Pek çok hastanede klinik kayıtları alfabetik sıraya göre tutulur.The clinical records in most hospitals are kept in alphabetical order.
Klinikte size ihtiyaç var.You're needed in the clinic.
Klinik, bir seferde hasta başına iki ziyaretçiye izin verdi.The clinic allowed only two visitors per patient at any one time.
Diş hekimime ödeme yapmadan klinikten ayrıldım.I walked out of the clinic without paying my dentist.
Estetik kliniklerini ziyaret eden insanların sayısı bu son yıllarda artmaktadır.The number of people who visit aestethic clinics have been on the rise these last years.
Klinikten uzak dur.Stay away from the clinic.
Klinik, Park caddesi 1439 numaradadır.The clinic is at 1439 Park Street.
Tom klinik olarak depresyondadır.Tom is clinically depressed.
Tom, Boston'da bir klinik kurdu.Tom set up a clinic in Boston.
Klinikle ilgili bir şey yapmadan önce bana haber verin.Let me know before you do anything concerning the clinic.
Neden bu klinik için çalışmaya gelmiyorsun?Why don't you come to work for this clinic?
Tom artık klinikte çalışmıyor.Tom no longer works at the clinic.
Sami, Leyla adında bir hemşireyle klinikte vakit geçiriyor.Sami has been spending time in the clinic with a nurse named Layla.
Tom hâlâ klinikte değil, değil mi?Tom isn't still at the clinic, is he?
Tom hâlâ klinikte.Tom is still at the clinic.
Bunu bana neden klinikte söylemedin?Why didn't you tell me that at the clinic?
Tom bu klinikte çalışıyor.Tom works at this clinic.
Sami, Kahire'de derme çatma bir klinik kurdu.Sami set up a makeshift clinic in Cairo.
Sami, Kahire'de geçici bir klinik kurdu.Sami set up a makeshift clinic in Cairo.
Kariyerinin büyük kısmında, Peterson haftada 20 kişiyi görerek aktif bir klinik tecrübe edindi.For most of his career, Peterson had an active clinical practice, seeing about 20 people a week.
Klinikte kan ve idrar testleri embriyonun yerleşmesinden 12 gün sonra gebeliği gösterebilir.Blood and urine tests can detect pregnancy 12 days after implantation.
Bununla birlikte, biraz özen gösterilerek, klinik uygulamada makul ölçüde iyi yapılabilir.With some care however, it can be done reasonably well in clinical practice.
"Saç Biti (1 Ekim 2010 Klinik Rapor)"."Head Lice (October 1, 2010 Clinical Report)".
29 Nisan 2007, saat 03:05'te, Ivica Račan Zagreb'deki Klinikler Hastanesi Merkezinde öldü.On 29 April 2007 at 3:05 am, Ivica Račan died at the Clinical Hospital Centre Zagreb.
Bir örnek tıbbi teşhis için klinik karar destek sistemidir.One example is the clinical decision support system for medical diagnosis.
Orada yörenin köylülerini tedavi etti, bir klinik kurdu, ve Ukraynaca'yı öğrendi.He treated the local peasants there, established a clinic, and learned the Ukrainian language.
Bu olayların klinik önemi, bağırsakların bu tür değişikliklere cevabına bağlıdır.The clinical significance of these events depends upon the response of the bowel to such changes.
Cinsel araştırma ve deneyler yapan klinik ve doktorların bulguları kesin midir?Are the Findings of Doctors and Clinics Who Do Sexual Research and Experiments Accurate?
Pirogov Müzesi Vinnytsya, Ukrayna'da eski emlak ve klinikte kuruldu.The Pirogov Museum is located in Vinnytsia, Ukraine at his former estate and clinic.
Bu, tedavi gerektiren klinik depresyona dönüşebilir.This can even develop into a clinical depression requiring treatment.
Klinik olarak test edilebilir sonuçlar şu anda gerçekleşmeden uzaktır.Clinically testable results are far from realization at this time.
Veteriner hekimlerin çoğu klinik ortamlarda çalışırlar, hayvanları doğrudan tedavi ederler.Most veterinary physicians work in clinical settings, treating animals directly.
Aptamerler temel araştırmalar ve klinik amaçlar için makromoleküler ilaçlar olarak kullanılabilir.Aptamers can be used for both basic research and clinical purposes as macromolecular drugs.
Klinik Tanıda Ca-125 ölçülmesinin tanıya bir katkısı yoktur.Treating a recurrence detected by CA-125 does not improve survival.
1757'de Edinburgh Kraliyet Kliniği'ndeki klinik tıp derslerini bıraktı.From 1757 he delivered lectures on clinical medicine in the Edinburgh Royal Infirmary.
Hunter sendromlu bazı insanlarda I2S gen analizi ile klinik şiddet belirlenebilir.In some people with Hunter syndrome, analysis of the I2S gene can determine clinical severity.
Zürih'teki bir klinikte Margarete Mitscherlich-Nielsen ile tanıştı.He worked at a clinic in Zurich where he met his future wife Margarete Mitscherlich-Nielsen.
1898'de Neisser Frengi hastalarında serum terapileri ile ilgili klinik çalışmalar yayınladı.In 1898 Albert Neisser published clinical trials on serum therapy in patients with syphilis.
Klinik belirtiler çıktıktan sonra aşıdan fayda beklenemez.Certainly the industrial estates are not welcoming after dark.
Turkiye Klinikleri J Med Ethics.Turkiye Klinikleri J Med Sci.
Kilisenin ana altar panosu 1650'de açılmış, klinikler ise 1672 yılında tamamlanmıştır.The church's main altarpiece was inaugurated in 1650 and the infirmaries were completed in 1673.
Klinik fenotipiyi ise Smith tanımlamıştır.Crowd sees Smith statue unveiled.
Klinik Psikiyatri.Clinical Psychiatry.
Kanlı agarda üreyen klinik izolatlar sıklıkla beta hemolitiktirler.Primary medical treatments for ET are usually beta-blockers.
Homo sapiens (insanlar) - çeşitli klinik çalışmalarda kullanılır.Dapsone: Clinical Uses in Various Cutaneous Diseases.
2015 yılında klinik denemelere başlanmış ve 2016'da Faz 3 çalışmaları tamamlanmıştır.Clinical trials were started in 2015, and phase 3 was completed in 2016.
Bu klinik türüyle ABD'de ilktir.It was the second such clinic in the United States.
Laboratuvar testi, sıvı kaybının derecesini belirlemek açısından az bir klinik öneme sahiptir.Laboratory testing is of little clinical benefit in determining the degree of dehydration.
Tip 1 diyabet hastalarının yaklaşık yüzde 12'sinde klinik depresyon belirtileri vardır.About 12 percent of people with type 1 diabetes have clinical depression.
Klinik ve bahçesi resimlerinin ana konusu oldu.The clinic and its garden became the main subjects of his paintings.
Hastalığın klinik belirtilerinin tedavi edilebilmesine rağmen, tedavisi yoktur.There currently is no vaccine and although clinical signs can be treated, there is no cure.
Ve bilhassa bu tablo, bence, bu klinik muayene döneminin en ileri safhasını temsil ediyor.And this particular painting, I think, represents the pinnacle, the peak, of that clinical era.
Şimdi size klinikte "Park Yok" denilen reçeteli bir ürününü göstermek istiyorum.So I want to show you one prescription product in the clinic called the No Park.
Bu, ciddi bir klinik problem.And this is a serious clinical problem.
Klinik araştırmalarınla insanları öldürüyorsun.You're killing people with your clinical trials.
Vücudu doğramaktansa klinik olarak daha anlamlı diseksiyon yapmak istiyorum.So instead of just butchering the body, I'd like to do more clinically meaningful dissections.
Klinik psikolog olsaydı, bir klinikte bir hastayı gözlemliyor olabilirdi.If this is a clinical psychologist, she might be observing a patient in a clinic.
Devam eden bir çok klinik araştırma da var.And there are many clinical trials.
Dolayısıyla, onaylanmış ilaçları klinik deneyleri göz önünde bulundurabilirsiniz.So, consider the approved ones,
Galiba 20'li yaţlarýnda klinik depresyon geçirmiţti. Fakat bir birlikteyken böyle deđildi.I think he probably had something like clinical depression in his early twenties.