Tom'la Mary'nin birbirlerine kanları ısınmıştı hemen.Tom and Mary hit it off immediately.
Kalede bir kuru sarnıç içinde hapsedilip soğuk ve açlık nedeniyle (hiç kanları akmadan) ölmüşlerdir.The sorcerer leaves them to die of thirst and starvation.
Her yerinden kanlar geliyordu.There was blood everywhere.
O, bizden ayrılıp uzaklaşmadan tekrar kanlarımızla örteriz..."I am coming back here until our cow is returned, or another cow given us."
Milletim bu vatanı kanlarıyla mahsûldar kılmıştır.This made people forget about their cold pasts.
Nehirler bize karşı olanların kanları ile akacak."And We rained upon them a rain; consider then what was the end of the guilty."
Desmodontinae’nin tüm bu 3 türü sıcak-kanlı hayvanların kanlarıyla beslenmeleriyle özelleşmiştir.All three species of Desmodontinae specialize in feeding on the blood of warm-blooded animals.
Spartalıların geri kalanı Artyom’u kurtarmak için kanlarını bağışlarlar.The rest of the Spartans donate their own blood to give Artyom a critical blood transfusion.
Çavuş kanlar içinde yere düşer.The staff sank into the ground.
Yaşayan insanların kanlarını emerek yaşamını sürdürür.They must consume human blood to survive.
Karısı Rachel kanlar içinde yerde yatmaktadır.Ryan finds Sarah bleeding on the floor.
Burdan aldığı kanları kalbin sağ atriumuna taşır.His blood is seen here dripping from the wound on his right side.
Toy yerdeydi, kanlar icinde.There's the punk on the ground, puddle of blood.
Kanlarında yeterli şeker ve bir yemek istediğiniz şekilde geçmek istiyoruz.There's not enough sugar in their bloodstream and they want to pass out so they want a meal.
Kendisi ve binlerce kadının bu akan kanlara bir son verdiğini gördü.She dreamt she and thousands of other women ended the bloodshed.
Kanlarýna karýţýcamI brought something for them to blow on.
Onlar kendi başlarına bir tarikat, başkalarının kanlarını sulandıran kan kardeşleri.They're a cult all their own, blood brothers steeped in other people's blood.
Gilraen'in hatrına umarım babanın kanları damarlarında akmaktadır.I hope for Gilraen's sake your father's blood flows through your veins.
Ve kanlarının rengi de aynı, kırmızı.And they have the same blood, red.
Kanlarını su gibi akıttılar Yeruşalimin çevresine, Onları gömecek kimse yok.Their blood they have shed like water around Jerusalem. There was no one to bury them.
Onların etleri ve kanları Allah'a ulaşmaz. Fakat sizin takvanız O'na ulaşır.It is not their meat or blood that reaches God: It is the fealty of your heart that reaches him.
Onların etleri ve kanları kesin olarak Allah'a ulaşmaz, ancak O'na sizden takva ulaşır.It is not their meat or blood that reaches God: It is the fealty of your heart that reaches him.
Onların ne etleri Allah'a ulaşır, ne kanları, fakat sizin çekinmenizdir ki ona ulaşır.It is not their meat or blood that reaches God: It is the fealty of your heart that reaches him.
Onların etleri de kanları da Allah'a asla ulaşmaz; fakat sizin takvanız O'na ulaşır.It is not their meat or blood that reaches God: It is the fealty of your heart that reaches him.
Onların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır; fakat O'na sadece sizin takvanız ulaşır.It is not their meat or blood that reaches God: It is the fealty of your heart that reaches him.
Elbette onların etleri ve kanları Allah'a ulaşmayacaktır. Ancak O'na sizin takvanız erecektir.It is not their meat or blood that reaches God: It is the fealty of your heart that reaches him.
ALLAH'a ne onların etleri, ne de kanları ulaşır; O'na ancak sizin erdemli davranışınız ulaşır.It is not their meat or blood that reaches God: It is the fealty of your heart that reaches him.
Onların etleri ve kanları Allah'a ulaşmaz.Neither their flesh, nor their blood, ever reaches God.
Bu hayvanların ne etleri ve ne de kanları Allah'a ulaşacaktır.Neither their flesh, nor their blood, ever reaches God.
Elbette onların etleri ve kanları Allah'a ulaşmayacaktır.Neither their flesh, nor their blood, ever reaches God.
Fakat unutmayın ki ne onların etleri, ne de kanları asla Allah'a ulaşacak değildir.Neither their flesh, nor their blood, ever reaches God.
Kürt eylemciler barış çağrısında bulunuyor ve son dökülen kanları kınıyorlar.Kurdish activists are calling for peace and condemning the recent bloodshed.
At nalı yengeçleri, kanlarında oksijen taşımak için hemosiyanin kullanırlar.Horseshoe crabs use hemocyanin to carry oxygen through their blood.
Ancak kanlarıyla [Dinar halklarına] aittirler.By their blood, however, they belong [to the Dinaric peoples].
Baba, kızını ipin üzerinde baygın ve kanlar içinde yatarken buldu.The father found his daughter lying on the string unconscious and bleeding.
Muhammed Rıza Şeceryan "Jālh Hun Şod" (Jale [Meydan] kanlar içinde kaldı) parçasını seslendirdi.[1]Mohammad Reza Shajarian sang the piece "Jāleh Khun Shod" (Jaleh [Square] became bloody).[36]
Karaya doğru koşarlar ama Jun-shik göğsünden bir bomba parçasıyla yaralanır ve çok kanlar.They run inland, but Jun-shik is wounded by a bomb fragment in the chest and bleeds profusely.
Kalede bir kuru sarnıç içinde hapsedilip soğuk ve açlık nedeniyle (hiç kanları akmadan) ölmüşlerdir.Sollen sie an Hunger leiden und an Hunger sterben?“.
Çocuk.korkunç bir şekilde parçalanmıştı ve her yerinden kanlar fışkırıyordu.Er fing an, kläglich zu schreien, und stürzte am ganzen Leibe blutend zu Boden.
Bu yüzden çok beyaz tenlilerdir ve kanları çok koyu renklidir.Sie sind sehr blass und ihr Blut ist sehr dunkel.
Desmodontinae’nin tüm bu 3 türü sıcak-kanlı hayvanların kanlarıyla beslenmeleriyle özelleşmiştir.Die drei Arten der Vampirfledermäuse (Desmodontinae) ernähren sich vom Blut anderer Tiere.
Her yerinden kanlar geliyordu.Wassernot überall.
(Kan iftirası'na göre Yahudiler Hristiyan çocukları öldürüp kanlarını matsa yapımında kullanırlar).Juden wurde vorgeworfen, christliche Kinder zu töten und deren Blut für rituelle Zwecke zu nutzen.
Her yerinden kanlar geliyordu.Il y avait du sang partout.
Şehitlerin kanlarıyla boyandım”.Dans Le sang des francs-maçons.
Efsaneye göre bayraktaki al, kan kırmızısıdır ve şehitlerin dökülen kanlarını temsil eder.Ce dernier lui dit qu'il sent l'odeur du sang et que la nature ne veut pas de sang versé.
Umarım tanrı yeni evim Meksika için akan kanlarımı görür.Devant Dieu et le monde, mon sang clame l'indépendance de Porto Rico.
Willow kanları görür ve onu sıkıştırır.Sharon va la voir et prend son pouls.
Nehirler bize karşı olanların kanları ile akacak."E hicimos llover sobre ellos una lluvia: ¡Y mira cómo terminaron los pecadores!
Ölmeden önce “tüm bu kanları mazur görün” sözleriyle başlayan bir intihar notu bıraktı.Dejó una breve nota de suicidio, que decía "disculpad toda la sangre".
Kızılderililer bütün ana yola dağılmıştı; ve kanlar içinde ölümü bekliyorlardı.Echaron fuera toda la vecindad; quedaron teñidos en sangre.
Her yerinden kanlar geliyordu.El arte viene de todas partes.
Çocuk.korkunç bir şekilde parçalanmıştı ve her yerinden kanlar fışkırıyordu.En todo momento, sufría dolor horrible y estaba sangrando mucho de la cara.
Her yerinden kanlar geliyordu.Vennero emulati ovunque.
Bunların kanlarının laboratuvar testinden geçmesi lazım” ifadelerini kullandı.Effetti, questi, comprovati da test di laboratorio sul sangue.
Nehirler bize karşı olanların kanları ile akacak."Его и дарит нам Юрий Ключников».
Kanlarını, kanımıza katmıştır.Пусть они захлебнутся в собственной крови!
Mağaranın duvarlarına gençlerin kanları sürülmüştü.На стенах пещеры высечены кресты.
Her yerinden kanlar geliyordu.Повсюду валялись кости.
Kanlarını su gibi akıttılar Yeruşalim'in çevresine, Onları gömecek kimse yok." "...Ey Yeruşalim!Никто не пляшет на их могиле. <…> Никто не хотел их убивать.