kala ile cümle
kala kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
ÖRNEK CÜMLE
4
HARF
2
HECE
6
ORT. KELİME
Üzgünüm, uzun kalamam.I'm sorry, I can't stay long.
Hayatımın geri kalanını pişman olarak geçirmek istemiyorum.I don't want to spend the rest of my life regretting it.
Seçilmiş olanlar kapsamlı tıbbi ve psikolojik testlerle yüzleşmek zorunda kalacak.Those selected will have to face extensive medical and psychological tests.
O kadar çok işim var ki, bir saat daha kalacağım.I have so much work that I will stay for one more hour.
Yanında kalabilir miyim? Gidecek hiçbir yerim yok.Can I stay at your place? I have nowhere to go.
Merakım gelecekte çünkü hayatımın geri kalanını orada geçireceğim.My interest is in the future because I'm going to spend the rest of my life there.
Biz geri gelene kadar burada kalacaksın.You are to stay here until we come back.
İstediğin zaman gidebilirsin ya da kalabilirsin.You may go or stay at will.
Okula geç kalabilirsin.You may be late for school.
Evde kalacak mısın?Will you stay at home?
Sen evde kalacaksın.You will stay at home.
Londra'da ne kadar kalacaksın?How many days will you remain in London?
Burada ne kadar kalacaksın?How long will you stay here?
Burada ne kadar süre kalacaksın?How long will you stay here?
Şimdilik bizimle kalabilirsin.You can stay with us for the time being.
Burada kalacaksınız.You are to stay here.
Gidebilirsin ya da kalabilirsin, nasıl isterseniz.You can go or stay, as you wish.
Sen dönünceye kadar burada kalacağım.I'll stay here till you get back.
Sen burada olduğun sürece, ben kalacağım.As long as you're here, I'll stay.
İstediğin sürece burada kalabilirsin.You may stay here as long as you like.
Burada istediğin kadar kalabilirsin.You may stay here as long as you like.
İstediğin kadar gül; ben sonuna kadar planıma sadık kalacağım.Laugh as much as you like; I'll stick to my plan to the bitter end.
Havaalanına kolay erişimi olan bir yerde kalalım.Let's stay somewhere with easy airport access.
Kalayı gümüşten ayırt edebilir misin?Can you distinguish silver from tin?
Heyecanlı kalabalık stadyumu boşalttı.The excited crowd poured out of the stadium.
Sınıfta kalan çok az sayıda öğrenci vardı.There were few students left in the classroom.
Güçlü hayatta kalacak ve zayıf ölecek.The strong will survive and the weak will die.
Kyoto en güzel olduğunda kalabalıktır.Kyoto is most crowded when it is most beautiful.
Acele et. Okula geç kalacaksın.Hurry up. You'll be late for school.
Acele et, yoksa okula geç kalacaksın.Hurry up, or you'll be late for school.
Acele et; yoksa geç kalacaksın.Hurry up, or you will be late.
Acele et, yoksa geç kalacaksın.Hurry up, or you'll be late.
Acele etmezsen okula geç kalacaksın.Unless you hurry, you will be late for school.
Acele et, aksi halde öğle yemeğine geç kalacaksın.Hurry up, otherwise you'll be late for lunch.
Tren beklediğim kadar çok kalabalık değildi.The train was not so crowded as I had expected.
Tren o kadar kalabalıktı ki yol boyunca ayakta kaldım.The train was so crowded that I was kept standing all the way.
Onun tur vuruşu kalabalığı heyecanlandırdı.His home run excited the crowd.
Çevreyi korumak için herkes katkıda bulunmak zorunda kalacak.Everybody will have to pitch in to save the environment.
Eğitimi bitirinceye ve para kazanmaya başlayıncaya kadar beklemek zorunda kalacağım.I will have to wait till I finish schooling and start earning money.
Okula geç kalan öğrencilerin sayısı beklediğimden çok daha azdı.The number of students who were late for school was much smaller than I had expected.
Maalesef okula geç kalacağız.I'm afraid we're going to be late for school.
Nükleer bir savaştan sonra kimler hayatta kalabilir?Who can survive after a nuclear war?
Newport gibi, deniz kenarındaki tatil köyleri yaz aylarında çok kalabalıktır.Seaside resorts, such as Newport, are very crowded in summer.
Biz çaresizlik duygusu ile baş etmek zorunda kalacağız.We will have to get over the feeling of helplessness.
Kalabalıkta onu kaybettik.We lost sight of her in the crowd.
Yangın mahallinde büyük bir kalabalık toplandı.A big crowd gathered at the scene of the fire.
Boş olsan da meşgul olsan da törene katılmak zorunda kalacaksın.You'll have to attend the ceremony whether you are free or busy.
Ev ödemelerimizi yapmak için, kemerlerimizi sıkıştırmak zorunda kalacağız.To make our house payments, we're going to have to tighten our belts.
Ben sadece evde kalacağım.I'm just going to stay home.
Ne kadar kalacaksın?How long are you going to stay?
Bundan birkaç yıl sonra o sözleri geri almak zorunda kalabilirsiniz.You might have to eat those words a few years from now.
Ne yemek zorunda kalacaksın?What will you have to eat?
Ne olursa olsun acı sona kadar ilkelerime bağlı kalacağım.Whatever happens, I'll stick to my principles to the bitter end.
Ne olursa olsun sonuna kadar ilkelerime bağlı kalacağım.Whatever happens, I'll stick to my principles to the bitter end.
İçeride kalamayacak kadar çok güzel bir gündü.It was too nice a day to stay inside.
Konserden sonra kalabalık en yakın kapıya doğru gitti.After the concert, the crowd made for the nearest door.
İstasyonun önünde kalabalıktaki birinin benim adımı seslendiğini duydum.I heard someone in the crowd outside the station call my name.
Eğer yağmur yağarsa kalacağım.I'll stay if it rains.
Ben emekli olduğumda hayatımın geri kalanını kırsalda geçirmek istiyorum.When I retire, I'd like to spend the rest of my life in the country.
Bütün gün evde kalamazsın.You can't stay in here all day.