Ana içeriğe geç
Sözlük

manda ile cümle

manda kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
11
ORT. KELİME
C Sınıfı mandalar Okyanusya'daki bazı adalar ve Güneybatı Afrika (şimdi Namibya) bölgesinde kuruldu.Teine koloonia rajati Arguini saarestikus Lääne-Aafrika rannikul (nüüd Mauritaania osa).
Şehirde üretilen manda sütünden yapılma "mozarella peyniri" tüm İtalya'da ün salmıştır.Cremona mostarda't (suhkrustatud puuviljad sinepimaitselises siirupis) tuntakse üle kogu Itaalia.
Japonya'da satılan mandalinaların %90'ından fazlası Japonya'da yetiştirilmektedir.Alaskal toodetud ümarpalkidest ja saematerjalist eksporditakse üle 90% Jaapanisse.
17 yaşında bir Mandarin'in ikinci eşi olmuştu, kocasının annesi ona şiddet uygulamıştı.17 évesen egy mandarin második felesége lett. Az anyósa verte.
17 yaşında bir Mandarin'in ikinci eşi olmuştu, kocasının annesi ona şiddet uygulamıştı.17살의 나이에 할머니는 한 관료의 두번째 부인이 됐지만 남편의 무관심 속에서 시어머니의 구타가
17 yaşında bir Mandarin'in ikinci eşi olmuştu, kocasının annesi ona şiddet uygulamıştı.A 17 anni divenne la seconda moglie di un Mandarino la cui madre la picchiava.
17 yaşında bir Mandarin'in ikinci eşi olmuştu, kocasının annesi ona şiddet uygulamıştı.A 17 ans elle est devenue la deuxième épouse d'un mandarin dont la mère la battait.
17 yaşında bir Mandarin'in ikinci eşi olmuştu, kocasının annesi ona şiddet uygulamıştı.A los 17 se convirtió en concubina de un Mandarín cuya madre la golpeaba.
17 yaşında bir Mandarin'in ikinci eşi olmuştu, kocasının annesi ona şiddet uygulamıştı.Aos 17 anos, tornou-se a segunda mulher de um Mandarim cuja mãe lhe batia.
17 yaşında bir Mandarin'in ikinci eşi olmuştu, kocasının annesi ona şiddet uygulamıştı.La 17 ani, a devenit a doua soţie a unui Mandarin a cărui mamă o bătea.
17 yaşında bir Mandarin'in ikinci eşi olmuştu, kocasının annesi ona şiddet uygulamıştı.Mit 17 wurde sie die zweite Frau eines Mandarin, dessen Mutter sie schlug.
17 yaşında bir Mandarin'in ikinci eşi olmuştu, kocasının annesi ona şiddet uygulamıştı.Năm 17 tuổi, bà trở thành vợ hai của một ông quan, mẫu thân ông quan này đánh đập bà.
17 yaşında bir Mandarin'in ikinci eşi olmuştu, kocasının annesi ona şiddet uygulamıştı.Op haar 17e werd ze de tweede vrouw van een Mandarijn wiens moeder haar sloeg.
17 yaşında bir Mandarin'in ikinci eşi olmuştu, kocasının annesi ona şiddet uygulamıştı.Pada usia 17 tahun Ia menjadi istri kedua dari seorang Mandarin, dan sering dipukul oleh mertuanya.
17 yaşında bir Mandarin'in ikinci eşi olmuştu, kocasının annesi ona şiddet uygulamıştı.Pri sedemnajstih je postala mandarinova druga žena, njegova mati pa jo je pretepala.
17 yaşında bir Mandarin'in ikinci eşi olmuştu, kocasının annesi ona şiddet uygulamıştı.V sedemnástich sa stala druhou manželkou mandarína, ktorého matka ju mlátila.
17 yaşında bir Mandarin'in ikinci eşi olmuştu, kocasının annesi ona şiddet uygulamıştı.V sedmnácti letech se stala druhou manželkou Mandarina, jehož matka ji bila.
17 yaşında bir Mandarin'in ikinci eşi olmuştu, kocasının annesi ona şiddet uygulamıştı.W wieku 17 lat została drugą żoną Mandaryna, którego matka ją biła.
17 yaşında bir Mandarin'in ikinci eşi olmuştu, kocasının annesi ona şiddet uygulamıştı.Στα 17 έγινε η δεύτερη σύζυγος ενός μανδαρίνου, η μητέρα του οποίου τη χτυπούσε.
17 yaşında bir Mandarin'in ikinci eşi olmuştu, kocasının annesi ona şiddet uygulamıştı.В 17 она стала второй женой китайского чиновника, мать которого избивала её.
17 yaşında bir Mandarin'in ikinci eşi olmuştu, kocasının annesi ona şiddet uygulamıştı.На 17 тя станала втората съпруга на мандарин, чиято майка я биела.
17 yaşında bir Mandarin'in ikinci eşi olmuştu, kocasının annesi ona şiddet uygulamıştı.У 17 років моя бабуся стала другою дружиною мандарина і терпіла побої від свекрухи.
17 yaşında bir Mandarin'in ikinci eşi olmuştu, kocasının annesi ona şiddet uygulamıştı.בגיל 17 היא הפכה לאשתו השניה של מנדרין אחד, שאימו נהגה להכותה.
17 yaşında bir Mandarin'in ikinci eşi olmuştu, kocasının annesi ona şiddet uygulamıştı.في السابعة عشر اصبحت الزوجة الثانية لموظف كانت أمه تضربها
17 yaşında bir Mandarin'in ikinci eşi olmuştu, kocasının annesi ona şiddet uygulamıştı.姑は彼女に暴力をふるいました 夫はまったく助けてくれなかったので
Ama eğer birbirimizle Mandarin Çincesi konuşuyor olsaydık, böyle bir lüksüm olmayacaktı.Azonban, ha mandarin kínai nyelven beszélnénk, nem hinném, hogy részesülnék ebben a luxusban.
Ama eğer birbirimizle Mandarin Çincesi konuşuyor olsaydık, böyle bir lüksüm olmayacaktı.Dacă am vorbi dialectul mandarin, însă, nu aş dispune de acest lux.
Ama eğer birbirimizle Mandarin Çincesi konuşuyor olsaydık, böyle bir lüksüm olmayacaktı.En revanche, si nous communiquions en Mandarin, je n'aurais pas ce luxe.
Ama eğer birbirimizle Mandarin Çincesi konuşuyor olsaydık, böyle bir lüksüm olmayacaktı.Gdybyśmy rozmawiali po mandaryńsku, nie miałbym tak łatwo.
Ama eğer birbirimizle Mandarin Çincesi konuşuyor olsaydık, böyle bir lüksüm olmayacaktı.Hvis vi talte mandarin kinesisk med hinanden, dog, ville jeg ikke have den luksus.
Ama eğer birbirimizle Mandarin Çincesi konuşuyor olsaydık, böyle bir lüksüm olmayacaktı.In het Mandarijn Chinees zou dat niet volstaan.
Ama eğer birbirimizle Mandarin Çincesi konuşuyor olsaydık, böyle bir lüksüm olmayacaktı.Kdybychom spolu ale mluvili mandarínskou čínštinou, neměl bych ten luxus.
Ama eğer birbirimizle Mandarin Çincesi konuşuyor olsaydık, böyle bir lüksüm olmayacaktı.그런데 만약 우리가 북경어를 사용했다면 그렇게 간단하지 않았을 것입니다.
Ama eğer birbirimizle Mandarin Çincesi konuşuyor olsaydık, böyle bir lüksüm olmayacaktı.Mas se estivéssemos a falar em mandarim não teria esse privilégio.
Ama eğer birbirimizle Mandarin Çincesi konuşuyor olsaydık, böyle bir lüksüm olmayacaktı.Namun jika Anda bicara dalam Bahasa Mandarin, tidak akan ada keistimewaan seperti itu.
Ama eğer birbirimizle Mandarin Çincesi konuşuyor olsaydık, böyle bir lüksüm olmayacaktı.Nhưng nếu chúng ta nói tiếng Trung Quốc phổ thông với nhau, thì không được như thế.
Ama eğer birbirimizle Mandarin Çincesi konuşuyor olsaydık, böyle bir lüksüm olmayacaktı.Sin embargo, si estuviéramos hablando en chino mandarín, no tendría esa suerte.
Ama eğer birbirimizle Mandarin Çincesi konuşuyor olsaydık, böyle bir lüksüm olmayacaktı.Tuttavia, se stessimo parlando in cinese mandarino, non potrei permettermi questo lusso.
Ama eğer birbirimizle Mandarin Çincesi konuşuyor olsaydık, böyle bir lüksüm olmayacaktı.Wenn wir aber Mandarinchinesisch gesprochen hätten, hätte ich diesen Luxus nicht gehabt.
Ama eğer birbirimizle Mandarin Çincesi konuşuyor olsaydık, böyle bir lüksüm olmayacaktı.Εάν όμως μιλούσαμε Κινέζικα μεταξύ μας, δεν θα είχα αυτή την πολυτέλεια.
Ama eğer birbirimizle Mandarin Çincesi konuşuyor olsaydık, böyle bir lüksüm olmayacaktı.Ако говорихме Мандарин Китайски един с друг, обаче, аз нямаше да имам това удобство.
Ama eğer birbirimizle Mandarin Çincesi konuşuyor olsaydık, böyle bir lüksüm olmayacaktı.Но если бы мы говорили друг с другом на китайском, я бы этим не отделался.
Ama eğer birbirimizle Mandarin Çincesi konuşuyor olsaydık, böyle bir lüksüm olmayacaktı.Якщо ж би ми говорили між собою на мандаринській китайській, я б не мав такої чудової можливості.
Ama eğer birbirimizle Mandarin Çincesi konuşuyor olsaydık, böyle bir lüksüm olmayacaktı.לו היינו מדברים סינית מנדרינית זה עם זה, אבל לא היה לי העונג.
Ama eğer birbirimizle Mandarin Çincesi konuşuyor olsaydık, böyle bir lüksüm olmayacaktı.لكن إن كنّا نتحدّث معا باللّغة الصينية، لن يكون ذلك أمرا ممكنا.
Ama eğer birbirimizle Mandarin Çincesi konuşuyor olsaydık, böyle bir lüksüm olmayacaktı.そう簡単には済みません 情報が足りないのです
Ancak her zaman olumlu bir tanımlama yapar Bu ifadeyi Mandarin dışında bir dile çevirmek çok zor.Es hat immer eine positive Bedeutung und ist nur sehr schwer in eine andere Sprache zu übersetzen.
Ancak her zaman olumlu bir tanımlama yapar Bu ifadeyi Mandarin dışında bir dile çevirmek çok zor.Njen pomen je vedno pozitiven in ga je težko prevesti v druge jezike.
Biliyorsunuz, cennet bahçesinde satsuma mandalinası yoktu. kantalup kavunu da yoktu.Bedenk even dat er in het "aards paradijs" geen mandarijntjes waren. Daar bestond geen watermeloen.
Biliyorsunuz, cennet bahçesinde satsuma mandalinası yoktu. kantalup kavunu da yoktu.Il n'y avait pas de mandarines dans le jardin d'Eden. Il n'y avait pas de cantaloup.
Biliyorsunuz, cennet bahçesinde satsuma mandalinası yoktu. kantalup kavunu da yoktu.În grădina Edenului nu existau mandarine. Şi nici pepeni galbeni.
Biliyorsunuz, cennet bahçesinde satsuma mandalinası yoktu. kantalup kavunu da yoktu.에덴의 동산에 탄제린[껍질이 잘 벗겨지는 작은 오렌지]은 없었습니다. 어떤 칸탈루프[껍질은 녹색에 과육은 오렌지색인 메론]도 없었죠.
Biliyorsunuz, cennet bahçesinde satsuma mandalinası yoktu. kantalup kavunu da yoktu.Não havia tangerinas no jardim do Paraíso. Não havia melões.
Biliyorsunuz, cennet bahçesinde satsuma mandalinası yoktu. kantalup kavunu da yoktu.Nie było mandarynek w ogrodach Edenu. Nie było tam żadnych kantalup (rodzaj melona).
Biliyorsunuz, cennet bahçesinde satsuma mandalinası yoktu. kantalup kavunu da yoktu.Saben, no había mandarinas en el Jardín del Edén. No había ningún melón.
Biliyorsunuz, cennet bahçesinde satsuma mandalinası yoktu. kantalup kavunu da yoktu.Tudják, nem voltak mandarinok az Édenkertben. Nem volt sárgadinnye.
Biliyorsunuz, cennet bahçesinde satsuma mandalinası yoktu. kantalup kavunu da yoktu.Vedete, non c'erano mandarini nel giardino dell'Eden. Non c'erano melanzane.
Biliyorsunuz, cennet bahçesinde satsuma mandalinası yoktu. kantalup kavunu da yoktu.Viete, v rajskej záhrade nemali žiadne mandarínky. Nemali tam žlté melóny.
Biliyorsunuz, cennet bahçesinde satsuma mandalinası yoktu. kantalup kavunu da yoktu.Víte přece, že v ráji nebyly mandarinky. Ani melouny.
Biliyorsunuz, cennet bahçesinde satsuma mandalinası yoktu. kantalup kavunu da yoktu.Wissen Sie, es gab keine Mandarinen im Paradies. Es gab keine Cantaloupe-Melonen.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod