Bir süre bu müzikten utanmıştık fakat aslında bu türde keşfedilecek çok şey varmış.I lang tid var vi flove over musikken, men der var faktisk en del at opdage.
Ancak, amacına ulaşmak için, sadece Viyana'da sunulan müzikte yüksek öğretime ihtiyaç duyulacaktı.Men hvis han skulle nå sin drøm, skulle han modtage uddannelse, der kun blev tilbudt i Wien.
Her tür müzikten hoşlanır.I Love Musicals.
Müzikte mizahın babası olarak tanınır.Han betragtes således i sit hjemland som den tjekkiske musiks fader.
Break, popüler müzikte şarkının içindeki enstrümantal bölüm.Albummet er optaget i Kulturkanonen i kategorien populærmusik.
18. yüzyıldan bu yana müzikte ortaya çıkmıştır.Musiske øvelser er blevet komponeret siden det 18. århundrede.
Genellikle caz müzikte kullanılmıştır.Bruges især til salsa-musik.
2014 sonrasında müzikte daha etkin oldu.2014 ble derimot vanskeligere.
Her tür müzikten hoşlanır.Han liker klassisk musikk.
Ayrıca klasik müzikte de kullanılır.Disse blir også tildels brukt innen klassisk musikk.
Festival kapsamı tiyatro, modern dans, opera ve müzikten oluşmaktadır.Teateret brukes for opera, klassisk musikk og dans.
Libretto her zaman bestelenen müzikten önce hazırlanmamıştır.Libreto selalunya ditulis sebelum gubahan muzik lengkap.
Her tür müzikten hoşlanır.Kami menyukai semua lagu.
Oyunlar dışında şarkılarda not alıyordu ve mizahtaki yeteneğini müzikte de gösteriyordu.Tidak hanya sekadar berbakat dalam musik dan menari, dia juga piawai dalam menggarapnya.
Atıcılık ve Müzikten hoşlanırdı.Dia sangat menyukai vokal dan musik.
Şubat 2018'de TikTok, müzikten para kazanmak için Modern Sky ile bir ortaklık başlattı.Vào tháng 2 năm 2018, TikTok đã hợp tác với Modern Sky để kiếm tiền từ âm nhạc.
Planck müzikte de yetenekliydi.Planck rất có khiếu về âm nhạc.
"Popüler müzikte devrim yarattım"."Tôi đã được lớn lên trong dòng sữa âm nhạc dân gian.
O müzikten çok hoşlanıyor.Cô rất yêu thích âm nhạc.
Şubat 2018'de TikTok, müzikten para kazanmak için Modern Sky ile bir ortaklık başlattı.2018年2月 - 音楽を収益化するためにModern Skyと提携する。
"Müzikte 2011'in B'enleri".– B'zの2006年の楽曲。
2014 sonrasında müzikte daha etkin oldu.2014年からは曲が変わった。
Zannedildiği gibi sadece müzikte kullanılmaz.ただこのやり方が行われるだけで、音楽は見られない。
Çünkü kendi sözleriyle "müzikte tembellik ediyordu."彼らがいたから、自分は音楽の道に進んだって言ってるわ。
Soul müzikte vokallere ağırlık verilir.音楽演奏を通じて士気の高揚を図る。
Atıcılık ve Müzikten hoşlanırdı.格闘技と音楽が好き。
Biliyorum bu biraz moralimizi bozdu fakat bazen doğru şey müzikten daha önemlidir."这首歌不那么high,但是有时候做正确的事情比音乐更加重要。
Michael Johnson ya da Mike Johnson aşağıdaki anlamlara gelebilir: Müzikte: Michael Johnson (şarkıcı) (d.Michael Johnson,即迈克尔·约翰逊,可以指: 迈克尔·约翰逊 (田径运动员) : 美國田径运动员。
2012'de VH1, şarkıcıyı "Müzikteki En Büyük 100 Kadın" listesinde üçüncü sıraya koydu.2012年,凯莉被VH1评为“音乐领域百大杰出女性”第三名。
Bir diğer adı Europe olan marşın sözleri yoktur, yalnızca müzikten oluşur.我講一個台灣真正的聲音,不是只有一個藍色的聲音。
Müzikteki yarım tonlar boruların dudaklara yatırılmasıyla elde edilir.刘连满让他们吸自己留下的半瓶氧气。
Rose küçük yaşından beri teselliyi hep müzikte bulmuştur.로즈는 어린 시절부터 음악에서 위안을 찾았다.
Atıcılık ve Müzikten hoşlanırdı.אוהב כדורגל ומוזיקה.
Klasik müzikten ve klasik müzik bestecilerinden, özellikle Bach ve Beethoven'dan, yoğun olarak etkilenmiştir.יצירותיו מושפעות ממוזיקה מערבית קלאסית, במיוחד מבטהובן.
Dub köklerini reggae müzikten alan bir Jamaika müziği olarak 1960larda doğmuştur.Дъб е музикален жанр, произлязъл от реге музиката на Ямайка през 1960-те години.
Tempo (kökeni Latince: "Tempus") müzikte bir parçanın yorumlanma hızı.Темпо – (на италиански: Tempo – време) – основен термин в музиката.
Ayrıca klasik müzikte de kullanılır.Използва се в класическата музика.
Her tür müzikten hoşlanır.Обича класическата музика.
2012'de VH1, şarkıcıyı "Müzikteki En Büyük 100 Kadın" listesinde üçüncü sıraya koydu.През 2012 г., „VH1“ класира Блайдж под номер 9 в „100-те най-велики жени в музиката“.
Atıcılık ve Müzikten hoşlanırdı.Той мрази музиката и музикалните инструменти.
Planck müzikte de yetenekliydi.Max Planck je bio nadaren i za glazbu.
Blues müzikte de çok önemli bir yere sahiptir.Indija je također davala važno mjesto glazbi.
Bu da müzikte önemli bir değişim yaratmıştır.Ali, glazba postavlja velika pitanja.
Ayrıca klasik müzikte de kullanılır.Ipak, koriste se i za popularnu glazbu.
Her tür müzikten hoşlanır.Obľubuje rôzne štýly hudby.
Kalın bagetler ise daha çok rock veya metal müzikte kullanılır.Má hrubý zahučaný tón, hodí sa skôr do rockovej a metalovej hudby.
Bununla birlikte Almanca Pop Müzikte de büyük çeşitlilik gözlemlenebilmektedir.V hudobných skladbách môžeme taktiež pozorovať prirodzenú hierarchiu.
Daha çok rock müzikten hoşlanır.Vedno je najraje poslušal rock glasbo.
Rathbone; müzikten, yazmaktan, şarkı söylemekten ve üretmekten hoşlanıyor.Jackson Rathbone uživa v glasbi, pisanju, petju in produciranju.
Müzikte İrlanda müziğinin büyük etkisi vardır.Sliši se tudi veliko tradicionalne irske glasbe.
Çünkü doğru dinliyorlar, iyi müzikten anlıyorlar.Hea muusika räägib tõtt ja halb muusika valetab.
Bir diğer adı Europe olan marşın sözleri yoktur, yalnızca müzikten oluşur.Hümnil aga sõnu pole, on vaid muusika.
Dub köklerini reggae müzikten alan bir Jamaika müziği olarak 1960larda doğmuştur.Reggae on 1960. aastate paiku Jamaical sündinud muusikastiil.
Bir süre bu müzikten utanmıştık fakat aslında bu türde keşfedilecek çok şey varmış.Ilmalik muusika oli küll olemas, kuid oli suurelt osalt improviseeritud.
Müzikte nüans olarak da kullanılır (forte, piyano, fortessimo vb).Võimalusel tuleks kasutada elavat muusikat (klaver, puupillid).
Atıcılık ve Müzikten hoşlanırdı.Ta armastas kombeid ja muusikat.
Bana "Müzikte T yoktur" diyeceğinizi biliyorum.Azt akarjátok mondani nekem: "A T nem létezik a zenében."
Bana "Müzikte T yoktur" diyeceğinizi biliyorum.Ich weiss, Sie werden mir sagen, "T gibt es in der Musik nicht."
Bana "Müzikte T yoktur" diyeceğinizi biliyorum.Ik weet dat jullie zullen zeggen: "T bestaat niet in de muziek."
Bana "Müzikte T yoktur" diyeceğinizi biliyorum.Je sais que vous allez me dire, " T n'est pas une note de musique."