Tom'un kazandığını görmek istiyorum.I'd like to see Tom win.
Tom yarışı kazanmadığı için hayal kırıklığına uğradı.Tom was disappointed that he didn't win the race.
Tom yarışı kazanmamasına rağmen, çok hayal kırıklığına uğramış görünmüyor.Even though Tom didn't win the race, he doesn't seem too disappointed.
Tom bütün hayatı boyunca bir şey kazanmadı.Tom has never won anything in his whole life.
Tom yarışı kazanmamasına rağmen Mary'ye yarışı kazandığını söyledi.Tom told Mary that he won the race, even though he didn't.
Tom Mary'ye yarışı kazandığını söylediğinde yalan söyledi.Tom lied when he told Mary that he had won the race.
Tom'un yarışı kazanmasının imkanı yok.There's no way Tom will win the race.
Tom yarışı kazandığında hepimiz şaşırdık.We were all surprised when Tom won the race.
Tom'un yarışı kazanmasına hepimiz şaşırdık.We were all surprised that Tom won the race.
Tom'un yarışı kazanmamasına hepimiz şaşırdık.We were all surprised that Tom didn't win the race.
Hiç kimse Tom'un yarışı kazanacağını düşünmüyor.No one thinks Tom will win the race.
Tom piyango kazandığını kimseye söylemedi.Tom didn't tell anyone that he'd won the lottery.
Tom kazanmak için bir şansı olduğunu gerçekten hissetmedi.Tom didn't really feel that he had a chance to win.
Bu kural, siyasiler toplumun güvenini kazanana kadar süreceğe benziyor.This rule will obviously remain in place until the politicians win people's trust.
Futbol dediğimiz, sadece kazanmak için oynanır.One plays football for only one thing: in order to win.
Sanki maçı Brezilya değil de biz kazanmış gibiyiz.It is as if we, not Brazil, won the game.
Kazanın nedeni neydi?What was the cause of the accident?
Üç elbise kazandım, biri beyaz ve ikisi yeşil.I've won three dresses, one white and two green.
Daha yüksek asgari ücret, kazançları yükseltip yoksulluğu azaltabilir.A higher minimum wage can raise earnings and reduce poverty.
Sen kalbimi kazandın.You've won my heart.
Sen onun kalbini kazandın.You've won her heart.
Tom'un yarışı kazanacağını kimse düşünmüyor.Nobody thinks Tom will win the race.
Kazanın nasıl meydana geldiğini kimse bilmiyor.Nobody knows how the accident occurred.
Bu ödülü kazanabilmem için her şeyi yaptım.I did everything I could to win this prize.
Kriz zamanında para kazanmasını bilen kimse var mı?Does anyone know how to make money in a time of crisis?
Tom karaoke yarışmasını kazandı.Tom won the karaoke contest.
Savaş, sen kazansan bile, seni daha yoksul ve daha güçsüz yapar.War makes you poorer and weaker, even if you win.
Kazanmak üzere olduğum tüm parayla ne yapmam gerektiğini merak ediyorum.I wonder what I should do with all the money I'm about to make.
Tom oyunu kazanacağından emin.Tom is sure that he'll win the game.
Tom zaman kazanmaya çalışıyordu.Tom was playing for time.
Sen dürüstçe kazandın.You won, fair and square.
Bu size benzersiz bir bakış açısı kazandırır.It gives you a unique perspective.
Tom keskin nişancı madalyası kazandı.Tom won the sharpshooter medal.
Bu kazanamayacağın biridir, Tom.This is one you can't win, Tom.
Tom'dan ne kadar kazanacağından emin değilim.I'm not sure how much you'll get out of Tom.
Kazanacak bir şey olduğunu düşünmeseydin, gelmezdin.You wouldn't have come if you didn't think there was something to gain.
Kimin kazanacağını söylemenin hiçbir yolu yok.There's no way of telling who'll win.
Tom'un kazanmasına izin verdiğine inanamıyorum.I can't believe you let Tom win.
Bence Tom seçimi kazandı.I think Tom won the election.
Asla bir seçimi kazanamadım.I could never win an election.
Tom petrol kuyularında çalışarak çok para kazandı.Tom made a great deal of money working on oil rigs.
Bunu yaparak bir servet kazanabilirdim.I could make a fortune doing this.
Bunu kazanabileceğimden emin değilim.I'm not sure I can win this.
Tom istediğini söylemeye hak kazandı.Tom has earned the right to say whatever he wants.
Tom bizden para kazanıyor.Tom is making money off us.
Tom bizim üzerimizden kazanıyor.Tom is gaining on us.
Tom yiyecek bir şey almak için yeterince kazanacağını düşünüyordu.Tom was hoping to earn enough to buy something to eat.
Önce Tom'un güvenini kazanmalısın.You must gain Tom's trust first.
Ben senin güvenini kazanmak zorundaydım.I had to earn your trust.
Biz biraz para kazanabiliriz.We can make some money.
Tom bir hayli para kazandı.Tom made a bunch of money.
Tom senin bir sürü para kazandığını söylüyor.Tom says you won a whole bunch of money.
Tom şirketine çok para kazandırdı.Tom made his company lots of money.
Biz büyük para kazanıyoruz.We make great money.
Kazanamam demiyorum. Sadece olası değildir diyorum.I'm not saying that we can't win. I'm just saying it's not likely.
Hayatını nasıl kazanıyorsun?What is it you do for a living?
Tom gerçekten kazanmak ister mi?Does Tom really want to win?
Bu gece ne kadar kazandın?How much have you made tonight?
Tom birincilik ödülünü kazanacağına dair hiç hayal kurmadı.Tom never dreamed that he would win first prize.
Tom benim kazandığımdan üç kat daha fazla para kazanıyor.Tom makes three times more money than I do.