kal ile cümle
kal kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
5
ORT. KELİME
Onlar mekandan uzak kaldılar.They stayed away from the place.
Onlar güzel manzaraya hayran kaldı.They admired the lovely scenery.
O kadar erken kalkamayacaklar.They won't be able to get up so early.
Kaleyi kızıl derililere terk etti.They abandoned the fort to the Indians.
Onlar kaleyi düşmana terk ettiler.They abandoned the fort to the enemy.
İşlerinde kalma mücadelesi veriyorlar.They are struggling to survive in business.
Onların hepsi sessiz kaldılar.All of them remained silent.
Onlar iyi arkadaş kaldı.They remained good friends.
Bir hafta boyunca otelde kaldılar.They stayed at the hotel for a week.
Bütün gün evde kalmak zorundaydılar.They had to stay at home all day.
Kitabı defalarca okumak zorunda kaldılar.They had to read the book many times.
Onlar kalabalıkta Tom'u buldular.They found Tom in the crowd.
Onlar kalabalığın arasında kendilerine yol açtılar.They made their way through the crowd.
Eski kısıtlamayı kaldırmaya karar verdiler.They decided to abolish the old restriction.
Eski sistemi kaldırdılar.They did away with the old system.
Onlar yarım saattir sıkışık bir trafikte saplanıp kaldılar.They were hung up in a traffic jam for half an hour.
Onlar yüksek kalitede ürünler sunarak müşteri çekerler.They attract customers by offering high-quality goods.
Onlar sadece kendi çocuklarının hatırı için birlikte kaldılar.They only stayed together for the sake of their children.
Kobe'de yeni bir otelde kaldılar.They stayed at a new hotel in Kobe.
Başkana suikast düzenlemeye kalkıştılar.They attempted to assassinate the president.
Sanırım onlar geç kalacak.I think that they will be late.
Onlar sabah erken kalkarlar mı?Do they get up early in the morning?
Onu itinayla ambulansa kaldırdılar.They lifted him carefully into the ambulance.
Ona zarar vermekten korktukları için sessiz kaldılar.They kept silent for fear of offending her.
Giderlerini kısmak zorunda kalacaklar.They will have to cut down their expenses.
Kaldırımın karını temizlediler.They cleared the pavement of snow.
Onlar kürekle kaldırımdan karı temizliyorlardı.They were clearing the snow from the sidewalk with a shovel.
Şapkalarını kaldırarak birbirlerini selamlıyorlardı.They saluted each other by raising their hats.
Onlar arkadaş kaldı.They remained friends.
Sahip oldukları parayı kullanmak zorunda kaldılar.They had had to use what money they had.
O geç kaldığında canım onu azarlamak istedi ama dilimi tuttum.When she was late, I felt like scolding her, but I held my tongue.
O, odaya girdiğinde, o ayağa kalktı.When she entered the room, he got to his feet.
Onun düşmesini engellemek için onu tutmak zorunda kaldım.I had to grab her to keep her from falling.
Dün evde kalmadık.We didn't stay home yesterday.
Nagasaki'yi o kadar çok sevdiler ki, orada bir hafta kaldılar.They loved Nagasaki so much that they stayed there for a week.
Ben onunla boşuna dost kalmaya çalıştım.I tried to keep in with her in vain.
O Kanadalı bir öğrencidir, amcamla birlikte kalıyor.She is a student from Canada, staying with my uncle.
Onu gördüğüm her an kalbim hızlı çarpıyor.My heart beats fast each time I see her.
Çoğu zaman olduğu gibi o, bu öğleden sonra toplantı için geç kaldı.As is often the case with her, she was late for the meeting this afternoon.
Ondan uzak kal.You stay away from her.
Onun amcası Londra'da mı kalıyordu?Was her uncle staying in London?
Onun perfomansına hayran kaldım.I was fascinated by her performance.
Onun evinde kalırken bana büyük bir oda verdi.She gave me a large room while I stayed at her house.
Kalbi sevinçten zıpladı.Her heart jumped for joy.
Onun kalbi azimle kaplanmıştı.Her heart was dominated by ambition.
Onun kalbi korkudan şiddetle çarpıyor.Her heart beat fast from fear.
Onun geliş haberi kalabalığı heyecanlandırdı.The news of her arrival excited the crowd.
Onun babası bir kalp krizinin bir sonucu olarak bir yatalak oldu.Her father became an invalid as a result of a heart attack.
Nobel ödülünü kazandıktan sonra her zamanki kadar mütevazı kaldı.After winning the Nobel prize, she remained as modest as ever.
O, okula geç kalmaya eğilimlidir.She tends to be late for school.
Olduğu yerde kalması için ısrar etti.She insisted that he should stay where he was.
Hoşça kal demeden odadan ayrıldı.She left the room without saying goodbye.
19 Ağustos 1946'da Kaliforniya'da doğdu.She was born in 1946, on August 19, in California.
Kendi başına evde kaldı.She stayed at home by herself.
O bütün gün evde kaldı.She stayed in the house all day.
O her sabah altıda kalkmayı kural haline getirmektedir.She makes it a rule to get up at six every morning.
Onun otelde kalıp kalmadığını merak ediyorum.I wonder if she is staying at that hotel.
O her zaman altıda kalkar.She always gets up at six.
O her zaman soğuk kalpli.She is always cold-hearted.
Oriental Hotel'da kalmayı planlıyor.She plans to stay at the Oriental Hotel.