırım bu anlamlı, önemli, amaç sahibi olma meselesine geliyor.Myslím, že to smeruje k tomu zmyslu, podstate a zámeru.
Sanırım bu anlamlı, önemli, amaç sahibi olma meselesine geliyor.Saya berpikir saya sampai pada inti pembahasan mengenai arti, betapa pentingnya, mengenai tujuan
Sanırım bu anlamlı, önemli, amaç sahibi olma meselesine geliyor.Tôi nghĩ điều đó dẫn đến vấn đề của tính ý nghĩa, quan trọng, mục đích.
Sanırım bu anlamlı, önemli, amaç sahibi olma meselesine geliyor.Νομίζω πως αυτό καταλήγει σε αυτό το ζήτημα της έννοιας, της σημασίας, του σκοπού.
Sanırım bu anlamlı, önemli, amaç sahibi olma meselesine geliyor.Мисля, че това се свежда до въпроса за значението, значимостта и целта.
Sanırım bu anlamlı, önemli, amaç sahibi olma meselesine geliyor.Я думаю, что в корне этого вопроса лежит понятие смысла, значимости, цели.
Sanırım bu anlamlı, önemli, amaç sahibi olma meselesine geliyor.Я думаю, що все це випливає з проблеми розуміння, призначення, мети.
Sanırım bu anlamlı, önemli, amaç sahibi olma meselesine geliyor.אני חושב שהכל מגיע לנושא של משמעות, של חשיבות, של מטרה.
Sanırım bu anlamlı, önemli, amaç sahibi olma meselesine geliyor.أعتقد أن هذا يأتي من هذا الأمر حول المعنى، الأهمية، الهدف.
Sanırım bu anlamlı, önemli, amaç sahibi olma meselesine geliyor.そしてこんな問題も関係するでしょう
Şans, hayat memat meselesidir.A szerencse különben is csak élet-halál kérdése.
Şans, hayat memat meselesidir.Bei Glück geht es um Leben und Tod. Nicht?
Şans, hayat memat meselesidir. Bilmiyor muydun?Късметът е въпрос на живот и смърт.
Şans, hayat memat meselesidir.Geluk is een kwestie van leven of dood.
Şans, hayat memat meselesidir.Norocul e o chestiune de viaţă şi de moarte.
Şans, hayat memat meselesidir.Štěstí je otázka života a smrti.
Şans, hayat memat meselesidir.Η τύχη είναι ζήτημα ζωής και θανάτου.
Şans, hayat memat meselesidir.И потом, Вы же знаете, удача - это вопрос жизни и смерти, да?
Sevip sevmeme meselesi değil.- Aku mau bicara, Spesialis. - Pak.
Sevip sevmeme meselesi değil.Et hundrede kameler. Kameler.