konuştular ile cümle
konuştular kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
10
HARF
4
HECE
9
ORT. KELİME
Fakat, onlar binadan çıkıp 60 kişiyle... ...Yankee Stadyumuna gidip 60 kişiyle konuştular.60人の人々と話をしました ヤンキースタジアムに行って
Fakat, onlar binadan çıkıp 60 kişiyle... ...Yankee Stadyumuna gidip 60 kişiyle konuştular.لكنهم خرجوا من المبنى وتحدثوا مع 60 شخص، 60 شخص من خلال الذهاب
"Hiç kanama yok, falan filan, rengine bakın." filan deyip kendi aralarında konuştular."Không có máu tụ, blah blah nhìn vào màu sắc kìa", họ đang nói với nhau như vậy.
"Hiç kanama yok, falan filan, rengine bakın." filan deyip kendi aralarında konuştular.그 사람들은 "혈종은 없고.. 어쩌구 저쩌구, 색깔 좀 봐" 자기들끼리 말하고 있었어요.
"Hiç kanama yok, falan filan, rengine bakın." filan deyip kendi aralarında konuştular."Non ci sono ematomi, bla bla, guarda il colore".
"Hiç kanama yok, falan filan, rengine bakın." filan deyip kendi aralarında konuştular.Pochylają się nade mną, szturchają i macają, mówią, "Nie ma krwiaków, bla bla, spójrz na ten kolor".
"Hiç kanama yok, falan filan, rengine bakın." filan deyip kendi aralarında konuştular."Гематом нет, бла-бла-бла, посмотри на цвет!"
"Hiç kanama yok, falan filan, rengine bakın." filan deyip kendi aralarında konuştular.Розмовляють між собою, а я відчуваю себе старим автомобілем після ремонту.
"Hiç kanama yok, falan filan, rengine bakın." filan deyip kendi aralarında konuştular.והם כאילו, "אין שטפי דם, בלה בלה, תסתכל על הצבע," והם מדברים ביניהם
"Hiç kanama yok, falan filan, rengine bakın." filan deyip kendi aralarında konuştular.ويقولون، "ليس هناك أورام دموية، بلاه بلاه، انظروا إلى اللون "، و يتحدثون فيما بينهم
"Hiç kanama yok, falan filan, rengine bakın." filan deyip kendi aralarında konuştular.と 互いに話し合っていました まるで私が復旧した自動車のように
"Hiç kanama yok, falan filan, rengine bakın." filan deyip kendi aralarında konuştular.佢哋好似想講︰ 「無血腫,諸如此類。睇下啲顏色。」 佢哋之間喺度傾偈
Juan misafirlerini öğle yemeğine çıkardı. Sanattan ve aşktan konuştular.خوان أنطونيو أخذ ضيوفه للغداء ناقشا الفن و الرومانسية
Sanattan ve aşktan konuştular.Hablaron de arte y romance.
Sanattan ve aşktan konuştular.Művészetről és romantikáról beszélgettek.
Sanattan ve aşktan konuştular.Ze bespraken kunst en romantiek.
‹‹Tanrı çölde sofra kurabilir mi?›› diyerek, Tanrıya karşı konuştular.(77:19) и говорили против Бога и сказали: „может ли Бог приготовить трапезу в пустыне?"
‹‹Tanrı çölde sofra kurabilir mi?›› diyerek, Tanrıya karşı konuştular.A mluvili proti Bohu, řkouce: Zdaliž bude moci Bůh silný připraviti stůl na této poušti?
‹‹Tanrı çölde sofra kurabilir mi?›› diyerek, Tanrıya karşı konuştular.A mówili przeciwko Bogu temi słowy: Izali może Bóg zgotować stół na tej puszczy?
‹‹Tanrı çölde sofra kurabilir mi?›› diyerek, Tanrıya karşı konuştular.Au vorbit împotriva lui Dumnezeu, şi au zis: ,,Oare va putea Dumnezeu să pună o masă în pustie?
‹‹Tanrı çölde sofra kurabilir mi?›› diyerek, Tanrıya karşı konuştular.de talte mod Gud og sagde: "Kan Gud dække Bord i en Ørken?
‹‹Tanrı çölde sofra kurabilir mi?›› diyerek, Tanrıya karşı konuştular.És szólának Isten ellen, mondván: Avagy tudna-é Isten asztalt teríteni a pusztában?
‹‹Tanrı çölde sofra kurabilir mi?›› diyerek, Tanrıya karşı konuştular.Họ nói nghịch cùng Ðức Chúa Trời, Mà rằng: Ðức Chúa Trời há có thể dọn bàn nơi đồng vắng sao?
‹‹Tanrı çölde sofra kurabilir mi?›› diyerek, Tanrıya karşı konuştular.Họ nói nghịch cùng Ðức_Chúa_Trời , Mà rằng : Ðức_Chúa_Trời há có_thể dọn bàn nơi đồng vắng sao ?
‹‹Tanrı çölde sofra kurabilir mi?›› diyerek, Tanrıya karşı konuştular.Hovorili proti Bohu a vraveli: Či bude môcť silný Bôh pripraviť stôl na púšti?
‹‹Tanrı çölde sofra kurabilir mi?›› diyerek, Tanrıya karşı konuştular.Ils parlèrent contre Dieu, Ils dirent: Dieu pourrait-il Dresser une table dans le désert?
‹‹Tanrı çölde sofra kurabilir mi?›› diyerek, Tanrıya karşı konuştular.In grdo govoreč zoper Boga, so rekli: Ali bi mogel Bog mogočni pripraviti mizo v tej puščavi?
‹‹Tanrı çölde sofra kurabilir mi?›› diyerek, Tanrıya karşı konuştular.Ja he puhuivat Jumalaa vastaan sanoen: "Voikohan Jumala kattaa pöydän erämaassa?
‹‹Tanrı çölde sofra kurabilir mi?›› diyerek, Tanrıya karşı konuştular.그 뿐 아니라 하나님을 대적하여 말하기를 하나님이 광야에서 능히 식탁을 준비하시랴
‹‹Tanrı çölde sofra kurabilir mi?›› diyerek, Tanrıya karşı konuştular.Mereka melawan Allah dengan berkata, "Sanggupkah Allah memberi kita makan di padang gurun
‹‹Tanrı çölde sofra kurabilir mi?›› diyerek, Tanrıya karşı konuştular.mormorarono contro Dio dicendo: «Potrà forse Dio preparare una mensa nel deserto?»
‹‹Tanrı çölde sofra kurabilir mi?›› diyerek, Tanrıya karşı konuştular.Och de talade mot Gud, de sade: »Kan väl Gud duka ett bord i öknen?
‹‹Tanrı çölde sofra kurabilir mi?›› diyerek, Tanrıya karşı konuştular.Og de talte mot Gud, de sa: Kan vel Gud dekke bord i ørkenen?
‹‹Tanrı çölde sofra kurabilir mi?›› diyerek, Tanrıya karşı konuştular.und redeten gegen Gott und sprachen: "Ja, Gott sollte wohl können einen Tisch bereiten in der Wüste?
‹‹Tanrı çölde sofra kurabilir mi?›› diyerek, Tanrıya karşı konuştular.Y hablaron contra Dios diciendo: "¿Podrá preparar una mesa en el desierto
‹‹Tanrı çölde sofra kurabilir mi?›› diyerek, Tanrıya karşı konuştular.Zij verzetten zich tegen God en zeiden: "Kan God ons in de woestijn ook te eten geven?
‹‹Tanrı çölde sofra kurabilir mi?›› diyerek, Tanrıya karşı konuştular.και ελαλησαν κατα του Θεου, λεγοντες, Μηπως δυναται ο Θεος να ετοιμαση τραπεζαν εν τη ερημω;
‹‹Tanrı çölde sofra kurabilir mi?›› diyerek, Tanrıya karşı konuştular.И говориха против Бога, казвайки: Може ли Бог да приготви трапеза в пустинята?
‹‹Tanrı çölde sofra kurabilir mi?›› diyerek, Tanrıya karşı konuştular.וידברו באלהים אמרו היוכל אל לערך שלחן במדבר׃
‹‹Tanrı çölde sofra kurabilir mi?›› diyerek, Tanrıya karşı konuştular.فوقعوا في الله. قالوا هل يقدر الله ان يرتب مائدة في البرية.
‹‹Tanrı çölde sofra kurabilir mi?›› diyerek, Tanrıya karşı konuştular.並 且 妄 論 神 、 說 、 神 在 曠 野 豈 能 擺 設 筵 席 麼
‹‹Tanrı çölde sofra kurabilir mi?›› diyerek, Tanrıya karşı konuştular.並且 妄論神 、 說 、 神 在 曠野豈能 擺設 筵席麼
Yaptıkları ilk şey binadan dışarı çıkmak oldu... ...ve dışarıda bir dizi müşteriyle konuştular.60人以上と話したあと
Yaptıkları ilk şey binadan dışarı çıkmak oldu... ...ve dışarıda bir dizi müşteriyle konuştular.일단 이 팀은 현장에 나가서 여러 고객들의 얘기를 들어봤어요
Yaptıkları ilk şey binadan dışarı çıkmak oldu... ...ve dışarıda bir dizi müşteriyle konuştular.ما حدث أنهم خرجوا من المبنى في هذا الوقت وحدثوا في الواقع
Yusufun kâhyasına yaklaşıp evin kapısında onunla konuştular:فتقدموا الى الرجل الذي على بيت يوسف وكلموه في باب البيت.
Yusufun kâhyasına yaklaşıp evin kapısında onunla konuştular:他 們 就 挨 進 約 瑟 的 家 宰 、 在 屋 門 口 和 他 說 話
Yusufun kâhyasına yaklaşıp evin kapısında onunla konuştular:他 們 就 挨 進約瑟 的 家宰 、 在 屋門口 和 他 說話
Yusufun kâhyasına yaklaşıp evin kapısında onunla konuştular:Allora si avvicinarono al maggiordomo della casa di Giuseppe e parlarono con lui all'ingresso della casa
Yusufun kâhyasına yaklaşıp evin kapısında onunla konuştular:A přistoupivše k muži tomu, kterýž spravoval v domě Jozefově, mluvili k němu ve dveřích domu,
Yusufun kâhyasına yaklaşıp evin kapısında onunla konuştular:A pristúpiac k mužovi, ktorý bol postavený nad domom Jozefovým, vraveli mu pri dveriach domu
Yusufun kâhyasına yaklaşıp evin kapısında onunla konuştular:A przystąpiwszy do męża tego, który był sprawcą domu Józefowego, mówili do niego we drzwiach domu.
Yusufun kâhyasına yaklaşıp evin kapısında onunla konuştular:Darum traten sie zu Josephs Haushalter und redeten mit ihm vor der Haustür
Yusufun kâhyasına yaklaşıp evin kapısında onunla konuştular:Entonces se acercaron al administrador de la casa de José y le hablaron a la entrada de la casa
Yusufun kâhyasına yaklaşıp evin kapısında onunla konuştular:És járulának József házának gondviselõjéhez, és szólának néki a ház ajtajában.
Yusufun kâhyasına yaklaşıp evin kapısında onunla konuştular:In pristopijo k možu, ki je upravljal hišo Jožefovo, in ga ogovore pred vrati hiše
Yusufun kâhyasına yaklaşıp evin kapısında onunla konuştular:Karena itu, di dekat pintu rumah Yusuf, mereka berkata kepada kepala rumah tangga
Yusufun kâhyasına yaklaşıp evin kapısında onunla konuştular:그들이 요셉의 청지기에게 가까이 나아가 그 집 문앞에서 그에게 고하여
Yusufun kâhyasına yaklaşıp evin kapısında onunla konuştular:Mấy anh em bèn đến gần quản gia của Giô-sép, thưa cùng người tại ngoài cửa
Yusufun kâhyasına yaklaşıp evin kapısında onunla konuştular:Mấy anh_em bèn đến gần quản_gia của Giô-sép , thưa cùng người tại ngoài cửa
İlgili Sayfalar