Kanada'da suç oranı düşüyor.The crime rate is decreasing in Canada.
Beş yıldır Kanada'da yaşıyorum.I've been living in Canada for five years.
Kanayıncaya kadar dilimi ısırdım.I bit my tongue until it bled.
Soğuk kanlılığımı kaybetmeye başlıyordum.I was beginning to lose my cool.
Bu karınca kraliçedir; kanatları olduğunu görmüyor musun?This ant is the queen; don't you see she has wings?
Kangurular çok yüksek sıçrarlar.The kangaroo jumps very high.
Kanun benim!I am the law!
Sen bir kan verici olamazsın.You cannot be a blood donor.
O beni kandırdı.She led me on.
Kanseri erken yakalamak hayatta kalma oranını arttırır.Catching cancer early increases survival odds.
Kanalizasyonlar ile ilgili sorun olmasaydı, biz zaten evi inşa etmiş olurduk.If it weren’t for the problem with the sewers, we would already have built the house.
O, onu bütün parası için kandırdı.She took him for all his money.
Kan olacak.There will be blood.
Şu kana susamış köpeklerden kendilerini korumak için onlar bahçeye koştular.They ran into the garden to save themselves from those blood-thirsty hounds.
Kan basıncı sabitlenemez.The blood pressure can't be determined.
Kanda pıhtılar var.There are clots in the blood.
Kan bağışı için acil bir ihtiyaç var.There is an urgent need for blood donations.
Kan vericiye acil bir ihtiyaç vardır.There is an urgent need for blood donors.
O kanji çok karmaşık, ben onu okuyamıyorum.That kanji is so complex, I can't read it.
Marcel çok sıkı çalışsa da yılda yalnızca 30.000 Kanada doları kazanıyor.Even though Marcel works hard, he only earns 30 000 Canadian dollars per year.
Burnum kanıyor.My nose is bleeding.
Burnu kanıyor.His nose is bleeding.
Alkollü araba sürme için kan alkol limiti Teksas'ta .08 dir.The blood alcohol limit for drunken driving is .08 percent in Texas.
Sen hiç kan bağışladın mı?Have you ever donated blood?
Hiç kan bağışladınız mı?Have you ever donated blood?
İyi haber kanser olmadığınızdır.The good news is that you don't have cancer.
Polisler yerde biraz kan buldular.The police found some blood on the floor.
Kapıyı açtığımda onu çıplak buldum, kanapede uzanmıştı.When I opened the door, I found her naked, stretched on the sofa.
Kanada milli marşının metni önce Fransızca olarak yazıldı.The text of the national anthem of Canada was first written in French.
Bu bir kanun.This is a law.
Bu cümle kanıtlanmalı.This sentence has to be proofed.
Birçok kanser hastaları kemoterapiden dolayı saçlarını kaybederler.Many cancer patients lose their hair because of chemotherapy.
Kanada'nın suç oranı azalmaktadır.Canada's crime rate is decreasing.
Kan grubunu biliyor musun?Do you know your blood type?
Ceketi askı kancasına koy.Put the coat on the hanger.
Köpekbalıkları kana susamış olmalarıyla kötü bir üne sahiptirler.Sharks are notorious for having a thirst for blood.
İddiaları kanıtlayabilir misin?Can you prove the allegations?
Şu anda Tom Jackson'u mahkûm etmek için ihtiyacımız olan tüm kanıta sahibiz.We now have all the evidence we need to convict Tom Jackson.
Tom'un gözleri kan çanağı.Tom's eyes are bloodshot.
Tom'a kan nakli yapıldı.Tom was given a blood transfusion.
Tom kanoyu arabasının üstüne bağladı.Tom tied the canoe to the top of his car.
Tom kanepenin arkasına düşmüş olan bozuk paraları topladı.Tom picked up the coins that had fallen behind the sofa.
Tom TV izleyerek kanepede uzanıyor.Tom is lying on the sofa watching TV.
Tom kıt kanaat geçinmekte zorlanıyor.Tom is having trouble making ends meet.
Tom tipik bir Kanadalı.Tom is a typical Canadian.
Tom bir Kanada vatandaşı.Tom is a Canadian citizen.
Tom kanepenin arkasına düşen el fenerini el yordamıyla aradı.Tom groped for the flashlight that had fallen behind the couch.
Tom kanepede uykuya daldı.Tom fell asleep on the sofa.
Tom kanepede uyuyakaldı.Tom fell asleep on the couch.
Tom bir Kanadalı gibi görünmüyor.Tom doesn't seem to be a Canadian.
Tom Kanadalı olduğumu bilmiyor.Tom doesn't know that I'm Canadian.
Tom biraz kan öksürdü.Tom coughed up some blood.
Tom ve karısı kıt kanaat geçinmek için her ikisi çalışmak zorunda.Tom and his wife both have to work to make ends meet.
Tom'un hırsız olduğuna dair su götürmez kanıt var.There is indisputable proof that Tom is the thief.
Benim en ilginç Kanadalı arkadaşım Tom'dur.My most interesting Canadian friend is Tom.
Keşke Tom kanepeyi taşımama yardım etse.I wish Tom would help me move the sofa.
Tom Mary'nin suçunu kanıtlamaya çalıştı.Tom tried to prove Mary's guilt.
Tom onun için işini yapması için Mary'yi kandırdı.Tom tricked Mary into doing his work for him.
Tom Mary'nin kanepeyi taşımasına yardım etmeliydi.Tom should have helped Mary move the sofa.
Tom ve Mary kanolarında nehrin aşağısına doğru sürüklendiler.Tom and Mary drifted down the river in their canoe.