Paris'te bulunduğu süre zarfında dönemin ünlü kimyageri T. J. Pelouze'nin laboratuvarında çalışır.La Paris are șansa să lucreze în laboratorul unui chimist renumit pe atunci, T.J. Pelouze.
1963 yılında ABD'nin New Mexico eyaletindeki Los Alamos Ulusal Laboratuvarlarında dizayn edilmiştir.La începutul lui 1943 s-a construit la Los Alamos, New Mexico laboratorul de la Los Alamos.
Geminin laboratuvarında, Mühendis DNA'sı ile insan DNA'sını karşılaştırırlar.În navă, ADN-ul „Inginerului” este cercetat și se constată că se potrivește cu cel al oamenilor.
Hepatotoksinler laboratuvar ortamında da elde edilebilir.Trupele se pot îmbunătăți în laborator.
Laboratuvar testi, sıvı kaybının derecesini belirlemek açısından az bir klinik öneme sahiptir.Testele de laborator au un beneficiu clinic destul de mic în a determina gradul de deshidratare.
Odasında gizli Laboratuvar'ı vardır.În clădire funcționează și un laborator audio.
İçerik sadece laboratuvar analizi ile tespit edilebilir.Aceștia pot fi determinați în laboratorul de analize.
Unova yolculuğunun sonunda ise Profesör Oak'ın laboratuvarına geri döner.Maimuța, în cele din urmă, intră în laboratorul Dr. Adrian.
Özel laboratuvar testleri genelde yoktur.Nu există elemente de laborator caracteristice.
Kan değerlerinin laboratuvar incelemesi ile tanı konulur.Valoarea ei în sânge se determină în laboratorul de analize medicale.
Bu eserlerinde laboratuvar tekniklerini ve deneysel kimya metodlarını tanımladı.Aici el a pus bazele unui laborator pentru experimentele sale electrotehnice.
Bu fotoğraflarda kırmızı iç çamaşırı ve laboratuvar kıyafeti giymiştir.În poze, ea este îmbrăcată într-un sutien roșu și un halat de laborator.
Micro yer çekimi ve Güneş gözlemi için laboratuvarları vardır.Observatorul desfășoară activități de cercetare privind comete și planete mici.
Diğerlerini kopyalayacak görece kısa RNA molekülleri laboratuvar ortamında üretilebilmiştir.În laborator au fost produse molecule relativ scurte de ARN care pot sintetiza alte molecule ARN.
Bu arada Cavendish Laboratuvarı dünyadaki fizikte önde gelen merkezlerden biriydi.Göttingen era unul dintre cele mai importante centre de fizica teoretică din lume.
Los Alamos’taki çoğu bilim insanı kendi laboratuvarlarına ve üniversitelerine geri dönmek istiyorlardı.Oameni de știință și studenți vin la Los Alamos ca vizitatori pentru a participa la proiecte științifice.
Biyosfer 2 -Arizona'da bir laboratuvar; 13,000 m²'den oluşan kapalı bir ekosistem.Biosfera 2 - Un ecosistem experimental izolat cu o mărime de 1,25 ha aflat în statul american Arizona.
15 Mart'a kadar laboratuvar ekipmanını teslim edebileceğimden eminim.Sunt sigur că putem livra echipamentul de laborator până pe 15 martie.
1949 yılına kadar Harvard Computation laboratuvarlarında çalıştı.1949-ig a Harvard számítógép laborban maradt.
Soxhlet ekstraktörü, 1879 yılında Franz von Soxhlet tarafından icat edilmiş bir laboratuvar cihazıdır.A Soxhlet-extraktor laboratóriumi berendezés, amelyet Franz von Soxhlet alkotott meg 1879-ben.
Ana laboratuvarı Daejeon, Daedeok Science Town'dadır.Legfőbb tudományos intézete a Daedeok Science Town.
Pseudomonas fluorescens, laboratuvarda farklı türlere kolayca farklılaşan, toprakta bulunan bir bakteridir.Pseudomonas fluorescens – laboratóriumban könnyen különböző törzsekké diverzifikálható talajbaktérium.
Çalışmalarını Bell Laboratuvarları'nda yürütmüştür.Ez után a Bell Laboratories-nél helyezkedett el.
Laboratuvarda bakteriler çoğu zaman katı veya sıvı ortamda büyütülürler.Laboratóriumban a baktériumokat rendszerint szilárd vagy folyékony közegben tenyésztik.
Bunlar laboratuvarda geliştirilerek yaygın kullanılan ilk aşılardı.Ez volt az első, laboratóriumban előálltott és széles körben alkalmazott vakcina.
1945-1954 arasında, Sovyet nükleer programlarının geliştirildiği bir fizik laboratuvarı bulunuyordu.1945 és 1954 közt elektronfizikai laboratóriuma részt vett a szovjet atomfegyverek kifejlesztésében.
Örneğin, SLAC Ulusal Hızlandırıcı Laboratuvarı bir elektronu yaklaşık olarak 51 GeV'e kadar hızlandırabilir.Például, a Stanford lineáris gyorsító az elektront 51 GeV-ra.
Mars Bilim Laboratuvarı (İng.Mars Science Laboratory Launch (angol nyelven).
Biyosfer 2 -Arizona'da bir laboratuvar; 13,000 m²'den oluşan kapalı bir ekosistem.A Biosphere 2 a bioszférától elzárt, 13 ezer m2-es arizonai laboratórium.
Örgüt 1964 yılındda Oak Ridge Ulusal Laboratuvarı'na taşındı.1961-ig az Oak Ridge National Laboratory munkatársa volt.
Uluslararası Uzay İstasyonu'ndaki Avrupa Columbus araştırma laboratuvarı için görev kontrol merkezidir.Legfőbb feladat a Nemzetközi Űrállomáson üzembe helyezni a Columbus laboratóriumot.
Xen'in ilk sürümünü Cambridge Üniversitesi Bilgisayar Laboratuvarı geliştirmiştir.A Cambridge-i Egyetem számítógépes laboratóriuma fejlesztette ki a Xen első verzióját.
C'nin ilk gelişme safhaları 1969 ile 1974 arasında AT&T Bell Laboratuvarları'nda gerçekleşti.A kezdeti fejlesztések az AT&T berkein belül történtek 1969 és 1973 között.
Laboratuvarda araştırma çalışmaları yapar.Mindketten laboratóriumi kutatásokat folytattak.
İçerik sadece laboratuvar analizi ile tespit edilebilir.Csak laborvizsgálattal lehet kétséget kizáróan kimutatni.
Filipinlerde bir laboratuvarda çalıştı.Egy fodrászszalonban dolgozik Lacey-vel.
Refraktometre kırılma indisinin (refraktometri) ölçümü için laboratuvar ya da saha cihazıdır.A refraktométer egy laboratóriumi vagy terepi eszköz a törésmutató (refraktometria) mérésére.
Türleşme, hem kontrollü laboratuvar koşullarında hem de doğada, birden çok defa gözlemlenmiştir.A folyamatot többször megfigyelték mind laboratóriumi, mind természetes körülmények között.
Laboratuvar şartlarında ökaryotik hücrelerin yıkınımıyla oluşturulurlar.Terráriumi körülmények között leölt laboratóriumi rágcsálókkal etethetők.
Fransa-İsviçre sınırında, Geneva yakınındaki CERN laboratuvarlarının bir parçasıdır.CERN, a francia–svájci határon Genf mellett.
Kütleçekiminden kızılaya kayma laboratuvarlarda ölçülmekledir ve astronomik gözlemler kullanılmaktadır.A gravitációs vöröseltolódást megmérték laboratóriumban és csillagászati megfigyelésekkel.
1953 yılında Bell Laboratuvarlarında çalışmaya başlamıştır.1945 októberében kezdett dolgozni a Bell Labs-nek.
Daha sonra Gus, Walter'a bir laboratuvar gösterir ve Walter yeniden pişirmeye başlar.Walter kívánsága szerint újra berendezik a labort, aki még egy tehenet is bevitet.
Doğada bulunamaz, yalnızca laboratuvar ortamında elde edilebilir.A Földön nem fordul elő természetes állapotban, ezért laboratóriumban kell előállítani.
Kesin teşhis için laboratuvar muayeneleri gereklidir.A betegségek pontos azonosítása laboratóriumi vizsgálatot igényel.
Şu an için Behçet teşhisi için özgül olarak kullanılan bir laboratuvar testi yoktur.Jelenleg nincs olyan elfogadott orvosi protokoll, ami a köldökzsinórvér felhasználására alapulna.
Bu yetenek evindeki laboratuvarında yaptığı deneyler sayesinde korunmuştur.Ez a pénz lehetővé tette, hogy saját laboratóriumában folytathassa kísérleteit.
İstanbul çok sayıda hastane, klinik ve laboratuvarla birlikte ülkenin tıbbi araştırma merkezidir.Isztambulban számos állami és magánkórház, klinika, laboratórium és kutatóintézet működik.
Smith ayrıca, 1987 yılında British Columbia Üniversitesi Biyoteknoloji Laboratuvarı'nda direktör olmuştur.1987-től British Columbia Biotechnology Laboratory igazgatója.
Konakta, mükemmel fizik ve kimya laboratuvarları ve büyük bir kütüphane oluşturulmuştu.Felújították a kémia-biológia és fizika előadót, új könyvtárat alakítottak ki.
Odasında gizli Laboratuvar'ı vardır.Még a lakásában is működtetett egy kísérleti laboratóriumot.
Deluxe Laboratuvarları tarafından geliştirildi.A ClarisWorks fejlesztői készítették.
(Ölçüm ve araştırma laboratuvarlarında, kumanda panolarında).(A m. orvosok és természetvizsgálók XIV. Munkálataiban.
1967’de Bell laboratuvarları Bilgisayar Bilimleri Araştırmaları merkezinde çalışmaya başladı..Vuonna 1967 hän aloitti työskentelyn Bell Labs Computing Sciences Research Center -laitoksessa.
Brookhaven Ulusal Laboratuvarı.Brookhaven National Laboratory) Yhdysvalloissa.
Odasında gizli Laboratuvar'ı vardır.Hänellä on salainen laboratorio huoneensa kirjahyllyn takana.
Cavendish Laboratuvarı, Cambridge Üniversitesi fizik enstitüsünde bulunmaktadır.Cavendish Laboratory) on osa Cambridgen yliopiston fysiikan laitosta.
1947 - Bell Laboratuvarları, ilk kez transistör'ü dünyaya tanıttı.1947 – Transistoria esiteltiin ensimmäisen kerran Bell Labs -tutkimuskeskuksessa.
Çalışmalarını Bell Laboratuvarları'nda yürütmüştür.Hän työskenteli Bell Labsissa.
Kaliforniya'daki Lawrence Livermore Ulusal Laboratuvarının adına ithafen livermoryum denmiştir.Alkuaine on nimetty Kaliforniassa sijaitsevan Lawrence Livermore National Laboratoryn mukaan.