kuçu ile cümle

kuçu kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
6
ORT. KELİME
Bizim sınıfımız çok küçüktür.Our classroom is very small.
Küçük bir kız kardeşin var mı?Have you got a little sister?
Küçük ama sesli bir azınlık, toplantının kesilmesine yol açtı.A small, but vocal minority, disrupted the meeting.
Tom ve Mary çok küçük bir dairede yaşarlar.Tom and Mary live in a very small apartment.
Ofis küçüktü ama şehrin bir manzarasına sahipti.The office was small but it had a view of the city.
Kendini küçümsüyorsun.You underestimate yourself.
Tom ve Mary, Boston'un dışında küçük bir çiftlik satın aldılar.Tom and Mary bought a small ranch outside Boston.
Tom'u küçümsedin.You underestimated Tom.
Tom çok küçük.Tom is very petty.
İnsanları hep küçümsüyorsun.You always underestimate people.
Tom benden üç yaş daha küçük.Tom is three years younger than me.
Tom yaşından küçük gösteriyor.Tom looks young for his age.
Tom benden birkaç yaş küçük.Tom is a few years younger than I am.
Küçük kız odaya girdi.The little girl entered the room.
Küçük kızımız büyüyor.Our little girl is growing up.
Küçük erkek kardeşimin ağabeyimden daha güçlü olduğunu düşünüyorum.I think that my younger brother is stronger than my elder brother.
Tom kitabı kapattı ve koltuğunu yanındaki küçük masanın üzerine koydu.Tom closed the book and put it on the small table next to his chair.
Küçük şehirdekiyle büyük şehirdeki kitapçı arasındaki fark nedir?What is the difference between a bookshop in a small town and in a big city?
Elinde küçük bir kutu vardı.She had a little box in her hand.
Tom Mary'nin küçük erkek kardeşi.Tom is Mary's younger brother.
Tom evlenemeyecek kadar küçük.Tom is too young to get married.
Mary küçük kız kardeşi kadar güzel değil.Mary isn't as beautiful as her younger sister.
Tom bunun küçük bir sorun olduğunu söyledi.Tom said it was a minor problem.
Küçük Maria boya kalemleri ile resim yapmayı seviyor.Little Maria likes to draw pictures with crayons.
Fare küçük ve yapayalnız.The mouse is small and all alone.
Senin sadece küçük bir kız olduğun zamanı hatırlayabiliyorum.I can remember when you were just a little girl.
Senin küçük çocukluğunu bilirim.I can remember when you were just a little boy.
Tom küçük bir kulübede tek başına yaşıyordu.Tom lived alone in a small hut.
Tom elmasları küçük bir metal kutuya koydu.Tom put the diamonds in a small metal box.
Küçük çocuklar hayvanlarla empati kurmayı öğrenmelidirler.Young children ought to learn empathy for animals.
Cebimde çok küçük elma var.I have very small apples in my pocket.
Gençken küçük bir köpeğim vardı.I had a small dog when I was young.
Ayakkabılarım çok küçük.My shoes are too small.
Bu ayakkabılar benim giymem için çok küçük.These shoes are too small for me to wear.
Ben çok küçüğüm.I'm too small.
Mary Tom'un en küçük kız kardeşi.Mary is Tom's youngest sister.
O harika küçük bir araba.It's a great little car.
En sevdiğim barımın küçüklere alkol sunmak nedeniyle askıya alınan alkol lisansı vardı.My favorite bar had its liquor license suspended for serving alcohol to minors.
O küçük bir kaya üzerine oturdu ve denize baktı.He sat on a small rock and looked out to sea.
Tom'un küçük bir bıyığı var.Tom has a little mustache.
Mary sık sık küçük kardeşine bakmak zorunda.Mary often has to take care of her younger siblings.
İki küçük tavşan, beyaz tavşan ve siyah tavşan, büyük bir ormanda yaşadılar.Two small rabbits, a white rabbit and a black rabbit, lived in a large forest.
Küçük kız kardeşin ne zaman İngilizce öğrenmeye başladı?When did your younger sister start learning English?
Bana küçük bir iyilik yapabilir misin?Can you do me a tiny favor?
O şarabın içinde küçük bir mantar olduğuna inanıyorum.I believe there's a little cork in that wine.
Zengin insanlar daha az şanslıları küçük görme eğilimindedir.Rich people have a tendency to look down on the less fortunate.
Tom'un küçük erkek kardeşi her zaman onu örnek aldı.Tom's little brother has always looked up to him.
"Bekle, marulu yıkadın mı?" "Küçük şeyler üzerinde endişelenmeyi kes.""Wait, have you washed the lettuce?" "Stop worrying over the little things."
Üç tane ayı, o küçük evde yaşıyordu.Three bears lived in that little house.
Büyük kutunun içinde küçük bir kutu vardı.There was a small box inside the big box.
Onun burnunda küçük bir sivilce büyüdü.On his nose grew a small pimple.
Tom zor bir durumu küçümsedi.Tom made light of a difficult situation.
Tom sessiz bir sokakta küçük bir ev aldı.Tom bought a small house on a quiet street.
Evin iki kapısı var: büyük ve küçük.The house has two doors: big and small.
İki küçük kardeşin var.You have two younger siblings.
Küçük çocuk kendinden geçmişti.The little boy was ecstatic.
En büyük ağabeyim küçük bir köyde yaşamaktadır.My oldest brother lives in a small village.
Ayaklarım seninkilerden daha küçük.My feet are smaller than yours.
Kedi küçük fareyi yiyor.The cat is eating the small mouse.
Şehrin tam dışında küçük bir otelde kaldık.We stayed at a small hotel just outside of town.
İlgili Sayfalar