Bunun olabileceği konusunda seni uyarmalıydım.I should've warned you that this might happen.
Tom'un şimdi nerede olabileceği konusunda bir fikrin var mı?Do you have any idea where Tom might be right now?
Yarın toplantıda olacağın konusunda sana güvenebilir miyim?Can I count on you being at the meeting tomorrow?
Ben en azından işimi kaybetme konusunda endişeli değilim.I'm not the least bit worried about losing my job.
Mary deneysel tasarımlar konusunda uzmanlaşmış bir mimardır.Mary is an architect specialized in experimental designs.
Onlar prezervatif kullanmıyorlar çünkü artık hamilelik konusunda endişeli değiller.They don't use condoms because they are no longer worried about pregnancy.
Tom bunun olabileceği konusunda bizi uyardı.Tom warned us that this might happen.
Tom bir polis memuru olduğu konusunda Mary'yi ikna etti.Tom convinced Mary that he was a police officer.
Mary ülkenin Suriye'deki çatışma konusundaki en önde gelen uzmanıdır.Mary is the country's foremost expert on the conflict in Syria.
Tom, Mary'nin hamileliği konusunda kimseye bir şey söylemedi.Tom didn't tell anyone about Mary's pregnancy.
Odasının ne kadar küçük olduğu konusunda daima şikayetçidir.He is always complaining about how small his room is.
Hava konusunda onu suçlama!Don't blame it on the weather!
Dan, Linda'nın ölümü konusunda kendini suçlu hissetti.Dan felt guilty about Linda's death.
Dan, Linda'nın öldürülmesi konusunda pişman değildi.Dan wasn't remorseful about killing Linda.
Dan Linda'nın hala hayatta olduğu konusunda umut besledi.Dan nourished the hope that Linda was still alive.
Neden bahsettiğim konusunda hiç bir fikrin yok, değil mi?You have no idea what I'm talking about, do you?
Onun işe yarayacağı konusunda bir ihtimal yok.There's not a chance that that'll work.
Ben o bavullar konusunda sana yardımcı olabilir miyim?Can I help you with those suitcases?
Tom haklı olduğu konusunda ısrar etti.Tom insisted that he was right.
Tom onu yapmadığı konusunda ısrar etti.Tom insisted that he didn't do it.
Ne kadar şanslı olduğun konusunda bir fikrin var mı?Do you have any idea how lucky you've been?
Dan karısı Linda'nın ölümcül derecede hasta olduğu konusunda bilgilendirildi.Dan was informed that his wife, Linda, was terminally ill.
Dan Linda'nın vefat ettiği konusunda bilgilendirildi.Dan was informed that Linda had passed away.
Açıkçası Tom, olabilecekler konusunda endişeliydi.Tom was obviously worried about what might happen.
Tom, ne olduğu konusunda yalan söyledi.Tom lied about what had happened.
Fiyat konusunda pazarlık yaptım.I negotiated the price.
Tom ve Mary çocuklarıyla fransızca konuşmama konusunda anlaştılar.Tom and Mary agreed not to talk to their children in French.
Bunu yapmayacağımız konusunda anlaştığımızı düşünüyordum.I thought we agreed we wouldn't do this.
Tom asla para konusunda endişe etmek zorunda kalmayacak.Tom will never have to worry about money.
Tom masum olduğu konusunda ısrar ediyor.Tom insists he's innocent.
Ne yazmam gerektiği konusunda hiç fikrim yoktu.I had no idea what I should write.
Tom ve Mary ayrılık denemesi konusunda anlaştılar.Tom and Mary agreed on a trial separation.
Sanırım o, dans konusunda bir uzman.I think she is an expert on dance.
Alıngan insanlara söyleyecekleriniz konusunda dikkatli olmak zorundasınız.You've got to be careful what you say to people who are easily offended.
Tom işini bırakması gerektiği konusunda Mary'yi ikna etmekte zorluk yaşadı.Tom had difficulty convincing Mary that she should quit her job.
Neden onu yapman gerektiği konusunda sana birkaç başka neden vereyim.Let me give you several other reasons why you should do that.
Neden Boston'a gitmemen gerektiği konusunda sana birkaç başka neden vereyim.Let me give you several other reasons why you shouldn't go to Boston.
Kalabalık önünde konuşma konusunda oldum olası kötüyümdür.I've never been a good public speaker.
Topluluk içinde konuşma konusunda hiç başarılı olamadım.I've never been a good public speaker.
Onlar ilk yardım konusunda eğitilmiş.They're trained in first aid.
Tom babasının ölümünü bir şekilde engelleyebileceği konusunda ikna edildi.Tom was convinced he could have somehow prevented his father's death.
Tom aile içi istismar konusunda uzmandı.Tom was an expert in domestic abuse.
Propagandan çok acemice; ki bunu psikoloji konusunda uzman biri olarak söylüyorum.Your propaganda is so amateur, as I'm an expert in psychology.
Tom eğer Boston'a taşınırsa daha mutlu olacağı konusunda ikna edildi.Tom was convinced that he'd be happier if he moved to Boston.
Buraya zamanında gelmeyeceğin konusunda endişeliydim.I was worried you wouldn't get here on time.
Tom bunun olabileceği konusunda beni uyarmadı.Tom didn't warn me that this might happen.
Sağlık hizmetleri konusunda endişeliyim.I'm concerned about health care.
Sendika ve şirket yeni sözleşme konusunda anlaşmaya vardı.The union and the company have agreed upon a new contract.
Ne yapacağımız konusunda nadiren aynı fikirde oluruz.We rarely agree on what to do.
Tom Mary'yi hatalı olduğu konusunda ikna edemedi.Tom couldn't convince Mary that she was wrong.
Bu sorunu nasıl çözeceğimiz konusunda belki Tom'un bir yardımı dokunabilir.Maybe Tom can help us figure out how to solve this problem.
Onun nereye gittiği konusunda hiçbir fikrim yok.I have no idea where he has been going.
İşaret sizi buraya park etmeniz halinde polisin arabanızı çekeceği konusunda uyarıyor.The sign warns you that the police will tow your car away if you park here.
Salgın konusunda gereksiz yere endişeli olmak için hiçbir sebep yoktur.There is no reason to be unnecessarily worried about the outbreak.
Ben de filmler konusunda bilgiliyim.I'm also very well versed in the movies.
Lütfen ne yapacağım konusunda bana tavsiye ver.Please advise me on what to do.
Jane Goodall şempanzeler konusunda bir primatolog ve bir uzmandır.Jane Goodall is a primatologist and an expert on chimpanzees.
Ne hakkında konuştuğun konusunda hiçbir fikrin yok.You have no idea what you're talking about.
Bahşiş konusunda cimri olmayın.Don't be stingy with the tip.
Tom'un ne yapacağı konusunda kesinlikle hiçbir fikri yoktu.Tom had absolutely no idea what to do.