kal ile cümle

kal kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
6
ORT. KELİME
Kalbimde Mary için her zaman bir zaafım vardı.I have always had a soft spot in my heart for Mary.
Mary işe dönünceye kadar, Ken ile yetinmek zorunda kalacağız.Until Mary gets back to work, we'll have to make do with Ken.
Herkese karşı kaba davranamazsın ve sonsuza dek onun yanına kalacağını bekleyemezsin.You can not be rude to everyone and expect to get away with it forever.
Kalabalık ile birlikte gidin.Go along with the crowd.
Kalan hiç süt yok.There isn't any milk left.
Bay Mitchel geri kalan parayı hafta sonuna kadar ödememi talep etti.Mr Mitchel demanded that I pay the rest of the money by the end of the week.
Güneşin doğmasına az kaldı.It will not be long before the sun rises.
Adresimi henüz bilmiyorum. Bir süre arkadaşımla kalacağım.I don't know my address yet, I'm going to stay with my friend for a while.
Hâlâ bir sürü zamanımız kaldı.We still have plenty of time left.
Kalkmak için vakit hâlâ çok erken.It's still too early to get up.
Lütfen temasta kal.Please keep in touch.
Öncelikle erken kalkman gerekiyor.In the first place it's necessary for you to get up early.
Rahibe Teresa Hindistan, Kalküta'da yaşamış ve çalışmış Katolik bir rahibeydi.Mother Teresa was a Catholic nun who lived and worked in Calcutta, India.
Mike her zaman sakin kalır.Mike always stays cool.
Acele et, Martin. Zaten geç kaldık!Hurry up, Martin. We're already late!
Bayan White Tom'un okuldan sonra kalmasını emretti.Ms. White ordered that Tom should stay after school.
Bob son treni kaçırdı ve bir taksiye binmek zorunda kaldı.Bob missed the last train and had to take a taxi.
Bob'a kalırsa, bir şey dönüyor. Buna karşılık, Jane çok dikkatli.As far as Bob is concerned, anything goes. By contrast, Jane is very cautious.
Çok az kağıt kaldı.There's very little paper left.
Otelde kalmayı planlıyorum.I'm planning to stay at the hotel.
Cebimde kalmış para bulmadım.I found no money left in my pocket.
Cebinden bir kalem sarkıyor.A pencil is sticking out of your pocket.
Gece geç saatlere kadar kalmaya alışkın değilim.I'm not used to staying up late at night.
Bu işe kalbimi vereceğim.I am going to put my heart into the work.
O iş için daha çok erkek atamak zorunda kaldım.I have to assign more men to that work.
Numarayı çevirmeden önce alıcıyı kaldırmayı unuttum.I forgot to lift the receiver before dialing the number.
Benim dolma kalemim sizinki kadar iyi değil.My pen isn't as good as yours.
Benim dolma kalem ile ne yaptın? Bir dakika önce buradaydı.What have you done with my pen? It was here a minute ago.
Geri kalan her şey iyi.Everything else is fine.
Formu tükenmez kalemle doldurun.Fill out the form in ballpoint.
Bir tükenmez kalem ile yazın.Write with a ballpoint pen.
Tükenmez kalemle yazar mısın?Will you write with a ballpoint pen?
Paul randevusuna geç kalmamayı bir kural olarak benimsiyor.Paul makes it a rule not to be late for his appointments.
Salonda büyük bir kalabalık vardı.There was a large crowd in the hall.
Kalemini bana ödünç verir misin?Would you lend me your pen?
Bir kalemin var mı?Do you have a pen?
Ben senin kalemini ödünç alabilir miyim?Can I borrow your pen?
Bana dolma kalemini ödünç verir misin?Would you mind lending me your pen?
Kalemi bana iletin.Pass me the pen.
Ben senin kalemini ödünç alabilir?May I borrow your pen?
Dolma kalemini ödünç alabilir miyim?May I borrow your pen?
Kalem kılıçtan daha güçlüdür.The pen is mightier than the sword.
Lütfen adını dolma kalemle yaz.Please write your name in pen.
Bir kalemle boşlukları doldurmalısın.You must fill the blanks in with a pen.
Boya kalkmış.The paint is off.
Bir kaleme ihtiyacınız varsa, size bir tane ödünç veririm.If you need a pen, I'll lend you one.
Eğer bir kalem istiyorsan, sana bir tane ödünç verebilirim.If you want a pen, I will lend you one.
Bir dolma kalemin mi yoksa bir kurşun kalemin mi var.Do you have a pen or pencil?
Bir dolma kalemin veya kurşun kalemin var mı?Do you have a pen or a pencil?
Yılanı görünce donup kaldım.I froze at the sight of the snake.
Yatakta kalamazsın.You must not stay in bed.
Beth çok sıkı çalışmak zorunda kaldı, ve şimdi o aç ve bitkin.Beth had to work very hard, and now she is hungry and exhausted.
O bir gün bile şarapsız kalamayacağını söylüyor.He says he can't go without wine even for a day.
Şişenin dibinde kalmış biraz su vardı.There was a little water left in the bottom of the bottle.
Şişede biraz süt kaldı.There is a little milk left in the bottle.
Şişede kalmış biraz şarap var.There is little wine left in the bottle.
Bill çok erken kalktı ve ilk treni yakaladı.Bill got up so early that he caught the first train.
Bill her zamanki gibi okula geç kalmıştı.Bill was late for school as usual.
Bill 20 dakika geç kaldı. Bir yerde kaybolmuş olmalı.Bill is 20 minutes late. He must have gotten lost somewhere.
Hillside Hotel'da kalmayı planlıyorum.I'm planning to stay at the Hillside Hotel.

İlgili Sayfalar