Onun pis giriş merdivenlerinden aşağıya inişi, her seferinde acı dolu tek bir adım.Ea croindu-şi drum coborând scările murdare din vestibul, câte un pas în agonie.
Onun pis giriş merdivenlerinden aşağıya inişi, her seferinde acı dolu tek bir adım.Ella sigue su camino por las sucias escaleras del vestíbulo, un agonizante paso a la vez.
Onun pis giriş merdivenlerinden aşağıya inişi, her seferinde acı dolu tek bir adım.Il di lei farsi largo giù dalle sozze scale d'entrata, un passo travagliato alla volta.
Onun pis giriş merdivenlerinden aşağıya inişi, her seferinde acı dolu tek bir adım.Jej próba przejścia po zaśmieconych schodach sieni, jeden bolesny krok po drugim.
Onun pis giriş merdivenlerinden aşağıya inişi, her seferinde acı dolu tek bir adım.그녀는 나아갔지 쓰레기더미의 현관 층계 아래로, 한번에 신음하는 한 걸음씩.
Onun pis giriş merdivenlerinden aşağıya inişi, her seferinde acı dolu tek bir adım.Tergend langzaam daalt ze de vervuilde trappen af, voetje voor voetje.
Onun pis giriş merdivenlerinden aşağıya inişi, her seferinde acı dolu tek bir adım.Она пробирается вниз по ступеням замусоренного вестибюля: одна агонизирующая ступенька за другой.
Onun pis giriş merdivenlerinden aşağıya inişi, her seferinde acı dolu tek bir adım.Тя си проправя път по мръсните стълби на вестибюла, една отчаяна стъпка след друга.
Onun pis giriş merdivenlerinden aşağıya inişi, her seferinde acı dolu tek bir adım.פסיעתה במורד המדרגות המלוכלכות במסדרון, צעד מיוסר אחר צעד;
Onun pis giriş merdivenlerinden aşağıya inişi, her seferinde acı dolu tek bir adım.صنعها لطريقها اسفل الدرج تناثر الدهليز تعذبت في خطوة واحده في وقت واحد .
Onu son gördüğümde, merdivenlerde ağlıyordu.A última vez que eu o vi, ele estava nas escadas, a chorar.
Onu son gördüğümde, merdivenlerde ağlıyordu. (Kahkahalar)마지막으로 그 아이를 봤을 때, 그 아이는 계단에서 울고 있었어요.
Onu son gördüğümde, merdivenlerde ağlıyordu. (Kahkahalar)La dernière fois que je l'ai vu, il était sur les marches, en train de pleurer.
Onu son gördüğümde, merdivenlerde ağlıyordu. (Kahkahalar)Terakhir saya melihat anak itu duduk di tangga dan menangis.
Onu son gördüğümde, merdivenlerde ağlıyordu. (Kahkahalar)Последний раз, что я видел его, он рыдал на ступеньках.
Onu son gördüğümde, merdivenlerde ağlıyordu. (Kahkahalar)آخر مرة رأيته كان جالساً يبكي على الدرج
Onu son gördüğümde, merdivenlerde ağlıyordu. (Kahkahalar)弱虫め
Onu son gördüğümde, merdivenlerde ağlıyordu.Když jsem ho viděl naposled, seděl na schodech a brečel.
Onu son gördüğümde, merdivenlerde ağlıyordu.Laatste keer dat ik hem zag, zat hij op de trap te huilen.
Onu son gördüğümde, merdivenlerde ağlıyordu.Lần cuối tôi thấy nó, nó đang khóc trên cầu thang.
Onu son gördüğümde, merdivenlerde ağlıyordu.La última vez que lo vi, estaba en las escaleras, llorando.
Onu son gördüğümde, merdivenlerde ağlıyordu.Legutóbb, mikor láttam, a lépcsőn sírt.
Onu son gördüğümde, merdivenlerde ağlıyordu.L'ultima volta che l'ho visto, era sulle scale che piangeva.
Onu son gördüğümde, merdivenlerde ağlıyordu.Näin hänet viimeisen kerran portailla itkemässä.
Onu son gördüğümde, merdivenlerde ağlıyordu.Naposledy som ho videl, keď na schodoch plakal.
Onu son gördüğümde, merdivenlerde ağlıyordu.Odchodząc widziałem, jak płakał na schodach.
Onu son gördüğümde, merdivenlerde ağlıyordu.Sidste gang jeg så ham, sad han på trapperne og græd.
Onu son gördüğümde, merdivenlerde ağlıyordu.Ultima dată când l-am văzut era pe scări, plângea.
Onu son gördüğümde, merdivenlerde ağlıyordu.Wie ich ihn vorhin sah, saß er weinend auf der Treppe.
Onu son gördüğümde, merdivenlerde ağlıyordu.Τελευταία φορά που τον είδα ήταν στα σκαλιά και έκλαιγε.
Onu son gördüğümde, merdivenlerde ağlıyordu.Востаннє я бачив його на сходах у сльозах.
Onu son gördüğümde, merdivenlerde ağlıyordu.Когато го видях последно, плачеше на стълбите.
Onu son gördüğümde, merdivenlerde ağlıyordu.בפעם האחרונה שראיתי אותו, הוא עמד על המדרגות ובכה.
Orada şu iki büyük yürüyen merdivenler vardı.큰 에스컬레이터 두 개가 있습니다.
Orada şu iki büyük yürüyen merdivenler vardı. Sabahın köründe orada olmak çok bunaltıcıydı ve çok kalabalıktı.Een halte met twee grote roltrappen. 's Ochtends is het daar nogal deprimerend en erg druk.
Orada şu iki büyük yürüyen merdivenler vardı.שם יש שני מסועי מדרגות נעות ענקיים.
Pavlus merdivenlere geldiğinde kalabalık öylesine azmıştı ki, askerler onu taşımak zorunda kaldılar.A gdy był u wschodu, przydało się, że go prawie żołnierze nieśli dla gwałtu onego ludu.
Pavlus merdivenlere geldiğinde kalabalık öylesine azmıştı ki, askerler onu taşımak zorunda kaldılar.A když přišel k stupňům, nahodilo se, že nesen byl od žoldnéřů pro násilé lidu.
Pavlus merdivenlere geldiğinde kalabalık öylesine azmıştı ki, askerler onu taşımak zorunda kaldılar.A keď prišiel na schody, prihodilo sa, že ho museli vojaci niesť pre násilie zástupu,
Pavlus merdivenlere geldiğinde kalabalık öylesine azmıştı ki, askerler onu taşımak zorunda kaldılar.Cînd a ajuns pe trepte, Pavel a trebuit să fie dus de ostaşi, din pricina îmbulzelii norodului întărîtat;
Pavlus merdivenlere geldiğinde kalabalık öylesine azmıştı ki, askerler onu taşımak zorunda kaldılar.Da han nu kom til trappene, blev det slik at han måtte bæres av krigsfolket, så voldsom var hopen;
Pavlus merdivenlere geldiğinde kalabalık öylesine azmıştı ki, askerler onu taşımak zorunda kaldılar.E sucedeu que, chegando �s escadas, foi ele carregado pelos soldados por causa da violência da turba.
Pavlus merdivenlere geldiğinde kalabalık öylesine azmıştı ki, askerler onu taşımak zorunda kaldılar.In ko pride do stopnic, se prigodi, da ga morajo vojaki nesti zavoljo sile druhali;
Pavlus merdivenlere geldiğinde kalabalık öylesine azmıştı ki, askerler onu taşımak zorunda kaldılar.Ja kun Paavali tuli portaille, täytyi sotamiesten kantaa häntä kansan väkivallan tähden;
Pavlus merdivenlere geldiğinde kalabalık öylesine azmıştı ki, askerler onu taşımak zorunda kaldılar.바울이 층대에 이를 때에 무리의 포행을 인하여 군사들에게 들려가니
Pavlus merdivenlere geldiğinde kalabalık öylesine azmıştı ki, askerler onu taşımak zorunda kaldılar.Lorsque Paul fut sur les degrés, il dut être porté par les soldats, à cause de la violence de la foule;
Pavlus merdivenlere geldiğinde kalabalık öylesine azmıştı ki, askerler onu taşımak zorunda kaldılar.Lúc Phao-lô bước lên thềm, quân lính phải khiêng người đi, bởi cớ đoàn dân hung bạo lắm.
Pavlus merdivenlere geldiğinde kalabalık öylesine azmıştı ki, askerler onu taşımak zorunda kaldılar.Lúc_Phao - lô bước lên thềm , quân_lính phải khiêng người đi , bởi cớ đoàn dân hung_bạo lắm .
Pavlus merdivenlere geldiğinde kalabalık öylesine azmıştı ki, askerler onu taşımak zorunda kaldılar.Mikor pedig a lépcsõkhöz jutott, lõn, hogy úgy vivék õt a vitézek a néptömeg erõszaktétele miatt;
Pavlus merdivenlere geldiğinde kalabalık öylesine azmıştı ki, askerler onu taşımak zorunda kaldılar.Och när han kom fram till trappan, trängde folket så våldsamt på, att han måste bäras av krigsmännen,
Pavlus merdivenlere geldiğinde kalabalık öylesine azmıştı ki, askerler onu taşımak zorunda kaldılar.Quando fu alla gradinata, dovette essere portato a spalla dai soldati a causa della violenza della folla
Pavlus merdivenlere geldiğinde kalabalık öylesine azmıştı ki, askerler onu taşımak zorunda kaldılar.Und als er an die Stufen kam, mußten ihn die Kriegsknechte tragen vor Gewalt des Volks;
Pavlus merdivenlere geldiğinde kalabalık öylesine azmıştı ki, askerler onu taşımak zorunda kaldılar.Οτε δε εφθασεν εις τας βαθμιδας, συνεβη να βασταζηται υπο των στρατιωτων δια την βιαν του οχλου
Pavlus merdivenlere geldiğinde kalabalık öylesine azmıştı ki, askerler onu taşımak zorunda kaldılar.защото всичките люде вървяха подире и викаха: Махни го от света!
Pavlus merdivenlere geldiğinde kalabalık öylesine azmıştı ki, askerler onu taşımak zorunda kaldılar.Когда же он был на лестнице, то воинам пришлось нести его по причине стеснения от народа,
Pavlus merdivenlere geldiğinde kalabalık öylesine azmıştı ki, askerler onu taşımak zorunda kaldılar.Як же дійшов до сходів, то прилучилось, що мало не несли його воїни задля натовпу народу.
Pavlus merdivenlere geldiğinde kalabalık öylesine azmıştı ki, askerler onu taşımak zorunda kaldılar.ויהי כבואו עד המעלות וישאהו אנשי הצבא מפני חמת העם׃
Pavlus merdivenlere geldiğinde kalabalık öylesine azmıştı ki, askerler onu taşımak zorunda kaldılar.ولما صار على الدرج اتفق ان العسكر حمله بسبب عنف الجمع.
Pavlus merdivenlere geldiğinde kalabalık öylesine azmıştı ki, askerler onu taşımak zorunda kaldılar.到 了 臺 階 上 、 眾 人 擠 得 兇 猛 、 兵 丁 只 得 將 保 羅 抬 起 來
Pavlus merdivenlere geldiğinde kalabalık öylesine azmıştı ki, askerler onu taşımak zorunda kaldılar.到了 臺階 上 、 眾人擠 得 兇猛 、 兵丁 只 得 將 保羅 抬起 來