LEGO markasının şu sıralar özellikle erkek çocukları için tasarlandığı ve markete sunulduğu bir gerçek.Det er ingen hemmelighed, at LEGO nu primært bliver designet og markedsført til drenge.
LEGO markasının şu sıralar özellikle erkek çocukları için tasarlandığı ve markete sunulduğu bir gerçek.Es ist kein Geheimnis, dass LEGO derzeit hauptsächlich für Jungen entwickelt und vermarktet wird.
LEGO markasının şu sıralar özellikle erkek çocukları için tasarlandığı ve markete sunulduğu bir gerçek.Non è un segreto che il club dei LEGO al momento è progettato e venduto più che altro ai ragazzi.
Markete giden her 1 kilogram için, 10 kilogramdan fazla, belki 100 kilogram시장에서 팔리는 한 마리의 생선은 그 한마리가 아니라 실제로 잡힌 10파운드(4.5kg), 100파운드(45kg) 이상의 물고기에서
Markete giden her 1 kilogram için, 10 kilogramdan fazla, belki 100 kilogram5キロ以上 ときには50キロもの魚が混獲され 捨てられているのです
Markete giden her 1 kilogram için, 10 kilogramdan fazla, belki 100 kilogramFür jedes Pfund, das verkauft wird, werden mehr als 10 Pfund, sogar 100 Pfund,
Markete giden her 1 kilogram için, 10 kilogramdan fazla, belki 100 kilogramSetiap pon yang dijual di pasar,
Markete giden her 1 kilogram için, 10 kilogramdan fazla, belki 100 kilogramZa vsak kilogram, ki pride na tržišče, se več kot 10 kg, včasih celo 100 kg,
Markete giden her 1 kilogram için, 10 kilogramdan fazla, belki 100 kilogramНа каждый килограмм который выходит на рынок,
Markete giden her 1 kilogram için, 10 kilogramdan fazla, belki 100 kilogramעבור כל ק"ג שמגיע אל השוק, יותר מעשרה, אפילו מאה ק"ג,
Markete giden her 1 kilogram için, 10 kilogramdan fazla, belki 100 kilogramلكل رطل يذهب الى السوق، أكثر من عشرة أرطال، حتى مائة رطل،
Markete gidip kendi malzemelerini kendi seçip aldı.Cậu ấy đích thân đến chợ để chọn nguyên liệu cho mình.
Markete gidip kendi malzemelerini kendi seçip aldı.Dia pergi ke pasar untuk memilih dan membeli semua bahan sendiri.
Markete gidip kendi malzemelerini kendi seçip aldı.E' andato al mercato per scegliere personalmente i suoi ingredienti.
Markete gidip kendi malzemelerini kendi seçip aldı.Er ist zum Markt, um persönlich seine eigenen Zutaten auszusuchen.
Markete gidip kendi malzemelerini kendi seçip aldı.Han har gått till marknaden för att personligen plocka och välja sina egna ingridienser.
Markete gidip kendi malzemelerini kendi seçip aldı.Hij is naar de markt om persoonlijk zijn eigen ingrediënten te pakken en uit te kiezen.
Markete gidip kendi malzemelerini kendi seçip aldı.Il s'est rendu personnellement au marché pour choisir ses propres ingrédients.
Markete gidip kendi malzemelerini kendi seçip aldı.S-a dus la piata ca sa aleaga personal ingredientele pe care le vrea.
Markete gidip kendi malzemelerini kendi seçip aldı.Πήγε στην αγορά για να επιλέξει και να αγοράσει τα δικά του υλικά.
Markete gidip kendi malzemelerini kendi seçip aldı.Он пошел на рынок, чтобы лично привередливо выбирать его собственные компоненты.
Markete gidip kendi malzemelerini kendi seçip aldı.لقد ذهب إلى السوق ليختار المكونات بنفسه
Markete gidip kendi malzemelerini kendi seçip aldı.意外だわ、ポン・ジュング
Markete gittiğimizi ve cebimizde 50 lira olduğunu varsayalım. .50 달러를 가지고 가게에 갔다고 생각해 봅시다 50달러 ($50)가 주머니에 있어요
Markete gittiğimizi ve cebimizde 50 lira olduğunu varsayalım. .50 ドルです。 その日は、25パーセント引きの
Markete gittiğimizi ve cebimizde 50 lira olduğunu varsayalım. .Diciamo che vado in un negozio e ho $ 50 in tasca. $ 50 nel mio portafoglio.
Markete gittiğimizi ve cebimizde 50 lira olduğunu varsayalım. .Disons que je vais dans un magasin et que j'ai 50 dollars en poche. 50 $ dans mon portefeuille.
Markete gittiğimizi ve cebimizde 50 lira olduğunu varsayalım. .Idem do obchodu a vo vrecku mám 50 dolárov. Mám 50 dolárov v peňaženke.
Markete gittiğimizi ve cebimizde 50 lira olduğunu varsayalım. .Jdu do obchodu a v kapse mám 50 dolarů. Mám 50 dolarů v peněžence.
Markete gittiğimizi ve cebimizde 50 lira olduğunu varsayalım. .Mondjuk bemegyek egy üzletbe 50 dollárral a zsebemben. 50 dollár van a pénztárcámban.
Markete gittiğimizi ve cebimizde 50 lira olduğunu varsayalım. .Powiedzmy, że idę do sklepu i mam pięćdziesiąt dolarów w kieszeni. 50 dolarów w portfelu.
Markete gittiğimizi ve cebimizde 50 lira olduğunu varsayalım. .Supongamos que tengo $50 dólares en mi billetera y quiero ir a la tienda. $ 50 dólares en mi billetera.
Markete gittiğimizi ve cebimizde 50 lira olduğunu varsayalım. .Vamos dizer que eu vá a uma loja e eu tenho cinqüenta dólares no bolso. cinqüenta dólares na minha carteira.
Markete gittiğimizi ve cebimizde 50 lira olduğunu varsayalım. .Vi går ind i en butik med 50 kroner i lommen. Vi har 50 kroner i vores pung.
Markete gittiğimizi ve cebimizde 50 lira olduğunu varsayalım. .Vi kan tänka oss att jag går till en affär och har 50 dollar i min ficka. 50 dollar i min plånbok.
Markete gittiğimizi ve cebimizde 50 lira olduğunu varsayalım. .Да кажем, че отивам до магазина с 50 долара в джоба си. 50 долара.
Markete gittiğimizi ve cebimizde 50 lira olduğunu varsayalım. .假设我去一家商店,在我的口袋或者 钱包里有50美元。
Markete, kiliseye veya arkadaşlarını ziyarete gitmek için yürüyüş yapmaları gerekiyor.Chaque trajet jusqu'au magasin, ou à l'église ou chez un ami est l'occasion de marcher.
Markete, kiliseye veya arkadaşlarını ziyarete gitmek için yürüyüş yapmaları gerekiyor.Elke keer als ze boodschappen doen, naar de kerk gaan, of naar het huis van een vriend betekent een wandeling.
Markete, kiliseye veya arkadaşlarını ziyarete gitmek için yürüyüş yapmaları gerekiyor.Enhver tur til supermarkedet, til kirken eller hjem til en ven, indebærer en gåtur.
Markete, kiliseye veya arkadaşlarını ziyarete gitmek için yürüyüş yapmaları gerekiyor.Fiecare drum la magazin, sau la biserica sau la casa unui prieten este o ocazie pentru o plimbare.
Markete, kiliseye veya arkadaşlarını ziyarete gitmek için yürüyüş yapmaları gerekiyor.Jeder Gang zum Laden oder in die Kirche oder zum Haus eines Freundes ist ein Fußweg.
Markete, kiliseye veya arkadaşlarını ziyarete gitmek için yürüyüş yapmaları gerekiyor.Každá cesta do obchodu, do kostela nebo na návštěvu ke známým je procházkou.
Markete, kiliseye veya arkadaşlarını ziyarete gitmek için yürüyüş yapmaları gerekiyor.Każde wyjście do sklepu, kościoła albo do znajomych to okazja do spaceru.
Markete, kiliseye veya arkadaşlarını ziyarete gitmek için yürüyüş yapmaları gerekiyor.가게나 교회 혹은 친구들에게 때대마다 걸어서 오르내려야 합니다.
Markete, kiliseye veya arkadaşlarını ziyarete gitmek için yürüyüş yapmaları gerekiyor.Minden út a boltba, a templomba vagy barátokhoz egy-egy alkalom a gyaloglásra.
Markete, kiliseye veya arkadaşlarını ziyarete gitmek için yürüyüş yapmaları gerekiyor.Mỗi khi ra cửa hàng, nhà thờ hay nhà bạn, họ lại có nhiều cuộc đi bộ.
Markete, kiliseye veya arkadaşlarını ziyarete gitmek için yürüyüş yapmaları gerekiyor.Ogni volta che si deve andare al negozio, in chiesa o a casa di amici è un'occasione per una passeggiata.
Markete, kiliseye veya arkadaşlarını ziyarete gitmek için yürüyüş yapmaları gerekiyor.Setiap perjalanan ke toko atau gereja atau ke rumah teman dilakukan dengan berjalan kaki.
Markete, kiliseye veya arkadaşlarını ziyarete gitmek için yürüyüş yapmaları gerekiyor.Varje resa till affären, eller till kyrkan eller till en väns hus ger tillfälle för en promenad.
Markete, kiliseye veya arkadaşlarını ziyarete gitmek için yürüyüş yapmaları gerekiyor.Κάθε ταξίδι στην αγορά, ή στην εκκλησία ή στο σπίτι κάποιου φίλου αιτιολογεί ένα περίπατο.
Markete, kiliseye veya arkadaşlarını ziyarete gitmek için yürüyüş yapmaları gerekiyor.Всяка разходка до магазина, или до църквата, или до къщата на приятели изисква разходка.
Markete, kiliseye veya arkadaşlarını ziyarete gitmek için yürüyüş yapmaları gerekiyor.Каждый поход в магазин, в церковь, к друзьям является прогулкой.
Markete, kiliseye veya arkadaşlarını ziyarete gitmek için yürüyüş yapmaları gerekiyor.Кожен похід в магазин чи до церкви, чи в гості до друга є прогулянкою.
Markete, kiliseye veya arkadaşlarını ziyarete gitmek için yürüyüş yapmaları gerekiyor.כל יציאה לחנות, או לכנסייה או לבית של חבר דורשת הליכה.
Markete, kiliseye veya arkadaşlarını ziyarete gitmek için yürüyüş yapmaları gerekiyor.كل مشوار الى المتجر , او الى الكنيسه او الى منازل الاصدقاء في المناسبات يأخذونه مشيا .
Markete, kiliseye veya arkadaşlarını ziyarete gitmek için yürüyüş yapmaları gerekiyor.友達の家に行ったり、全てが歩きになります 便利な道具はないのです
Markete rahatsızlık vermek istemiyordu.Er wollte Safeway keine Unannehmlichkeiten bereiten.
Markete rahatsızlık vermek istemiyordu.Il ne voulais pas importuner le Safeway.
Markete rahatsızlık vermek istemiyordu.그들의 영업에 방해가 되고 싶지 않으셨던 거죠.