Cezayir 1962'de Fransa'dan bağımsızlığını kazandı.In 1962, Algeria gained independence from France.
Ödül kazanmayı severim.I like to win prizes.
O sadece zaman kazanıyor.He's just buying time.
Tom ve Mary çok çalışma ile para kazandı.Tom and Mary made money through hard work.
Para kolay kazanılmıyor.Money doesn't grow on trees.
Tom kaç tane ödül kazandı?How many prizes did Tom win?
Seyahat etmeye yeterli para kazanmakm için bir yıl çalışmam gerekiyor.I need to work for a year in order to have enough money to travel.
Birisi bundan ne kazanır?What does one profit from this?
O büyük miktarda para kazandı.He won a sizeable amount of money.
"Tom ne kadar para kazanıyor?" "Nasıl bilebilirim?""How much money does Tom make?" "How would I know?"
Zaten bir şeye sahip olduğun zaman para kazanmak daha kolaydır.It's easier to make money when you already have some.
Eğer kazanmak istiyorsan, elinden geleni yapmalısın.If you intend to win, you should do your best.
Tom'un vakit kazanması gerekiyor.Tom needs to buy time.
Kupayı kazandın mı?Did you win the trophy?
Yarışı kazandın mı?Did you win the race?
Davayı kazandın mı?Did you win the case?
Sen iyi para kazanıyorsun, değil mi?You make good money, don't you?
Her ikimizinde rahat bir şekilde yaşaması için yeterli para kazanıyorum.I make enough money for the both of us to live comfortably.
Sanırım biz çok para kazanmak üzereyiz.I think we are about to make a lot of money.
O çok para kazandı.He made a lot of money.
Tom yeni bir trompet almak için yeterli para kazanmaya çalışıyor.Tom is trying to earn enough money to buy a new trumpet.
Bu oyunu kazandık.We won this time.
Güven kazanılır.Trust is earned.
Bu sefer biz kazandık.This time we won.
Biz biraz para kazanmak için bir yol bulmalıyız.We have to figure out a way to make some money.
Biraz daha para kazanmak istiyorum.I'd like to earn some more money.
Kazanana karar vermek için oy kullanacağız.We will vote to decide the winner.
Kazandığıma inanamıyorum.I can't believe I won.
Tom'un kazanmasına izin veremezsin.You can't let Tom win.
Sen gerçekten kazanmayı umamazsın.You can't really expect to win.
Her zaman kazanamazsın.You can't win all the time.
Kazanan tarafta olacağımızı düşünüyordum.I thought we were going to be on the winning side.
Kazanacağımızı düşünmüştüm.I thought we were going to win.
Tayvan doları değer kazandı ve Tayvan ihracatının düşmesine neden oldu.The Taiwanese dollar appreciated, causing Taiwanese exports to slump.
Ohio'yu him kazanacak?Who will win Ohio?
Başkan Obama ikinci dönemi kazandı.President Obama won a second term.
O kumarhanede kazanabileceğini düşünüyor.He thinks that he can win at the casino.
Ben kazandım mı?Did I win?
Kim kazandı?Who won?
Tom kazandı.Tom won.
Kazanmak istiyorum.I want to win.
Kazanmamızı istiyorum.I want us to win.
Tom'un kazanmasını istiyorum.I want Tom to win.
Kazanmanı istedim.I wanted you to win.
Kazanmanızı istedim.I wanted you to win.
Kazanmak istemez misin?Don't you want to win?
Kimin kazandığını duymak istiyorum.I want to hear who won.
Sen bile kazanmak istemiyorsun.You don't even want to win.
Bugün biraz para kazanmak ister misin?Do you want to make some money today?
O yaralı olmasaydı kazanabilirdi.If he hadn't been injured, he might have won.
Bütün yapmak istedikleri çok para kazanmaktır.All they want to do is make a lot of money.
İstediğimiz iyi bir yaşam kazanmak için bir şans.What we want is a chance to earn a decent living.
Gerçekten kazanmamı istemediğini hissediyorum.I get the feeling you don't really want me to win.
Tom'un senin ne kadar para kazandığını bilmesini gerçekten istiyor muyuz?Do we really want Tom to know how much money you make?
Tom'un sizin ne kadar para kazandığınızı bilmesini gerçekten istiyor muyuz?Do we really want Tom to know how much money you make?
Bu bilgisayar bize bir sürü iş kazandırır.This computer saves us a lot of work.
Bir el daha poker oynayalım. Paramı geri kazanmak için bir şans istiyorum.Let's play another hand of poker. I want a chance to win my money back.
Ne kazandığın patronun maaşı ile karşılaştırıldığında ufak tefek şey.What you make is small potatoes compared to the boss's salary.
Kazandığımızı bildirmekten memnuniyet duyuyorum.I'm happy to report that we won.
O bir madalya kazanmaya yetecek kadar hızlı yüzdü.She swam fast enough to win a medal.