Bu organize olan çocuk grupları Kutsal Toprakların yakınlarına bile varamadan ortadan kaybolmuşlardır.Hun expeditie werd uiteengeslagen zonder dat ze in de buurt waren gekomen van het Heilige Land.
Emek zamanı ve boş zaman arasındaki fark ortadan kaybolmuştur.Het verschil tussen de ware tijd en de middelbare tijd is de tijdsvereffening.
Aeneas'ın ortadan kaybolmasından şoke olmuşlardır.Ze raakt echter vertwijfeld door Aeneas' afstandelijke houding.
Semptomlar genellikle yedi ila on gün içinde ortadan kaybolur.Meestal verdwijnen de symptomen na zeven tot tien dagen.
Büyülü mersin ağacı ve etrafında bulunan büyülü koru birden ortadan kaybolurlar.De zwaargewonde en in het nauw gedreven tovenaar verdwijnt ineens spoorloos.
Bolognalı Peter ise kayboldu ve bir daha hiç görülmedi.Plesman werd neergeschoten en van hem is nooit meer iets gehoord.
Bir gün ortadan kaybolur.Op een dag gaat het mis.
Tabut ve aracın sürücüsü ise kaybolmuştur.Zowel het café als de taxistandplaats zijn inmiddels verdwenen.
Ve o şovdan sonra ekranlardan kayboldu.Als dusdanig verdween hij even van het scherm.
Destiny'nin su rezervleri gizemli bir şekilde kaybolmaktadır.Masseria's lijfwachten zouden mysterieus verdwenen zijn.
Mezarın zamanla kaybolduğu düşünülür.Het graf is in de loop der tijden verloren gegaan.
Ama o zaman eski şevki kayboluverdi.De oude klokkenstoel was destijds al verdwenen.
Bunun için de hangi bitin kaybolduğunun bilinmesi gerekir.Daarnaast moet bekend zijn welk gewas er geteeld gaat worden.
Daha sonra kayboldu ve tekrar parladı.Nadien leek hij weer verdwenen.
Bu tarihten sonra görüş açısından kaybolduğu düşünülmektedir.Vanaf dat moment verdwijnt zij uit het blikveld van de geschiedenis.
Ancak bilinmeyen bir şekilde ortadan kaybolmuştur ve ne olduğu bilinmemektedir.Ze wordt buiten gevonden en weet niets meer van wat er gebeurd is.
Hikayelerin iç değeri de aynı şekilde kayboldu.Het uitduel gaat met diezelfde cijfers verloren.
Aralarında portre çekimlerinin de bulunduğu fotoğraflarının negatifleri kaybolmuştur.De negatieven van zijn foto’s, de portretten incluis, zijn verloren gegaan.
Daha da önemlisi yönelimsel bilgiler kaybolur.Erger was echter al het materiaal dat verloren was gegaan.
Mesh-ki-ang-gasher denize yürüdü ve gözden kayboldu.Zijn vader was Mesh-ki-ang-gasher, hij die verdween op zee.
Film büyük ihtimalle kayboldu.De film is waarschijnlijk verloren gegaan.
Bu işlemi sonlandırdığınızda, (tavsiye edilmez) görev çubuğunun kaybolduğunu görürsünüz.En waarheen gij ook kijkt, zult gij een zaligheid voelen en een groot koninkrijk aanschouwen.
Quasimodo bir süre ortalıktan kaybolur.Het kuitbeen verdween bijna.
Manastırın mezarlığı da bugün bütünüyle kaybolmuştur.Wel werd de begraafplaats van het klooster volledig ontheiligd.
Yavaşça incelir ve gözden kaybolur.Hij wachtte hen stiekem en ongezien op.
Günün birinde ortadan kaybolan adam arkasında büyük bir gizem bırakmıştır.Hij verdween op een dag op mysterieuze wijze door toedoen van een vreemd voorwerp.
Birden Euridice bir ruh gibi gözleri önünden kaybolur.Gerritsen zou uiteindelijk het zicht aan een oog verliezen.
Bu olaydan sonra tapınaktaki Ahit Sandığı kaybolmuş ve bir daha bulunamamıştır.Echter, Bay heeft nooit in het graf gelegen, aangezien er niets van hem is teruggevonden.
Ancak o zamandan sonra ortalıktan kaybolduğu anlaşıldı.Sindsdien geldt het als verdwenen.
Bunları söyler söylemez, ortadan kaybolur.Voordat ze hen kan zien, verdwijnen ze.
7 top görev sırasında kayboldu.Hij viel in aflevering zeven af.
F1 bırakıldığında bayrak kaybolur ve askerler bayrağın son konumuna giderler.Pas als de vlag in de andere bunker ligt, is het spel voorbij en haalt de winnende groep zijn vlag op.
Bu saydığımız eserlerin çoğu bugün kaybolmuş bulunmaktadır.De meeste van deze schijven zijn inmiddels verdwenen.
Havalimanında bazılarının valizleri kayboldu bunlara tahammül edemem.Deze zijn in de bodem opgenomen, zodat er geen bagageruimte verloren gaat.
Servis şekli ve hatta törensel dil kaybolmuş.Ook de spraak en het begrijpen van gesproken taal verdwijnen.
Böylece kültür kayboldu.Wel verdween de cultuur nagenoeg.
İşte o gün Zuko, babasının gözünde kaybolan onurunu geri kazanmak için Avatar'ı yakalamaya karar verir.Als Zuko zijn verbanning opgeheven wil hebben, moet hij de Avatar zien te vinden van zijn vader.
Bu süre zarfında birkaç muhalif öldürüldü ve 'ortadan kayboldu'.Veel gewonden bleken enige tijd 'zoek' te zijn.
İstediği şeye tam olarak ulaşamayınca her şeyini toplayıp ortadan kaybolmuştur.Als hij niet komt opdagen, is hij teleurgesteld en hem en al de moeite die hij heeft gedaan.
Üst kabuktaki açık yeşil renk kaybolur.De rijke bovengrond is afgeplagd.
Haru’nun yön duygusu berbattır ve genelde kaybolur.Het doseren van GHB is moeilijk en gaat vaak mis.
Sesindeki pürüzsüz akış en tiz perdelerde bile kaybolmazdı.Zijn vluchtschot verdween onhoudbaar in de verste hoek.
Maggie kaybolur.Clara verdwijnt.
Bundan kısa bir süre sonra ise Bezmen ortadan kaybolmuştur.Daarna verdween het snel in de vergetelheid.
Birkaç saniye sonra ışık kaybolacaktır.Na enkele seconden verdwijnt het schuim reeds.
Şems-i Tebrîzî kayboldu.De umlaut is verdwenen.
Ebu Cafer Taberî'nin yazdığı eserlerin birçoğu kaybolmuş ve zamanımıza kadar ulaşamamıştır.Van Robbert Duval zijn niet veel kunstwerken bekend en voor zover bekend heeft er niet één de tijd overleefd.
Hiç iz bırakmadan ortalıktan kaybolur.Plots verdwijnt hij evenwel spoorloos…
Figürlerdeki detaylar ise kaybolmuş gibiydi.Binnen blijken alle boeken verdwenen te zijn.
Selden sonra üç kişi kayboldu.Drie mensen worden vermist na de overstroming.
Onun oğlu yedi yıl önce kayboldu.Zijn zoon verdween zeven jaar geleden.
İlk bakışta, evin çoktan kaybolduğunu gördüm.Bij de eerste aanblik, zag ik al dat het huis verloren was.
Kol saatim kayboldu.Mijn horloge is verloren gegaan.
Üç yıl sonra, 25 Temmuz 1841'de bir kez daha ortadan kayboldu.Trzy lata później, 25 lipca 1841 roku zniknęła ponownie.
Gök ve yer kaybolup gidecek, fakat benim sözlerim asla kaybolup gitmeyecek."Niebo i ziemia przeminą, ale słowa moje nie przeminą.
İşte o an çocuklar kaybolur.W tym momencie dzieci odchodzą.
Mesh-ki-ang-gasher denize yürüdü ve gözden kayboldu.Mesz-ki-ag-gaszer wszedł do morza i zniknął”.
Kimi ölür, kimi kaybolur, kimi kazanır.Komentarze: Kto zyskuje, a kto traci?
1848'de gizemli bir şekilde kayboldu ve sonunda ölü olduğu tahmin edildi.W 1848 w tajemniczych okolicznościach zaginął i został uznany za zmarłego.
O zaman hayaletler ortadan kaybolurlar.Duchy znikają.