kulağına ile cümle
kulağına kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
8
HARF
4
HECE
10
ORT. KELİME
Bıyığı kıvrılarak kulağına asılmıştır.Мочки його вух повинні бути витягнуті.
Kulakları, yarasa kulağına benzer.Lárváik hasonlítanak a fülbemászók lárváira.
Bıyığı kıvrılarak kulağına asılmıştır.Száját mindkét oldalon a füléig felvágták.
Bu olay Isis’in kulağına kadar gelmiştir.Az este folyamán Rutba is az ISIL kezére került.
Bazı ufak meseleleri Massino'nun kulağına fısıldadılar.Nagy emberek beszélgetései az Elisium mezején.
Kulaklık, 2 küçük hoparlörün kullanıcının kulağına yakın yerde durmasını sağlayan bir çevre birimidir.Umum) adalah sepasang pengeras suara kecil yang digunakan sangat dekat dengan telinga.
Ses insan kulağına geldiğinde duyulur.そして、私の言葉はいつか人々の耳に届く。
Bu dış sesler birkaç yüzyıl dolaştıktan sonra seyircinin kulağına gelir.表演嘉賓跨越不同年代,觀眾必定聽出耳油。
Kulakları, yarasa kulağına benzer.曰男子事當如是耳。
9. Kudüs'teki bazı Yahudilerin Yahudi olmayanlar ile evlendiği Ezra'nın kulağına çalınır.많은 포로된 유대인들과 함께 예루살렘으로 돌아갔던 에스라는 그곳의 유대인들이 유대인이 아닌 여자와 결혼했다는 것을 알게 되었다.
9 Nisan - Türkiye'de ilk kez bir hastanın kulağına kıkırdak nakli yapıldı.5 באפריל – נגיף שפעת העופות התגלה לראשונה בסקוטלנד.
Ses insan kulağına geldiğinde duyulur.קולו ערב מאוד לאוזן.
1979 - Türkiye'de ilk kez bir hastanın kulağına kıkırdak nakli yapıldı.1998 г. – В Лион (Франция) за пръв път е направена трансплантация на ръка.
Bu karakter reklamda TR-6'yı kulağına tutuyordu.Tvrtka je odlučila koristiti marketing u svrhu reklamiranja TR-6 radija.
Kulakları, yarasa kulağına benzer.Buka jedino djeluje kao uvreda za uši.
Nyalanın kulağına saldırarak yıl boyu parazitlendirir.Tiib pandud aastaile õlale.
Ama İsa, ‹‹Bırakın, yeter!›› dedi, sonra kölenin kulağına dokunarak onu iyileştirdi.A Ježiš odpovedal a riekol: Nechajte dotiaľ! A dotknúc sa jeho ucha uzdravil ho.
Ama İsa, ‹‹Bırakın, yeter!›› dedi, sonra kölenin kulağına dokunarak onu iyileştirdi.A Ježíš odpověděv, řekl: Nechtež až potud. A dotkna se ucha jeho, uzdravil jej.
Ama İsa, ‹‹Bırakın, yeter!›› dedi, sonra kölenin kulağına dokunarak onu iyileştirdi.Ale Jezus odpowiadając, rzekł: Zaniechajcie aż póty; a dotknąwszy się ucha jego, uzdrowił go.
Ama İsa, ‹‹Bırakın, yeter!›› dedi, sonra kölenin kulağına dokunarak onu iyileştirdi.Då svarade Jesus och sade: »Låten det gå så långt.» Och han rörde vid hans öra och helade honom.
Ama İsa, ‹‹Bırakın, yeter!›› dedi, sonra kölenin kulağına dokunarak onu iyileştirdi.Entonces respondiendo Jesús dijo: --¡Basta de esto! Y tocando su oreja, le sanó
Ama İsa, ‹‹Bırakın, yeter!›› dedi, sonra kölenin kulağına dokunarak onu iyileştirdi.Felelvén pedig Jézus, monda: Elég eddig. És illetvén annak fülét, meggyógyítá azt.
Ama İsa, ‹‹Bırakın, yeter!›› dedi, sonra kölenin kulağına dokunarak onu iyileştirdi."Houd op!" zei Jezus. Hij raakte het gewonde oor aan en genas het.
Ama İsa, ‹‹Bırakın, yeter!›› dedi, sonra kölenin kulağına dokunarak onu iyileştirdi.Jesus aber antwortete und sprach: Lasset sie doch so machen! Und er rührte sein Ohr an und heilte ihn.
Ama İsa, ‹‹Bırakın, yeter!›› dedi, sonra kölenin kulağına dokunarak onu iyileştirdi.Jezus pa odgovori in reče: Nehajte, dotlej! In doteknivši se ušesa njegovega, ga ozdravi.
Ama İsa, ‹‹Bırakın, yeter!›› dedi, sonra kölenin kulağına dokunarak onu iyileştirdi.예수께서 일러 가라사대 이것까지 참으라 하시고 그 귀를 만져 낫게 하시더라
Ama İsa, ‹‹Bırakın, yeter!›› dedi, sonra kölenin kulağına dokunarak onu iyileştirdi.Ma Gesù intervenne dicendo: «Lasciate, basta così!». E toccandogli l'orecchio, lo guarì
Ama İsa, ‹‹Bırakın, yeter!›› dedi, sonra kölenin kulağına dokunarak onu iyileştirdi.Mais Jésus, prenant la parole, dit: Laissez, arrêtez! Et, ayant touché l`oreille de cet homme, il le guérit.
Ama İsa, ‹‹Bırakın, yeter!›› dedi, sonra kölenin kulağına dokunarak onu iyileştirdi.Mas Jesus disse: Deixei-os; basta. E tocando-lhe a orelha, o curou.
Ama İsa, ‹‹Bırakın, yeter!›› dedi, sonra kölenin kulağına dokunarak onu iyileştirdi.Men Jesus svarte og sa: La dem bare gå så vidt! Og han rørte ved hans øre og lægte ham.
Ama İsa, ‹‹Bırakın, yeter!›› dedi, sonra kölenin kulağına dokunarak onu iyileştirdi.Men Jesus tog til Orde og sagde: "Lad dem gøre også dette!" Og han rørte ved hans Øre og lægte ham.
Ama İsa, ‹‹Bırakın, yeter!›› dedi, sonra kölenin kulağına dokunarak onu iyileştirdi.Mutta Jeesus vastasi sanoen: "Sallikaa vielä tämäkin". Ja hän koski hänen korvaansa ja paransi hänet.
Ama İsa, ‹‹Bırakın, yeter!›› dedi, sonra kölenin kulağına dokunarak onu iyileştirdi.Tetapi Yesus berkata, "Sudahlah!" Lalu Ia menjamah telinga orang itu dan menyembuhkannya
Ama İsa, ‹‹Bırakın, yeter!›› dedi, sonra kölenin kulağına dokunarak onu iyileştirdi.Αποκριθεις δε ο Ιησους, ειπεν Αφησατε εως τουτου και πιασας το ωτιον αυτου ιατρευσεν αυτον.
Ama İsa, ‹‹Bırakın, yeter!›› dedi, sonra kölenin kulağına dokunarak onu iyileştirdi.а Исус проговори, казвайки: Оставете до тука; и допря се до ухото му и го изцели.
Ama İsa, ‹‹Bırakın, yeter!›› dedi, sonra kölenin kulağına dokunarak onu iyileştirdi.І озвавшись Ісус, рече: Оставте аж до сього. І, приторкнувшись до уха його, сцїлив його.
Ama İsa, ‹‹Bırakın, yeter!›› dedi, sonra kölenin kulağına dokunarak onu iyileştirdi.Тогда Иисус сказал: оставьте, довольно. И, коснувшись уха его, исцелил его.
Ama İsa, ‹‹Bırakın, yeter!›› dedi, sonra kölenin kulağına dokunarak onu iyileştirdi.ויען ישוע ויאמר רב עתה הרפו ויגע באזנו וירפאהו׃
Ama İsa, ‹‹Bırakın, yeter!›› dedi, sonra kölenin kulağına dokunarak onu iyileştirdi.فاجاب يسوع وقال دعوا الى هذا. ولمس اذنه وابرأها
Ama İsa, ‹‹Bırakın, yeter!›› dedi, sonra kölenin kulağına dokunarak onu iyileştirdi.耶 穌 說 、 到 了 這 個 地 步 、 由 他 們 罷 . 就 摸 那 人 的 耳 朵 、 把 他 治 好 了
Ama İsa, ‹‹Bırakın, yeter!›› dedi, sonra kölenin kulağına dokunarak onu iyileştirdi.耶穌說 、 到 了 這個 地步 、 由 他 們罷 . 就 摸 那人 的 耳朵 、 把 他 治好了
Asla bir köpeğin kulağına üflemeלעולם אין לנשוף באוזנו של כלב
Asla bir köpeğin kulağına üflemeلا تنفث في أذن كلب
Bunu belirttiğinizde kuş kralın kulağına, bu arkadaşın cebir bilgisi de fena değilmiş, diye fısıldar. -그러자 새는 왕의 귀에 속삭입니다
Bunu belirttiğinizde kuş kralın kulağına, bu arkadaşın cebir bilgisi de fena değilmiş, diye fısıldar. -Når vi siger det, hvisker fuglen i kongens øre, at vi alligevel ikke er så dårlige til algebra.
Bunu belirttiğinizde kuş kralın kulağına, bu arkadaşın cebir bilgisi de fena değilmiş, diye fısıldar. -V tom pták zašeptal králi do ucha:
Bunu belirttiğinizde kuş kralın kulağına, bu arkadaşın cebir bilgisi de fena değilmiş, diye fısıldar. -و عندها همس الطائر للملك
Çince konuşan biri temel olarak, İngilizce konuşan birinin kulağına tuhaf gelebilecek şeyler söyleyebilir.A kínai nyelvet beszélő tulajdonképpen olyasmit is mondhat, ami nagyon furcsán hangozhat az angol füleknek.
Çince konuşan biri temel olarak, İngilizce konuşan birinin kulağına tuhaf gelebilecek şeyler söyleyebilir.Auf Chinesisch kann man im Grunde etwas sagen, was sich auf Englisch sehr merkwürdig anhört.
Çince konuşan biri temel olarak, İngilizce konuşan birinin kulağına tuhaf gelebilecek şeyler söyleyebilir.Čínský mluvčí může jednoduše říct něco, co zní anglickému posluchači velmi zvláštně.
Çince konuşan biri temel olarak, İngilizce konuşan birinin kulağına tuhaf gelebilecek şeyler söyleyebilir.En kinesisk taler kan dybest set sige noget der lyder meget mærkeligt i en engelsk talers ører.
Çince konuşan biri temel olarak, İngilizce konuşan birinin kulağına tuhaf gelebilecek şeyler söyleyebilir.In cinese si può sostanzialmente dire qualcosa che in inglese suona molto strano.
Çince konuşan biri temel olarak, İngilizce konuşan birinin kulağına tuhaf gelebilecek şeyler söyleyebilir.중국어를 하는 사람은 영어 사용자가 듣기에 매우 어색한 말을 합니다.
Çince konuşan biri temel olarak, İngilizce konuşan birinin kulağına tuhaf gelebilecek şeyler söyleyebilir.Mereka akan berkata hal yang terdengar sangat aneh bagi orang yang berbicara Bahasa Inggris.
Çince konuşan biri temel olarak, İngilizce konuşan birinin kulağına tuhaf gelebilecek şeyler söyleyebilir.Một người nói tiếng Trung về cơ bản có thể nói điều gì đó mà nghe có vẻ rất kì lạ đối với người nói tiếng Anh.
Çince konuşan biri temel olarak, İngilizce konuşan birinin kulağına tuhaf gelebilecek şeyler söyleyebilir.Po chińsku można powiedzieć coś, co brzmi bardzo dziwnie dla angielskojęzycznego odbiorcy.
Çince konuşan biri temel olarak, İngilizce konuşan birinin kulağına tuhaf gelebilecek şeyler söyleyebilir.Um falante de chinês pode dizer algo que soa muito estranho a alguém que fale inglês.
Çince konuşan biri temel olarak, İngilizce konuşan birinin kulağına tuhaf gelebilecek şeyler söyleyebilir.Un orador chino puede básicamente decir algo que suena muy extraño a los oídos de un hablante de inglés.
Çince konuşan biri temel olarak, İngilizce konuşan birinin kulağına tuhaf gelebilecek şeyler söyleyebilir.Un vorbitor chinez poate spune ceva care sună foarte ciudat pentru un englez.
Çince konuşan biri temel olarak, İngilizce konuşan birinin kulağına tuhaf gelebilecek şeyler söyleyebilir.Wat in het Chinees normaal klinkt, klinkt in het Engels misschien heel vreemd.