O Fransızca konuşabilirdi.He could speak French.
O Fransızca konuşabilir mi?Can he speak French?
O, Fransızca ve açıkça görülüyor ki İngilizce konuşabilir.He can speak French, and obviously English.
Gittikçe ikna edici bir şekilde konuştu.He spoke on more and more eloquently.
Sanki bir Amerikalıymış gibi konuşur.He speaks as if he were an American.
İngilizceyi sanki bir Amerikalıymış gibi konuşur.He speaks English as if he were an American.
Dünyadaki her şeyi biliyormuş gibi konuşuyor.He talks as if he knew everything under the sun.
Sanki her şeyi biliyormuş gibi konuşuyor.He speaks as if he knew everything.
Sanki sırrı biliyormuş gibi konuşur.He talks as if he knew the secret.
O her şeyi biliyormuş gibi konuşuyor.He speaks as though he knew everything.
Bir öğretmenmiş gibi konuşuyor.He talks as if he were a teacher.
O, sanki bir uzmanmış gibi konuşuyor.He speaks as if he were an expert.
Sanki yaşlı bir adammış gibi konuşur.He talks as if he were an old man.
O, herkesin anlaması için yeterince yavaş konuştu.He spoke slowly enough for everyone to understand.
O, ne konuştu nede ağladı, sessizce dışarı çıktı.He neither spoke nor wept, but went out in silence.
O, iyi konuşur.He talks well.
O, Rusçayı hem konuşabilir hem de yazabilir.He can both speak and write Russian.
O da Rusça konuşabilir.He can speak Russian as well.
O, Rusçayı mükemmel şekilde konuşur.He speaks Russian perfectly.
O bir sorun üzerinde konuşmak için bütün yolu benimle birlikte geldi.He came all the way to talk over a problem with me.
Bana içki konusunda konferans verdi.He gave me a lecture on drinking.
O, iyi bir İngilizce konuşucusudur.He is such a good English speaker.
O, hem İngilizce hem Fransızca konuşabilir.He can speak both English and French.
Almanca şöyle dursun, İngilizce konuşamıyor.He cannot speak English, much less German.
O, İngilizce konuşamaz, değil mi?He can't speak English, can he?
O, İngilizce konuşur mu?Does he speak English?
O, İngilizce konuşabilir, Fransızca da.He can speak English, and French as well.
O hem Fransızca hem de İngilizce konuşuyor.He speaks French as well as English.
O, sadece İngilizce ve Almanca konuşur, onlardan hiçbirini anlamam.He speaks only English and German, neither of which I understand.
İngilizce ve Almanca yanı sıra, İspanyolca konuşuyor.He speaks Spanish, not to mention English and German.
İngilizce ve Fransızca konuşabilir.He can speak English and French.
O, hem İngilizce hem de Fransızca konuşmaz.He doesn't speak either English or French.
İngilizce ve Fransızcanın yanı sıra, Almanca konuşabilir.He can speak German, not to mention English and French.
O, İngilizce ve Fransızca konuşur.He speaks English and French.
O sadece İngilizce değil aynı zamanda Fransızca da konuşur.He can speak not only English but also French.
O sadece İngilizce değil aynı zamanda Almanca da konuşabilir.He can speak not only English but also German.
O sadece İngilizce değil fakat aynı zamanda Almanca da konuşur.He can speak not only English but also German.
O, İngilizce konuşmamak için Fransızca konuşur.He speaks French, not to speak of English.
O hem İngilizce hem de Almanca konuşabilir.He can speak both English and German.
O, hem İngilizceyi hem de Fransızcayı çok iyi konuşabilmektedir.He can speak both English and French very well.
Hem İngilizce hem de Fransızca konuşur.He speaks both English and French.
Ne İngilizce ne de Fransızca konuşabilir.He can speak neither English nor French.
İspanyolca dışında İngilizce de konuşabiliyor.He can speak Spanish, not to mention English.
O, iyi İngilizce konuşur.He speaks English well.
İngilizceyi asla hatasız konuşamaz.He never speaks English without making mistakes.
Hata yapmadan asla İngilizce konuşamaz.He never speaks English without making mistakes.
O, İngilizceyi bir Amerikalı kadar akıcı bir şekilde konuşur.He speaks English as fluently as if he were an American.
O, biraz İngilizce konuşur.He speaks English a little.
O, bir yerli gibi İngilizce konuşur.He speaks English like a native.
O İngilizce konuşmak zorunda.He has to speak English.
O, İngilizce konuşuyor.He is speaking English.
O İngilizce konuşur.He speaks English.
O, İngilizce konuşmaya başladı.He started to speak English.
O, İngilizce konuşabilir mi?Can he speak English?
O, İngilizce konuşamaz.He can't speak English.
İngilizce konuşmada berbattır.He is terrible at speaking English.
İngilizceyi çok iyi konuşur.He is a very good speaker of English.
İngilizce konuşma becerisi kazandı.He acquired the ability to speak English.
İngiltere'de doğdu, İngiltere İngilizcesi konuşuyor.Born in England, he speaks British English.
O konuşuyordu.He was speaking.