kulağın ile cümle
kulağın kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
12
ORT. KELİME
Bunu belirttiğinizde kuş kralın kulağına, bu arkadaşın cebir bilgisi de fena değilmiş, diye fısıldar. -Når vi siger det, hvisker fuglen i kongens øre, at vi alligevel ikke er så dårlige til algebra.
Bunu belirttiğinizde kuş kralın kulağına, bu arkadaşın cebir bilgisi de fena değilmiş, diye fısıldar. -V tom pták zašeptal králi do ucha:
Bunu belirttiğinizde kuş kralın kulağına, bu arkadaşın cebir bilgisi de fena değilmiş, diye fısıldar. -و عندها همس الطائر للملك
Bunu bir kulağınız bir hoparlörü, diğer kulağınız öbürünü duyacak şekilde koyabilirim.Ich kann es so einstellen, dass ein Ohr den einen Lautsprecher hört, das andere Ohr den anderen.
Bunu bir kulağınız bir hoparlörü, diğer kulağınız öbürünü duyacak şekilde koyabilirim.Ik kan het zo plaatsen dat één oor de ene luidspreker hoort en het tweede oor de andere.
Bunu bir kulağınız bir hoparlörü, diğer kulağınız öbürünü duyacak şekilde koyabilirim.Je faire en sorte qu'une oreille entende un haut-parleur, et que l'autre oreille entende l'autre.
Bunu bir kulağınız bir hoparlörü, diğer kulağınız öbürünü duyacak şekilde koyabilirim.Jeg kan sende det ud så det ene øre hører den ene højtaler, og det andet hører den anden.
Bunu bir kulağınız bir hoparlörü, diğer kulağınız öbürünü duyacak şekilde koyabilirim.이렇게 해서 한 쪽 귀로 한 스피커에서 나는 소리를 듣고, 다른 쪽 귀로는 다른 소리를 들을 수 있는거지요.
Bunu bir kulağınız bir hoparlörü, diğer kulağınız öbürünü duyacak şekilde koyabilirim.Mogę zrobić tak by jedno ucho słyszało jeden głośnik, drugie drugi.
Bunu bir kulağınız bir hoparlörü, diğer kulağınız öbürünü duyacak şekilde koyabilirim.O pot aranja așa că o ureche aude un difuzor, și cealaltă ureche aude altul.
Bunu bir kulağınız bir hoparlörü, diğer kulağınız öbürünü duyacak şekilde koyabilirim.Puedo ponerla de manera que un oído escuche un altavoz y el otro oído escuche el otro altavoz.
Bunu bir kulağınız bir hoparlörü, diğer kulağınız öbürünü duyacak şekilde koyabilirim.Tôi có thể đặt nó sao cho mỗi tai nghe mỗi loa. Như vậy mới đúng là âm đôi.
Bunu bir kulağınız bir hoparlörü, diğer kulağınız öbürünü duyacak şekilde koyabilirim.А ещё можно сделать так, чтобы вы одним ухом слышали один динамик, а другим - другой.
Bunu bir kulağınız bir hoparlörü, diğer kulağınız öbürünü duyacak şekilde koyabilirim.Мога да я поставя така, че едното ухо да чува единия усилвател, а другото ухо да чува другия.
Bunu bir kulağınız bir hoparlörü, diğer kulağınız öbürünü duyacak şekilde koyabilirim.ביכולתי למקם זאת כך שאוזן אחת תשמע רמקול אחד, והאוזן השניה תשמע את השני. זה צליל דו-אזני אמיתי.
Bunu bir kulağınız bir hoparlörü, diğer kulağınız öbürünü duyacak şekilde koyabilirim.يمكنني وضعه بطريقة تجعل إحدى الأذنين تسمع مكبرا والأذن الأخرى تسمع آخرا هذا صوت أذني حقيقي
Bunu bir kulağınız bir hoparlörü, diğer kulağınız öbürünü duyacak şekilde koyabilirim.反対の耳はもう片方が聞こえるようにしたり。これが本当のバイノーラルサウンド。 家でステレオを聞くとき
Bunu kulağınıza küpe yapın!Ezt véssék az eszükbe.
Bunu kulağınıza küpe yapın!Onthoud dat.
Bunu kulağınıza küpe yapın!Rappelez-vous en.
Bunu kulağınıza küpe yapın!Recuérdenlo.
Bunu kulağınıza küpe yapın!Помните об этом.
Bunu kulağınıza küpe yapın!أنه يحاول الغطرسه
Butun gun omuzunuzda kucuk bir avukat varmis ve kulaginiza, " Suradan problem cikabir mi?C'est comme avoir un petit avocat sur vos épaules toute la journée, chuchotant à votre oreille
Butun gun omuzunuzda kucuk bir avukat varmis ve kulaginiza, " Suradan problem cikabir mi?E ca şi cum ai avea un avocat mic pe umăr şoptindu-ţi toată ziua în ureche,
Butun gun omuzunuzda kucuk bir avukat varmis ve kulaginiza, " Suradan problem cikabir mi?È come avere un piccolo avvocato sulla spalla tutto il giorno, a sussurrarci in un orecchio,
Butun gun omuzunuzda kucuk bir avukat varmis ve kulaginiza, " Suradan problem cikabir mi?Een klein advocaatje op je schouder, die de hele dag in je oren fluistert.
Butun gun omuzunuzda kucuk bir avukat varmis ve kulaginiza, " Suradan problem cikabir mi?Es como tener un pequeño abogado en tus hombros. todo el día, susurrando en tu oído,
Butun gun omuzunuzda kucuk bir avukat varmis ve kulaginiza, " Suradan problem cikabir mi?Je to jako nosit malého právníka na svém rameni, celý den vám našeptává do ucha,
Butun gun omuzunuzda kucuk bir avukat varmis ve kulaginiza, " Suradan problem cikabir mi?어떤 식이냐면, 하루 종일 우리 어깨 위에 소인 변호사가 올라타서 이런 말을 속삭여대는 것과 비슷합니다.
Butun gun omuzunuzda kucuk bir avukat varmis ve kulaginiza, " Suradan problem cikabir mi?Man hat sozusagen den ganzen Tag einen kleinen Anwalt auf seiner Schulter sitzen, der einem ins Ohr flüstert:
Butun gun omuzunuzda kucuk bir avukat varmis ve kulaginiza, " Suradan problem cikabir mi?Như là có 1 luật sư nhỏ bé trên vai cả ngày, thì thầm vào tai bạn,
Butun gun omuzunuzda kucuk bir avukat varmis ve kulaginiza, " Suradan problem cikabir mi?Niečo ako mať na pleciach malého právnika celý deň vám šepká do ucha,
Butun gun omuzunuzda kucuk bir avukat varmis ve kulaginiza, " Suradan problem cikabir mi?Olyan, mintha egy kis ügyvéd ülne a válladon, egész nap, és a füledbe sutyorogna,
Butun gun omuzunuzda kucuk bir avukat varmis ve kulaginiza, " Suradan problem cikabir mi?To jakby mieć na ramieniu takiego miniaturowego prawnika, który przez cały dzień szepce ci do ucha,
Butun gun omuzunuzda kucuk bir avukat varmis ve kulaginiza, " Suradan problem cikabir mi?Είναι σαν να έχεις ένα μικρό δικηγόρο στον ώμο σου όλη μέρα και να σου ψιθυρίζει στο αυτί,
Butun gun omuzunuzda kucuk bir avukat varmis ve kulaginiza, " Suradan problem cikabir mi?Все едно имаш едно малко адвокатче на раменете си по цял ден, което ти шепне в ухото:
Butun gun omuzunuzda kucuk bir avukat varmis ve kulaginiza, " Suradan problem cikabir mi?Как будто крошечный адвокат сидит у тебя на плече и целый день нашептывает в ухо:
Butun gun omuzunuzda kucuk bir avukat varmis ve kulaginiza, " Suradan problem cikabir mi?זה כמו לשאת על כתפייך עורך דין קטן במשך כל היום, לוחש באוזנך,
Butun gun omuzunuzda kucuk bir avukat varmis ve kulaginiza, " Suradan problem cikabir mi?ان الوضع الآن بات وكان هناك محامياً يجلس على كفتك طيلة الوقت .. يهمس في إذنك
Butun gun omuzunuzda kucuk bir avukat varmis ve kulaginiza, " Suradan problem cikabir mi?一日中のべつまくなしに耳元で 失敗したらどうする まずいんじゃないかと囁き続けるのです
Çince konuşan biri temel olarak, İngilizce konuşan birinin kulağına tuhaf gelebilecek şeyler söyleyebilir.A kínai nyelvet beszélő tulajdonképpen olyasmit is mondhat, ami nagyon furcsán hangozhat az angol füleknek.
Çince konuşan biri temel olarak, İngilizce konuşan birinin kulağına tuhaf gelebilecek şeyler söyleyebilir.Auf Chinesisch kann man im Grunde etwas sagen, was sich auf Englisch sehr merkwürdig anhört.
Çince konuşan biri temel olarak, İngilizce konuşan birinin kulağına tuhaf gelebilecek şeyler söyleyebilir.Čínský mluvčí může jednoduše říct něco, co zní anglickému posluchači velmi zvláštně.
Çince konuşan biri temel olarak, İngilizce konuşan birinin kulağına tuhaf gelebilecek şeyler söyleyebilir.En kinesisk taler kan dybest set sige noget der lyder meget mærkeligt i en engelsk talers ører.
Çince konuşan biri temel olarak, İngilizce konuşan birinin kulağına tuhaf gelebilecek şeyler söyleyebilir.In cinese si può sostanzialmente dire qualcosa che in inglese suona molto strano.
Çince konuşan biri temel olarak, İngilizce konuşan birinin kulağına tuhaf gelebilecek şeyler söyleyebilir.중국어를 하는 사람은 영어 사용자가 듣기에 매우 어색한 말을 합니다.
Çince konuşan biri temel olarak, İngilizce konuşan birinin kulağına tuhaf gelebilecek şeyler söyleyebilir.Mereka akan berkata hal yang terdengar sangat aneh bagi orang yang berbicara Bahasa Inggris.
Çince konuşan biri temel olarak, İngilizce konuşan birinin kulağına tuhaf gelebilecek şeyler söyleyebilir.Một người nói tiếng Trung về cơ bản có thể nói điều gì đó mà nghe có vẻ rất kì lạ đối với người nói tiếng Anh.
Çince konuşan biri temel olarak, İngilizce konuşan birinin kulağına tuhaf gelebilecek şeyler söyleyebilir.Po chińsku można powiedzieć coś, co brzmi bardzo dziwnie dla angielskojęzycznego odbiorcy.
Çince konuşan biri temel olarak, İngilizce konuşan birinin kulağına tuhaf gelebilecek şeyler söyleyebilir.Um falante de chinês pode dizer algo que soa muito estranho a alguém que fale inglês.
Çince konuşan biri temel olarak, İngilizce konuşan birinin kulağına tuhaf gelebilecek şeyler söyleyebilir.Un orador chino puede básicamente decir algo que suena muy extraño a los oídos de un hablante de inglés.
Çince konuşan biri temel olarak, İngilizce konuşan birinin kulağına tuhaf gelebilecek şeyler söyleyebilir.Un vorbitor chinez poate spune ceva care sună foarte ciudat pentru un englez.
Çince konuşan biri temel olarak, İngilizce konuşan birinin kulağına tuhaf gelebilecek şeyler söyleyebilir.Wat in het Chinees normaal klinkt, klinkt in het Engels misschien heel vreemd.
Çince konuşan biri temel olarak, İngilizce konuşan birinin kulağına tuhaf gelebilecek şeyler söyleyebilir.Ένας κινέζος ομιλητής μπορεί βασικά να πει κάτι που ακούγεται πολύ περίεργο σε έναν Άγγλο ομιλητή.
Çince konuşan biri temel olarak, İngilizce konuşan birinin kulağına tuhaf gelebilecek şeyler söyleyebilir.Говорящий на китайском может сказать нечто очень странно звучащее для англоязычного.
Çince konuşan biri temel olarak, İngilizce konuşan birinin kulağına tuhaf gelebilecek şeyler söyleyebilir.Китайскоговорящ индивид просто може да каже нещо, което звучи много странно в ушите на англоговорящ човек.
Çince konuşan biri temel olarak, İngilizce konuşan birinin kulağına tuhaf gelebilecek şeyler söyleyebilir.Слова китайця зазвичай звучатимуть дуже дивно для носія англійської.
Çince konuşan biri temel olarak, İngilizce konuşan birinin kulağına tuhaf gelebilecek şeyler söyleyebilir.דובר סינית יכול בעצם לומר משהו שנשמע מאוד מוזר לאוזניו של דובר אנגלית.
Çince konuşan biri temel olarak, İngilizce konuşan birinin kulağına tuhaf gelebilecek şeyler söyleyebilir.النّاطق يالصينيّة يمكنه أن يقول شيئا سيبدو في غاية الغرابة بالنّسبة لأذن النّاطق بالانجليزية.