kanıtlar ile cümle
kanıtlar kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
8
HARF
3
HECE
9
ORT. KELİME
En eski kanıtlar).最も早期の例。
Ancak şüpheliyi cinayetlere bağlayacak herhangi bir somut kanıtları yoktur.しかし、いずれの攻撃もランナー撃沈に結びつく確固たる証拠はない。
Okyanus suyu dolaşımının buzul kütleleri nedeniyle kesintiye uğradığına dair kanıtlar bulunmaktadır.また、海洋循環のパターンが氷河作用により乱されていることを示す証拠もある。
Gerçeğe ulaşmanın tek bir yolu vardı: Yeni kanıtlar toplamak.自分が頼んだ唯一の事は、事実関係を調査するコミッションを開くことだった。
Bir kuram, yeni ya da daha iyi kanıtların toplanmasıyla bilimsel kanunlara dönüşmez.理论并不会因为积累了更新或更好的证据而转变为科学定律。
Nitekim Richard Leakey, bu tartışmayı çözmek için fosil kanıtların yetersiz olduğu görüşündedir.理查李基(英语:Richard Leakey)認為化石證據並不充足,無法解決這個爭論。
Kuramlar, birçok farklı kaynaktan kanıtlarla desteklenir ve bir veya birden çok kanunu kapsayabilir.理论是由来自各种不同来源的证据所支撑的,并且可以包含一个或多个定律。
Benzer kanıtlar, Darwin'den bağımsız olarak Alfred Russel Wallace da benzer sonuçlara ulaşmıştır.类似的证据使阿弗雷德·羅素·華萊士独立得出了相同的结论。
Her ikisi de gözlemlerle ve/ya da deneysel kanıtlarla iyi desteklenmiştir.通常,它们都能很好地被观察和/或实验证据所支持。
Sovyetler Birliği'nin çöküşünden itibaren Pavlik Morozov efsanesi ile ilgili kanıtlar ortaya çıkmaya başladı.苏联解体之后,开始有一些证据出现,证明帕夫利克·莫罗佐夫的“传奇故事”实际上是捏造出来的。
Kanıtları daha kolay ve kısa tutmak için bu varsayım genellikle yapılır.通常采用这个假设来使证明更加简洁。
Bazı kanıtlar türevi ve hatta analitik fonksiyonları kullanmaktadır.有些证明也用到了可微函数,甚至是解析函数。
Bu kanıtlar eski modellerin yaptığı çok tahmini çürütmüşlerdir.這一串證據反駁這些早期的模型所做的與多預測。
Ancak bazı kanıtlar Ay çekirdeğinin yaklaşık 350 km.'lik yarıçapıyla oldukça küçük olduğuna işaret eder.但是,有幾項跡象意味著月球的核心很小,半徑大約只有350公里,甚或更小。
Kanıtlara göre internet meme'lerinin kaynağı 4chan kullanıcılarıdır.这只是你们想从4chan的创建者得到的(说法)而已。
1929 yılında Edwin Hubble, evrenin genişlediğine dair kanıtlar buldu.1929年,愛德文·哈勃找到了證據支持宇宙正在膨脹。
Fakat bu konuda mevcut arkeolojik kanıtlarla uyumlu farklı açıklamalar vardır.但这些都是不同的说法,具体的考古学证据仍然在不断发现中。
Taş Devrinde yerleşik düzenin olduğu kanıtlar vardır.新石器时代陶器上出现有规则的图案。
Fermi paradoksunu çözümlemenin yollarından biri, dünya dışı zekaya dair kesin kanıtların bulunmasıdır.解决费米悖论最显而易见的方法就是找到地外文明存在的证据。
İnsanların M.Ö. 7000 yıllarında burada yaşadığına dair kanıtlar elde edilmiştir.周边已经有7000年多的人居住的历史。
Epigrafik kanıtlar, iç bölgelerde de geniş Helenistik etkinin var olduğunu ortaya koymaktadır.考古材料还证明,在边疆地区,丝织业也有很大的发展。
Olszewski ve Wroblewski bu olguya ilişkin kanıtları 1880’de ortaya çıkarmıştır.李比希与维勒于1830年研究了这一物质。
Böylece Doktor rüyada olduklarını kanıtlar.이후 자신의 꿈을 위해 닥터와 이별했다.
Ancak bazı kanıtlar Ay çekirdeğinin yaklaşık 350 km.'lik yarıçapıyla oldukça küçük olduğuna işaret eder.그럼에도, 몇몇 증거에서는 달의 핵은 작으며, 반경 350 km 이하임을 시사한다.
Ancak, bu ilişkilendirmelere ait kanıtlar yetersizdir.그러나 그의 연관을 증명할 증거는 충분하지 않았다.
Bu kanıtların birçoğu erkeklerin kadınlara göre fiziksel olarak daha üstün olmalarını içerir.다수의 연구에서 남성이 여성에 비해 보편 지식의 영역이 더 크다는 사실이 알려져있다.
Güncel kanıtlar aynı zamanda evrenin kapalı olmadığını işaret ediyor.בנוסף תצפיות עדכניות קובעות כי היקום אינו סגור.
Üstelik tüm kanıtlar kendisini göstermektedir.עם זאת נציג כאן הוכחה ישירה שלו.
Üstelik her birine karşı gerçekten bazı kanıtlar bulunmaktadır.עם זאת, ישנם מאפיינים רבים המשותפים לכל אחד מהם.
Gerçek dünyada kanıtlar sıklıkla karmaşık ve çok yönlüdür.במצבים בעולם אמיתי, ראיות הם לעיתים מורכבות ומעורבת.
Kromozom 2, insan ve diğer maymunların ortak kökenli olması lehine çok güçlü kanıtlar sunmaktadır.בכך כרומוזום 2 מהווה ראיה חזקה למוצא המשותף שלנו ושל קופי האדם.
Kitapta kanıtların yanı sıra pek çok sayısal örnek de bulunmaktadır.גם בעדויות נוספות בספר עולים דברים דומים.
Bu kişi iddiasını kanıtlarla sunmakla yükümlüdür.על פי הוועדה אשמה זו הוכחה.
Hikâye çözüldükten birkaç gün sonra, şüpheler fotoğrafik kanıtların üstünde yoğunlaştı.כעבור כחודש נעצר הצלם שצילם על פי החשד את התמונות.
Ayrıca Yahudilerin insanlık dışı muameleri hakkında Martin Bormann'ı protesto ettiği kanıtlar gösterdi.Той представя доказателства, че е протестирал срещу Мартин Борман за нечовешкото отношение към евреите.
Kolomb hipotezi en iyi mevcut kanıtlar ile desteklenmektedir.Колумбовата хипотеза се основава преди всичко на наличните доказателства.
Bu kişi iddiasını kanıtlarla sunmakla yükümlüdür.Въпреки наименованието си твърденията изискват доказателство.
Sonra da bunları kanıtlarla desteklemeye çalışır.Те могат само да подкрепят доказателствата.
Ancak bazı kanıtlar Ay çekirdeğinin yaklaşık 350 km.'lik yarıçapıyla oldukça küçük olduğuna işaret eder.Различни доказателства сочат, че лунното ядро е малко с радиус около 350 km или по-малко.
Emre, Şule'nin katil olduğunu kanıtlar.Монк доказва, че е убийство.
Arkeolojik kazılar sonucu bölgede 9.000 sene öncesine ait yaşam kanıtları bulunmuştur.Археологически разкопки разкриват следи от уседнал начин на живот от преди 9000 години.
Üstelik tüm kanıtlar kendisini göstermektedir.Всички доказателства са против него.
Ancak şüpheliyi cinayetlere bağlayacak herhangi bir somut kanıtları yoktur.При някои заподозрени има само косвени доказателства.
Bu sonuç, daha sonra diğer kanıtlarla desteklenmiştir.Впоследствие тези данни са потвърдени и от други наблюдения.
Tarıma geçen toplulukların avcılık ve toplayıcılığı sürdürdüklerini gösteren kanıtlar vardır.Тези пък живеещи във вътрешността разчитат повече на лова и събирането.
Karanlık maddeye ilişkin kanıtların birçoğu gök adaların incelenmesi sonucu elde edilmiştir.Доста от информацията за тъмната материя идва от изучаването на движенията на галактиките.
Adli bilim adamları, araştırma sırasında bilimsel kanıtları toplar, muhafaza eder ve analiz eder.Forenzički znanstvenici prikupljaju, čuvaju i analiziraju znanstvene dokaze tijekom istrage.
Bunlar Perun'un Ön Slav panteonunun baş tanrısı olduğunu gösteren sağlam temelli kanıtlardır.Ovo su snažni pokazatelji kako je Perun zapravo bio vrhovni bog originalnog protoslavenskog panteona.
Epigrafik kanıtlar, iç bölgelerde de geniş Helenistik etkinin var olduğunu ortaya koymaktadır.Epigrafski spomenici pokazuju nam da se ovdje intenzivirala rudarska djelatnost.
Gerçeğe ulaşmanın tek bir yolu vardı: Yeni kanıtlar toplamak.A sve ove smjernice sakupile su se u jednoj točki – novom realitetu.
Arkeolojik kazılar sonucu bölgede 9.000 sene öncesine ait yaşam kanıtları bulunmuştur.Prema arheološkim nalazima ovdje bi se mogli nalaziti kojih 9,000 godina.
Güncel kanıtlar aynı zamanda evrenin kapalı olmadığını işaret ediyor.Iné merania naznačujú, že vesmír nie je uzatvorený.
En eski kanıtlar).Najstaršie písomné zmienky.
Arkeolojik kazılar sonucu bölgede 9.000 sene öncesine ait yaşam kanıtları bulunmuştur.Archeologické nálezy potvrdili prítomnosť ľudí pred 9 000 rokmi.
Bununla ilgili başka kanıtlar da bulunmuştur.Svedčia o tom tieto isté dôkazy.
Lakin Arcanilerin varlığına dair tatmin edici bulgular ve kanıtlar mevcuttur.Je však existencia arché vôbec dokázaná?
Kanıtları daha kolay ve kısa tutmak için bu varsayım genellikle yapılır.Tam však už posudzovanie prebieha rýchlejšie a jednoduchšie.
Bu kanıtlar eski modellerin yaptığı çok tahmini çürütmüşlerdir.Táto vlastnosť bola zo starších modelov vypustená.
Allende'ye gönderdiği cevapta daha fazla ayrıntı ve varsa olayın gerçekliğiyle ilgili kanıtlar istedi.Jessup poslal Allendovi pohľadnicu, v ktorej požadoval jasnejšie dôkazy ohľadom experimentu.
Ancak, bu ilişkilendirmelere ait kanıtlar yetersizdir.Dokazi za te povezave pa so slabi.