kal ile cümle

kal kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
5
ORT. KELİME
Ailemde en erken o kalkar.She gets up the earliest in my family.
Kendi geçimini kazanmak zorunda kalacak.She will have to earn her own living.
Kendi gitmek zorunda kaldı.She had to go herself.
Elbisesini tek başına değiştirmek zorunda kaldı.She had to alter her dress by herself.
O, fikrini ifade etmede geri kalmış.She is backward in expressing her opinion.
O, kaderini kabul etmek zorunda kaldı.She had to accept her fate.
O kaderi kabul etmek zorunda kaldı.She had to accept her fate.
O, sözlerini dikkatle seçmek zorunda kaldı.She had to choose her words carefully.
O bir soru sormak istediği için elini kaldırdı.As she wanted to ask a question, she raised her hand.
O, arabası olmadığı için evde kaldı.She stayed at home as she didn't have a car.
O elini kaldırdı.She raised her hand.
O, dışarı çıkma yerine bütün gün evde kaldı.She stayed at home all day instead of going out.
O, bir süre orada kaldı.She stayed there for a moment.
Kalenin yanındaki küçük bir otelde kalıyor.She is staying at a little hotel by the castle.
Bulaşıkları masadan kaldırdı.She cleared away the dishes from the table.
Onun nazik bir kalbi vardı.She has a gentle heart.
Onun nazik bir kalbi var.She has a kind heart.
Müşfik bir kalbi var.She has a kind heart.
O bütün kalbiyle şarkı söylerken seyirci derinden etkilendi.As she sang with all her heart, the audience was deeply moved.
O, kalbinin hızlı çarptığını hissetti.She felt her heart beat quickly.
Onun kalbinin hızlı çarptığını hissettim.She felt her heart beating fast.
O, kalabalıkta kendini kaybetti.She lost herself in the crowd.
O, kalabalıkta adının çağrıldığını duydu.She heard her name called out in the crowd.
Birkaç gün otelde kaldı.She stayed at the hotel for several days.
O erken kalkan biridir.She is an early riser.
O erken kalkmaya alışkındır.She is used to getting up early.
Kalışını beş gün uzattı.She extended her stay by five days.
Muazzam kalabalıkta arkadaşını gözden kaybetti.She lost sight of her friend in the huge crowd.
O neden geç kaldığını açıkladı.She explained the reason why she was late.
O geç kalabilir, bu durumda biz bekleyeceğiz.She may be late, in which case we will wait.
O acele etti, böylece geç kalmadı.She hurried so she wouldn't be late.
Geç kaldığı için özür diledi.She made an excuse for being late.
O geç kalkan biridir.She is a late riser.
O, kasabanın sosyal kalıplarına uymayacak.She won't conform to the town's social patterns.
Telefona cevap vermek için ayağa kalktı.She stood up to answer the phone.
Kızgındı. Sessiz kalmasının sebebi budur.She was angry. That is why she remained silent.
O kızgındı. Sessiz kalmasının nedeni budur.She was angry. That is why she remained silent.
O, başını kaldırdı.She held up her head.
Başını kaldırdı ve ona baktı.She lifted up her head and looked at him.
O, burada tek başına kaldı.She stayed here by herself.
O utangaç ve her zaman arka planda kalır.She is shy and always remains in the background.
O, Japonya'da kalıyorken sık sık Kyoto'yu ziyaret etti.While she was staying in Japan, she often visited Kyoto.
Pazar sabahları geç kalkar.She gets up late on Sunday mornings.
O, geç kaldığı için onu eleştirdi.She criticized him for being late.
Genellikle o erken kalkar.In general, she is an early riser.
O bir odada kilitli kaldı.She was locked up in a room.
Hoşça kal demeden uzaklaştı.She walked away without saying good bye.
Hoşça kal demeden yürüdü gitti.She walked away without saying good bye.
Örgüsünü bir kenara koydu ve ayağa kalktı.She put her knitting aside and stood up.
Onun mücevher kutusunu elden çıkarmak zorunda kaldı.She had to part with her jewelry box.
O her sabah altıda kalktığını söyledi.She said that she gets up at six every morning.
O her sabah erken kalkar.She gets up early every morning.
Gözlerindeki yaşlarla ayağa kalktı.She rose to her feet with tears in her eyes.
O, sözüne sadık kalmayacaktır.She will not stick to her word.
Akşam yemeğine geç kalacak.She will be late for dinner.
O geldi, ama uzun kalmadı.She did come, but didn't stay long.
Gelecek ay işini bırakmak zorunda kalabilir.She may have to quit her job next month.
O kalkmak için çabaladı.She struggled to get up.
Ayağa kalktı ve pencereye doğru yürüdü.She stood up and walked to the window.
O, yemek yapmak zorunda olduğu için her sabah erken kalkar.Every morning she gets up early because she has to cook.

İlgili Sayfalar