müziğin ile cümle
müziğin kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
9
ORT. KELİME
Özgün müziğini ise Maurice Jarre bestelemiştir.Ebenso verheerend wirkt die formlose Kitschmusik von Maurice Jarre.
Oyunun müziğini Tahsin İncirci bestelemiştir.Die Musik der Operette ist also ein Pasticcio.
Filmin özgün müziğini Georges Auric bestelemişti.Die Musik zum Film schrieb Georges Auric.
Bence, müziğin dinleyici tarafı da böyle hissediyor.Auch die Musiker empfanden das so.
Başka hiç kimsenin müziğine tercih etmem."Aber ich mache meine Musik nicht für andere.
Hepsi olmasa da bu tür müziğin bir kısmı New Age inancı ile ilişkilidir.Dazu sind neben der Klassischen Musik auch etliche Vertreter Moderner Musik in Cleveland ansässig.
2000 yılında gruptan ayrıldı ve tekrar müziğin içinde olmayacağına dair yemin etti.2000 kündigte er seinen Rückzug aus der Musik an.
1980'li yılların sonlarında ortaya çıkan rigsar, Bhutan popüler müziğinin en yaygın türüdür.In Bulgarien ist Tschalga seit den 1990er Jahren die erfolgreichste Form der populären Musik.
Musa: Müziğin gücünü kullanır.Sie besingt die Macht der Musik.
Filmin özgün müziğini Nathan Larson bestelemiştir.Die Filmmusik stammt von Nathan Larson.
Robert Pattinson'ın baş rolde olduğu Beni Unutma adlı filmin müziğini besteledi.Für Robert Altman schrieb sie Musik zu dem Film Remember My Name.
Mozart'ın müziğini sever misin?Aimes-tu la musique de Mozart ?
Lütfen, müziğin sesini azaltabilir misiniz?Pouvez-vous réduire le volume de la musique, s'il vous plaît ?
Müziğinin yanı sıra siyasi etkinlikleri, konserlerinde bir başarıya dönüştü.Sa musique, ainsi que son engagement politique, font de ses concerts un succès.
Salsanın ritmi doğrudan Küba’nın halk müziğine bağlıdır.L'héritage rythmique de la salsa est directement lié à la musique populaire cubaine.
Bu süre içerisinde bazı müzisyenler geleneksel japon pop müziğini rock and roll ile karıştırmaya çalıştılar.Quelques artistes tentèrent de fusionner la musique pop traditionnelle japonaise avec le rock.
Leonard yüksek tempolu şarkının müziğini bestelerken, Madonna melodiyi ve sözleri hazırladı.Leonard compose la musique de la première chanson tandis que Madonna apporte la mélodie et les paroles.
Savaş sonrası dönemde gelişen modern enka, duygusal ballad müziğinin bir şeklidir.L'enka moderne, comme développé pendant l'après-guerre, est une forme de ballade musicale sentimentale.
Filmin etkileyici müziğini Roberto Rossellini'ni kardeşi Renzo Rossellini bestelemiştir.La musique est composée par Renzo Rossellini, le frère du réalisateur Roberto Rossellini.
Melodisini Bulgar Müziğinde "Sadi Moma" dan alır.La mélodie est empruntée à une chanson bulgare intitulée Sadi Moma.
Kimileri şiirin korkunçluğuna kapıldı, kimileri de müziğine.Certains de mes amis en sont captivés par la peur de celui-ci, d'autres par sa musique.
Fiasco, müziğin yanı sıra diğer iş alanlarıyla da ilgilenmektedir.Hormis la musique, Fiasco se consacre également à d'autres domaines, comme la mode.
Geleneksel Fas müziğine hayran olmuştur.Il se passionne pour la musique traditionnelle.
Sonraki 30 yıl boyunca Armstrong yılda 300 kereden fazla müziğini sahnede icra etti.Pendant les trente années qui suivent, Louis Armstrong joue en moyenne plus de 300 concerts par an.
1923'te, Winifred, çokça Wagner'in müziğini takdir eden Adolf Hitler'le tanıştı.En 1923, elle rencontre pour la première fois Adolf Hitler, qui admire la musique de Richard Wagner.
Neoklasik dark wave, dark wave müziğin klasik ve ethereal esinli bir alt türüdür.La dark wave néo-classique ou gothique néo-classique est une branche musicale gothique issue de la dark wave.
Elektro house, house müziğin daha sert biçimi.La danse house elle-même est bien plus vieille que la house music.
Sözlerinin ve müziğinin kime ait olduğu bilinmemektedir.On ne connait pas l'auteur des paroles et de la musique.
Sadece sahne müziği alanında değil, müziğin her alanında eserler verdi.Pas seulement pour moi, mais pour la musique en général.
Bu dönemden sonra müziğinde de olgunluk dönemine geçer.Il poursuit, sans doute également durant cette période, sa formation musicale.
Elektropop, (ayrıca synthpop veya teknopop olarak da bilinir) elektronik müziğin kollarından biridir.Hands Up (ou Handsup) est un style de musique électronique.
O müziğin dinleyicisi bulup dinliyor zaten.Il trouve alors difficile d'écouter et de jouer de la musique.
Filmin özgün müziğini Walter Scharf yapmıştır.Les arrangements et la musique originale sont de Walter Scharf.
Bu şarkıyı Nicole Azzopardi yazmış ve müziğinide kendisi yapmıştır.Nicola s’occupait des textes et moi de la musique.
Müziğin asıl önemli özelliklerinden biri de çoğunlukla afro-amerikan'lar tarafından yapılmasıdır.En effet, la musique urbaine est beaucoup plus populaire, selon lui, auprès des Afro-Américains.
Filmin özgün müziğini ünlü siyahi Amerika'lı Caz trompetçisi Miles Davis (d.1926 - ö.1991) yapmıştır.Il fut nommé en hommage au trompettiste américain Miles Davis (1926-1991).
İkisi de punk rock müziğinden hoşlanmaktadır, bu yüzden ikisi kısa zamanda iyi arkadaş oldular.Le couple est fan de musique de jazz, en particulier The Ink Spots et ils tombent rapidement amoureux.
Bu durum Country temelli müziğin yayılmasına yardımcı oldu.Cet ensemble a beaucoup contribué à la diffusion de la musique contemporaine.
Müzikte İrlanda müziğinin büyük etkisi vardır.On sent également une forte influence de la musique africaine.
Başka hiç kimsenin müziğine tercih etmem."La musique ne me plaît pas ».
Her yıl siyah müziğinin en iyi çalışmalarını ödüllendirmek amacıyla düzenlenmektedir.Il décerne chaque année le prix de la meilleure musique originale.
Soft rock, rock müziğin bir türüdür.Comedy rock, genre de musique rock.
Orada Avrupa modern klasik müziğinin bazı önemli avangart bestecileri ile bağlantılar kurdu.Nous devons à lui que des compositions de musique européenne soient arrivées jusqu’à nos jours.
ABD'de tanınmıyor olması ve müziğine ilgi olmamasının da bunda etkisi olmuştur.Je crois que c'est un art en soi, qui n'a rien à voir avec la musique.
Sanatçı popüler müziğin en önemli isimlerinden biri haline geldi.Le musicien en devint l'un des membres les plus dynamiques.
Pop rock, rock müziğin daha hafif, daha yumuşak ve ticari pop müziği andıran bir türevidir.Cela donne un son plus doux, plus commercial et assez proche de la musique pop.
Tom müziğin hakkında ne düşünüyor?¿Qué piensa Tom de tu música?
Müziğin yaşı yoktur.La música no tiene edad.
Aimer'in müziğini severim.Me gusta la música de Aimer.
Başlangıçta müzikten nefret ediyordu çünkü müziğin, sevdiği herkesi ondan çaldığına inanıyordu.Odia la música porque cree que la música le robó todo lo que ella amaba.
Her yaştan hayranı onun şarkı söyleyişini, dans edişini görmek ve geçmişin müziğini tatmak için oradaydı.Admiradores de todas las edades vinieron a verla cantar y bailar y hacerse una idea de la música del pasado.
Adı, Dr. Jivago filminin müziğinden esinlenerek konmuştur.Su nombre proviene de la canción de la película Doctor Zhivago.
Ladytron, müziğini "elektronik pop" olarak tasvir etmiştir.Ladytron describe su sonido como pop electrónico.
J-Rock (Japon Rock) Japonya'da ortaya çıkmış rock müziğin bir türüdür.J-Rock es una denominación de la música rock desarrollada en Japón.
Filmin müziğini ise Nino Rota yapmıştır.Música de la película, de Nino Rota.
Barok periyodu boyunca, Slav ve Macar folk formları Avusturya müziğine geçti.Durante el periodo barroco, estilos populares eslavos y húngaros influyeron a la música austríaca.
Rockabilly Kraliçesi olarak anılan sanatçı 'rock' ve 'rock and roll' müziğinin öncülerindendir.Es considerada la Reina del Rockabilly y la primera cantante femenina de rock and roll.
Çünkü o tarzı duymuşsanız, zaten pop müziğin aynısı, değil mi?Pero hubo un tiempo en que la música era así, cuando todas las estrellas del pop eran así.
Müziğinde ayrıca bip sesi ve düdük sesi gibi çeşitli ses efektleri vardır.También dispone de música y efectos sonoros.
Şarkı, ağırlıklı olarak New Wave müziğinin etkisindedir.En el disco se tiene más a la música new wave.