Bu gerçek onun suçsuzluğunu kanıtlar.That fact proves his innocence.
Bu gerçekler onun masum olduğunu kanıtlıyor.These facts prove that he is innocent.
Bazı özel kanıtlarımız var onun suçlu oluşunu kanıtlayan.We got some special evidence that proves that he is guilty.
Bugün kan bağışlamaya gittim.I went to donate blood today.
Bu tür bir kanepe satın almak istemiyorum.I don't want to buy this kind of sofa.
Kan dökmek en iyi ilaçtır.Slaughter is the best medicine.
Kanada'nın hangi kısmındansın?What part of Canada are you from?
Hiçbir kuş gereğinden çok yükseğe uçmaz, eğer ki kendi kanatlarıyla uçuyorsa.No bird soars too high if he soars with his own wings.
Kanepede oturuyorum.I'm sitting on the sofa.
O, İngiliz Kanalında yüzmüş tek Amerikalı.He is the only American to have swum the English Channel.
Kanser insanlığın en büyük düşmanı.Cancer is a great enemy of mankind.
Ona oğlunun tamamen kana bulanmış giysisini getirdik.We brought him his son's completely bloodstained garment.
Bir kilo tavuk kanadı alabilir miyim?Can I get a kilo of chicken wings please?
İngiliz kanalını yüzerek geçmeyi başardım.I was able to swim across The English Channel.
Onun yarası kanıyordu.His wound was bleeding.
Kanadalı bir İngilizce dil eğitmeni tanıyorum.I know an English language instructor who comes from Canada.
Yaradan kan aktı.Blood ran from the wound.
Onu kandırmayın.Don't deceive him.
Onu kandırma.Don't deceive him.
Bogdan Tanjević kolon kanseri nedeniyle istifa edecek.Bogdan Tanjević will resign because of colon cancer.
Kanatlarım nerede?Where are my wings?
Evangeline Lilly, Kanadalıdır.Evangeline Lilly is Canadian.
Benim dizim kanıyor.My knee is bleeding.
Çöpçülerin varlığını kanıtlayabilir misin?Can you prove the existence of garbagemen?
Döşemenin her tarafında kan vardı.There was blood all over the floor.
Zemin kanla kaplanmıştı.The floor was covered with blood.
Yer kana bulandı.The floor was covered with blood.
Onun burnu kanıyor.He has a nose bleed.
TV uzaktan kumandası kanepenin altında.The TV remote control is under the couch.
Onu kandırdı.He fooled her.
Lütfen kanepeye oturun ve rahatlayın.Please sit on the sofa and relax.
Japonya'nın nüfusu Kanada'nınkinden daha büyüktür.The population of Japan is larger than that of Canada.
İlaçlar modern toplumun bir kanseridir.Drugs are a cancer of modern society.
Japon yeşil kantaron çayı çok acıdır.Japanese green gentian tea is very bitter.
Kan testimi beceremedim.I failed my blood test.
Benim diş etlerim kanar.My gums bleed.
Enfeksiyon kan dolaşımına ulaştı.The infection has reached the bloodstream.
Kuraklık sırasında, çiftçiler kıt kanaat zorlukla geçinebiliyorlar.During droughts, farmers are barely able to eke out a living.
Kanser hastaları sıklıkla bulantı nöbetlerini azaltmakla uğraşmak zorundadır.Cancer patients often have to deal with debilitating bouts of nausea.
Kanıtı kabul etmeliyim.I must acknowledge the evidence.
Kulak kanalı, kulak zarına ses dalgaları gönderir.The ear canal sends sound waves to the eardrum.
Umutsuz kanser hastaları için mucize tedavisini kapı kapı dolaşarak sattı.He peddled his "miracle cure" to desperate cancer patients.
Benim kan grubum A pozitif.My blood type is A positive.
Kanser tek değil fakat yüzlerce farklı hastalıklardan biridir.Cancer is not one but more than one hundred distinct diseases.
Geçen kış kayak yapmak için Kanada'ya gittim.Last winter, I went to Canada to ski.
Bir kesik kanıyorsa, üzerine baskı uygula.If a cut is bleeding, put pressure on it.
Çocuğun burnu kanıyor.The child's nose is bleeding.
Sigara içmek akciğer kanserinin en önemli nedenidir.Smoking is the major cause of lung cancer.
Tom'un annesinin ve kız kardeşinin göğüs kanseri vardı.Tom's mother and sister had breast cancer.
O kanseri yeniyor.She's beating cancer.
Kansere neyin sebep olduğunu bilmiyoruz.We don't know what causes cancer.
Bir kelebeğin kanadı bir sürü detay içerir.A butterfly's wing contains many details.
Meme kanseri bir hastalıktır.Breast cancer is a disease.
Kanser araştırmaları için para bağışında bulunuyor.She's donating money for cancer research.
Kanser için en iyi ilaç nedir?What's the best drug for that cancer?
Bu hastalığın diyetten kaynaklandığına dair hiçbir kanıt yoktur.There's no evidence this disease is caused by diet.
Polis, adamın suçu işlediğine dair kanıt buldu.The police found evidence that the man committed the crime.
1497 de, John Cabot Kanada'yı araştırdı.In 1497, John Cabot explored Canada.
İşsizlik hakkında bir şey yapılması gerektiğine dair genel bir kanı vardır.There's a general sense that something should be done about unemployment.
Avukat müvekkilinin masum olduğunu kanıtlamaya çalışacak.The lawyer will try to show that her client is innocent.