kuçu ile cümle

kuçu kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
6
ORT. KELİME
Tom küçükken banjo çalardı.Tom used to play the banjo when he was younger.
O güzel küçük sesiyle iletişim kurmaya çalışıyor. Sadece onu dinlemen gerekiyor.He's trying to communicate with his beautiful little voice. You just need to listen.
Küçük bir alışveriş yapmak istiyorum.I want to do a little shopping.
Bir frenk üzümü bir çilekten küçüktür.A currant is smaller than a strawberry.
Siz benden iki yaş küçüksünüz.You are two years younger than me.
Tom'un küçük erkek kardeşi Mary'nin ablasıyla çıkıyor.Tom's younger brother is dating Mary's older sister.
Sen benden üç yaş küçüksün.You're three years younger than me.
Sen Tom'dan üç yaş daha küçüksün.You're three years younger than Tom.
Tom küçük bir kamarada tek başına yaşıyordu.Tom lived alone in a small cabin.
Ne komik küçük hayvan!What a funny little animal!
Bildiğim kadarıyla küçük bir şehir.As far as I know it's a small city.
Benim küçük palyaçom, benimle dans eder misin?Will you dance with me, my little clown?
Biz küçük bir tepe üzerindeki bir yeşil alanda piknik yaptık.We had a picnic in a green field on a small hill.
Bu küçük Pasifik adası halkı iklim değişikliği tarafından tehdit edilmektedir.This small Pacific island nation is threatened by climate change.
Bu küçük Pasifik adası ulusu iklim değişikliği tehdidi altındadır.This small Pacific island nation is threatened by climate change.
O bana çocuklar küçük hayvanlar gibidir dedi.He said to me: "Children are like small animals."
O küçük bir şeytan.She's a little devil.
Neden bana böyle küçümseyen bir görünüm veriyorsun?Why are you giving me such a scornful look?
Bu küçük mahalle kitabevi Amazon tarafından iş dışında kalmak zorunda bırakıldı.This small neighborhood bookstore was forced out of business by Amazon.
Küçük çocuklara öğretmek kolay değildir.It isn't easy to teach little kids.
Daha küçüklerin var mı?Do you have any smaller ones?
Nereye koşuyorsun, küçük tavşan?Where are you running, little hare?
Çocuklar aslında küçük şeytanlardır, değil mi?Kids really are little devils, aren't they?
Onun işaret parmağı, yüzük parmağından daha küçüktür.His index finger is smaller than his ring finger.
Bu benim küçük erkek kardeşim.This is my younger brother.
Kitaplar küçük.The books are small.
Küçük kız kardeşim ona nasıl kayak yapacağını öğretmemi istedi.My little sister asked me to teach her how to ski.
Buzun altındaki okyanus ısınıyor olduğu için Arktik buzlar küçülüyor.The Arctic ice is shrinking because the ocean under the ice is warming.
Küçük hayvanlar, örneğin kriller plankton yerler.Tiny animals such as krill eat plankton.
Bizim bavul sehpamız çok küçük.Our luggage rack is too small.
Tom'un ayakkabıları onun için çok küçük.Tom's shoes are too small for him.
Küçük bir orman deresi yosun kaplı ağaçların arasında akıyordu.A small forest brook flowed between the moss-covered trees.
Üç küçük kız buz pateni pistine gidiyor.Three little girls are going to the skating rink.
Pedro'nun daha küçük bir erkek kardeşi var mı?Does Pedro have a younger brother?
Tom küçük bir yerde yaşıyor.Tom lives in a small space.
Köpeğimin adı Julie'dir. O önce küçük bir köpek yavrusu olarak evimize geldi.My dog is named Julie. She first arrived at our home as a little puppy.
Buraya geri gel, seni küçük velet!Come back here, you little brat!
Burası küçük bir çamur göleti.Here is a little mudpond.
Tom Boston'da küçük bir dükkana sahipti.Tom owned a small shop in Boston.
Küçük kız avazı çıktığı kadar bağırdı.The little girl screamed at the top of her lungs.
Kendini küçümsemeyi durdur.Stop underestimating yourself.
Mary onun yanağına küçük bir öpücük verdi.Mary gave him a little kiss on the cheek.
Park Caddesinin üzerinde küçük erkek kardeşimin evinde kalıyorum.I've been staying at my younger brother's house on Park Street.
Ebeveynlerimiz orada değilken küçük erkek kardeşim tamamen farklı bir tavır alır.When our parents aren't there, my younger brother takes on a completely different manner.
Benim teknem küçük.My boat is small.
Dünya her yıl gittikçe küçülüyor.The world is getting smaller every year.
Bu biraz küçük.It's kind of small.
Kurbanların çoğu küçük çocuklardı.Most of the victims were small children.
Sanırım sayılar ondan çok daha küçük.I think the numbers are much smaller than that.
Bir cüceler ailesi bu ağacın altında küçük bir evde yaşamaktadır.A family of gnomes lives in a small house under this tree.
Bir zamanlar ben de küçük bir çocuktum.I was a little kid once too.
O, küçük gruplar içinde daha iyidir.She's better in smaller groups.
Ben Avustralya'daki küçük bir kasabadan geliyorum.I come from a small town in Australia.
"Pfirsichbäumchen" Almancada "küçük şeftali ağacı" anlamına gelir."Pfirsichbäumchen" means "little peach tree" in German.
Köprünün ötesinde küçük bir kulübe var.Across the bridge, there is a little cottage.
Küçük erkek kardeşine bak.Look after your little brother.
Küçük kız kardeşine bak.Look after your little sister.
Tom Mary'nin en küçük çocuğu.Tom is Mary's youngest child.
Ordövr yemekten önce sunulan küçük yemeklerdir.Hors d'oeuvre are small dishes served before a meal.
Mezeler bir yemekten önce verilen küçük yemeklerdir.Appetizers are small dishes served before a meal.
İlgili Sayfalar